AnaSayfa»Dünya»Merkel’in eli daha da güçlendi

Merkel’in eli daha da güçlendi

3
Paylaşımlar
Pinterest Google+

HABER-ANALİZ | SEMİH ARDIÇ

Federal Almanya Meclisi’nin (Bundestag) yeni üyeleri 24 Eylül’de yapılan seçimle belirlendi. 61 milyon seçmenden 47 milyonunun oy kullandığı seçimden iki mesaj çıktı.   Seçmen iktidar partilerine verdiği desteği yüzde 14 aşağı çekti. Buna mukabil radikal sağ görüşlere sahip Almanya İçin Alternatif (AfD) hareketi yüzde 13 gibi bir halk desteğine ulaştı ve Meclis’e 94 vekil gönderdi.

Koalisyon ihtimallerini müzakere etmeden muhalefet cenahına ışık tutalım. Martin Schulz’un partisi SPD, yüzde 5’lik gerilemeyi ifade eden seçim hezimetini dört senedir iktidarda olmakla irtibatlandırdı ve 2021’e kadar Federal Meclis’te ana muhalefet vazifesini üstleneceğini ilan etti. SPD’nin tarihindeki en ağır seçim mağlubiyetinin yaralarını sarmak için biraz muhasebe ve yenilenmeye ihtiyacı olacak. Bunun için de yine büyük koalisyonun ikinci ortağı olması mümkünken icranın uzağında kalmayı tercih etti.

AfD’NİN ÜÇÜNCÜ PARTİ OLMASI NEYİ DEĞİŞTİRECEK?

Sosyal Demokratlar’ın (SPD) bu hamlesinin Almanya Anayasası’nın dört temel prensibinden üçüne sahip çıkmakla da alakası var. İslamiyet ve mültecilere dair sert beyanları benimseyen AfD anketlerde üçüncü parti olarak görünüyordu. Seçimde tahminlerin 2 puan fevkinde bir netice elde etti o kadar.

Birilerinin iddia ettiği gibi AfD’nin halihazırda Almanya’yı demokrasi ve insan haklarından uzaklaştırma ihtimali yok. Marjinal fikirlere sahip insanların Meclis’te temsil hakkının bulunması demokrasi adına artı bir değerdir. Açılan bu kanal bahse konu kesimlerin daha fazla radikalleşmesine mâni olduğu gibi onların da hissiyatının kanun yapıcı iradede tecelli etmesi içtimaî ahenk adına fayda bile sağlayacaktır.

HALKIN DİKTATÖRLÜĞE DİRENME HAKKI VAR

1949’da kabul edilen Anayasa’ya göre Federal Almanya Cumhuriyeti ‘demokratik, sosyal ve hukukun üstünlüğü’ prensipleri üzerine kuruldu. AfD üçüncü parti oldu diye bu prensiplerden taviz verilmesini kimse beklemesin. Anayasa bu prensiplerin iktidar ya da başka güç odakları tarafından cebren değiştirilmek istendiği hallerde halka direniş hakkı dahi tanıyor. AfD de yasama organında bu Anayasa’ya bağlı kalarak çalışacaktır.

ALMANYA ANAYASASI ‘ÖNCE İNSAN’ DİYOR

Anayasa’nın ilk maddesinde ‘İnsanın onur ve haysiyetinin korunması’ başlığı altında şu hükümler dercedilmiş:

(1) İnsanın onur ve haysiyeti dokunulmazdır. Tüm devlet erki ona saygı göstermek ve onu korumakla yükümlüdür.

(2) Alman Milleti, bu sebeple dokunulmaz ve devredilmez insan haklarını, yeryüzünde her insan topluluğunun, barışın ve adaletin temeli olarak kabul eder.

(3) Aşağıda belirlenen temel haklar, yasama, yürütme ve yargı organlarını doğrudan doğruya bağlar.

SPD, AfD’NİN ANA MUHALEFET YOLUNU TIKADI

Almanlar yeni bir Hitler devri yaşamak ve başkalarına aynı acıları yeniden yaşatmak istemediği gibi zaten Anayasa tereddüde mahal bırakmayacak biçimde siyasetçileri böyle bir hevesten men ediyor.

Seçim akşamı AfD binaları önünde demokratik hakkını kullanan göstericilerin verdiği mesajları diğer partiler kadar herhalde AfD’liler de not etmiştir. Protesto gösterileri halkın Anayasa’nın teminat altına aldığı temel hak ve hürriyetlerin takipçisi olacağının işaretiydi. SPD’nin koalisyon kapısını kapatması aynı zamanda AfD’yi ana muhalefetin eşiğinden çevirdi. En büyük muhalefet partisi olamayacak bu zafere rağmen. İlaveten AfD göçmen muhalifliği ve ayrıştırıcı söylemin rüzgarıyla yakaladığı oyları yeni yasama döneminde bir nebze kaybedebilir.

MERKEL MESAJI ALDI, ENDİŞELERİ GİDERECEK

Şansölye Angela Merkel, halkın göçmen siyasetine dair düştüğü şerhi elbette kale alacaktır. Ekonominin 2008 krizini aşması, işsizliğin azalması ve Avrupa Birliği’nin (AB) Merkel’in hamleleri sayesinde dağılmaktan kurtulmasından duyulan memnuniyet kadar gayr-i memnunların mevcudiyeti gözardı edilemez. Merkel yukarıdaki hususlarda başarılı olmasaydı iktidarı tamamen kaybedecekti.

Elhak, göçmen (mülteci) krizinin patlak verdiği 2015 senesinin şuur altı müktesebatı sandığa aksetti. Amma velakin buradan radikal bir siyaset değişikliği beklenmemeli. Muhtemelen Merkel ve müşavirleri, göçmenlerin Almanya’ya intibakı ve ekonomiye sundukları aktif katkı hakkında yeni bir iletişim stratejisi üzerinde çalışmaya başlamıştır bile. Halkın endişelerini bertaraf edecek mesajlar AfD’ye giden seçmeni geri getirebilir.

Merkel’in bu bahiste imza attığı başarıları daha etkili şekilde her fırsatta anlatmasında fayda var. Zira Almanya, göç dalgasına rağmen kısa müddette mültecilere sağlık, eğitim ve çalışma imkânları sunacak bir altyapı tesis etti. Mültecilerin ihtiyaçlarının karşılanması için her sene 10 milyon Euro’dan fazla kaynak tahsis ediliyor.

MÜLTECİ KRİZİ ÇOKTAN AŞILDI

Yeri gelmişken belirteyim: Yaşlı bir nüfusa sahip Almanya’nın sanayi ve hizmetler için senelik ortalama 300 bin civarında genç iş gücüne ihtiyacı var. Son göç dalgası üzerinden bu ihtiyacı karşılama yoluna gidiliyor. Bu dönemde atılan adımların meyveleri birkaç sene içinde fazlasıyla toplanacak. Senelik büyüme oranının yüzde 2’ye yaklaşmasında demografik dinamiğin katkısı hafife alınmamalı.

Kaldı ki AfD gibi radikal milliyetçi birkaç partinin aleyhte propaganda faaliyetine rağmen Merkel’in iktidarda kalmış olması göçmen siyasetine desteğin devam ettiğini gösteriyor. Hristiyan Birlik partileri (CDU/CSU) ile SPD’nin kaybettiği seçmenin hepsinin AfD’ye de gitmediğinin altını çizelim. İktidardan uzaklaşan seçmen AfD, liberaller, sol parti ve Yeşiller arasında dağıldı. En fazla oy alana daha fazla gitse de seçmen iktidarla muhalefet arasında dengeli bir dağılım yaptı.

Almanya köklü bir demokrasi. Sandıktan çıkan her mesajı idrak edebilecek ve bu zorlukların üstesinden gelebilecek siyasî tecrübeye sahip. Fikirlerin çatışmasından daha iyi kanunlar, kararlar çıkacaktır. Merkel’in oyları düştü evet. Koalisyondan haricinde kalan muhalefet partilerinin de zayıf kalacağı bir dönem olacağı unutulmamalı.

KOALİSYON İHTİMALLERİ NEDİR?

Başbakan Angela Merkel’i destekleyen Hristiyan Birlik partilerinin (CDU/CSU) halk desteği 2013’e nazaran yüzde 8,5 gerilese de Merkel koalisyon hükûmeti kurabilecek ekseriyeti yakaladı. Yüzde 33’lük oy oranı ve 246 sandalyeye ulaşan Merkel’in salt ekseriyet (355) için 109 sandalyeye daha ihtiyacı var. Lazım gelen 109 sandalye için en kuvvetli ihtimal Jamaika koalisyonu. Almanya’da Hristiyan Birlik partileri siyah, liberaller sarı, yeşiller de yeşil renkle telaffuz ediliyor. Bu üç renk de Jamaika bayrağında bulunuyor. Büyük koalisyon olmadığında hemen Jamaika akla geliyor.

24 Eylül’de sandıktan çıkan neticelere rağmen Merkel, Batı dünyasının önde gelen siyasî figürlerinden biri olmaya devam edecek. Şeffaf ve derin bir demokratik devlet olarak bütün zorlukların üstesinden geleceğine dair bir tereddüt yok. New York Times gazetesi Merkel için ‘Avrupa fikrinin muhafızı’ ifadesini kullanmıştı.

TÜRKİYE İLE MÜZAKERELERİ DURDURABİLİR

DW’de yer alan şu ifadenin altını çizdim: “Merkel kendi ifadesiyle ‘yarı batık bir enkaz’ olarak vazifesini bırakmak istemediğine göre dördüncü görev süresine sağlık ve siyasî açılardan güveniyor.”

Merkel, ‘Türkiye’nin mevcut haliyle AB müzakerelerine devam edemeyeceğine’ dair beyanatının da bizzat takipçisi olacaktır. Ekim ayı ortasında AB liderlerini en azından müzakereleri askıya almak için ikna etmeye çalışacak ki Merkel’e rağmen ‘olmaz, müzakereler devam etsin’ denilme ihtimali çok zayıf.

Evvela yemin merasimi. Akabinde hükûmeti kurma vazifesi var. Gelinen noktada Merkel’in Sosyal Demokratlar ile Büyük Koalisyon’a devam etmesi ihtimali yok denecek kadar az. Zaten SPD bunu istemediğini söyledi. Geriye Hristiyan Birlik, Hür Demokrat (Liberaller) ve Yeşiller’den müteşekkil koalisyon kalıyor. Bu ihtimal dahilinde koalisyon müzakereleri daha evvelkilere nazaran uzun sürebilir. Bu pazarlıklarda Merkel’in mevcudiyeti istikrar için en büyük teminat olacaktır.

Başladığı bir işi tamamlamakla meşhur Merkel ne diyordu: “Beni tanıyorsunuz.”

KOALİSYON ORTAKLARI (CDU/CSU İLE SPD) YÜZDE 15’E YAKIN OY KAYBETTİ*

Önceki Yazıları:
Melih Gökçek’in raf temizliği - 16 Eki 2017
MTV’de ölümü gösterdiler: Yüzde 25’e razı ettiler - 14 Eki 2017
Saray, Sabah’ı feda edemez - 13 Eki 2017
TL’den uzaklaşın raporları kaldığı yerden… - 11 Eki 2017
Vize krizinin ilk gün faturası: 78,2 milyar lira - 10 Eki 2017
37 milyar liralık sır - 10 Eki 2017
İşsizlik Fonu’nda kayıp keşke 552 milyon lira olsa - 09 Eki 2017
Türk Lirası’nı zor günler bekliyor - 07 Eki 2017
Kim müflis tüccara altın emanet eder ki? - 05 Eki 2017
Enflasyonda bunlar iyi günlerimiz - 04 Eki 2017
önceki yazı

Kritik sorular ve kapıda bekleyen üç bela...

Sonraki yazı

Misvak, diş macununu döver!

1 Yorum

  1. Esma Nur
    26 Eylül 2017 at 16:13 — Cevapla

    “Mültecilerin ihtiyaçlarının karşılanması için her sene 10 milyon Euro’dan fazla kaynak tahsis ediliyor” denilmiş; mürettip hatası mə acaba? Bu miktar, sadece 2015’te bir milyon mülteci kabul eden bir ülke için çok düşük gibi duruyor…

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir