Kurumsal çöküş ve ağır bedeli…

Karikatür | İbrahim Özdabak, Yeni Asya

YORUM | ERHAN BAŞYURT

Türkiye, ekonomik ve siyasi krizi iç içe yaşıyor.

Siyasal sistem dönüştükçe, ekonomi tökezliyor.

‘Tek adam’ rejimlerinin fıtratında var bu bozulma…

Otoriterleşen, diktatörlük ile yönetilen hiçbir ‘tek adam’ rejimi yok ki, halkı fakirleşmemiş olsun!

‘Tek adam’ tarafından yönetilen hiç bir ülke yok ki, halkı hukuka ve özgürlüklere hasret kalmamış olsun!

Türk halkı, ‘tek adam’ rejiminde karar kılmanın acı faturasını her geçen gün ağırlaşan şekilde ödüyor.

***

Tek adam rejimi, keyfiliktir.

Tek kişinin ağzından çıkanın hayata geçirilmesi ve tek kişiye kimsenin gerçeği söyleyememesi demektir…

Tek adam, siyasi ve maddi hırsları, ailesi ve yakınlarına olan zaafı ile ülkeyi uçuruma götürürken, kimse gerçeği söylemeye cesaret edemez.

Söylemeye cesaret edenler de, susturulur. Hapse atılır. Dövülür. Öldürülür…

Sevgiden değil korkudan eleştiremez halk, biat etmese de baş kaldırmaya da cesaret edemez!

Biat edenlerin çoğu da, bildikleri için değil, gerçeği öğrenmeleri engellendiği için, yalanlar ve algı operasyonlarının kıskacında yoğruldukları için sessiz kalırlar!

Türkiye maalesef bu acı noktaya doğru sürükleniyor.

***

Kuvvetler ayrılığı, kontrol ve denge mekanizması yok edildi…

Yürütme de yasama da yargı da ‘tek adam’ın kontrolünde.

Havuz medyasının amiral gemisi, yandaş basının kaptanı, Sabah Gazetesi’nin başyazarı Mehmet Barlas bile Hadi Özışık’a verdiği röportajda bakın ne diyor;

‘’TEK ADAM… Hem siyaseten hem fiilen tek adam… Ciddi kararlar veriyor. Uluslararası alanda hem iç politikada. Gücü tartışılmaz bir adam. Atatürk’ten daha güçlü yani açıkçası…’’

Tek başına kararname yani kanun çıkarabiliyor. Bakanları o atıyor, iktidar partisinin vekillerini o belirliyor, Meclis’te istediği yasaya çıkarttırıyor. Yargı mensuplarını o atıyor. İstediği her karar çıkıyor istemediği hiçbir karar çıkmıyor…

Barlas tespitlerinde haklı değil mi? Sadece Atatürk’e haksızlık ettiğini düşünüyorum. Erdoğan’ın öykündüğü şey aslında tek partili dönemde CHP’nin genel başkanı olarak Cumhurbaşkanlığı yapan Atatürk’ü, çok partili dönemde AKP’nin genel başkanı olarak tekrar etmek!

Meclis’in bağımsız yasa çıkarması, yargının bağımsız karar vermesi, yürütmeye hesap sorulması artık imkansız…

Denge ve denetim yok edildi, tüm erkler ‘tek adam’da toplandı.

***

Tüm bunların sonucu olarak iktidara artık hesap sorulamıyor…

Belediyelerden yolsuzluk akıyor, hesap sorulamıyor.

Rüşvete suçüstü yapılıyor, hesap sorulamıyor.

Görevi suistimal tespit ediliyor, hesap sorulamıyor.

Sayıştay kamu kurumlarına ilişkin denetim raporlarını ‘sansürsüz’ yayınlayamıyor.

Erdoğan’a twitter’den hakaret edenler tutuklanıyor, ama Erdoğan’ı veya iktidarın küçük ortağı Bahçeli’yi eleştiren gazeteciler evlerinin kapısında sopayla dövülüyor, komalık ediliyor serbest bırakılıyorlar.

İktidar, hesap vermeden istediği gibi yürütüyor ülkeyi.

Düşünün kaç gündür Üçüncü Havalimanı’na ilişkin tartışmalar yaşanıyor.

Meğer Atatürk Havalimanı, Avrupa’nın en büyük üçüncü havalimanı olarak sadece 1 buçuk milyar dolarlık ek bir yatırımla 2030’a kadar yeterliymiş.

Üstelik bu ifşaatı yapan da THY’nin eski Yönetim Kurulu Başkanı AKP’li Hamdi Topçu…

Ama iktidar 20 milyar dolara ihale edilen Üçüncü Havalimanı’nı yeni rant oluşturmak için boş yere tercih etmiş!

Üstelik havalimanı Hazine garantisinde… Kapısına kilit vursanız, 20 yıl istisnasız yandaş işadamlarına halkın cebinden 20 milyar doları ödeyeceksiniz…

Bunun gibi onlarca vak’a var. Halkın vergileriyle gerçekleşen müthiş israfın hesabı sorulamıyor.

Ve kaçınılmaz olarak bir avuç yandaş zenginleşirken halk daha da fakirleşiyor…

***

Halkın çıkarlarının korunması için oluşturulan özerk kurum ve kuruluşlar da birer birer çökertiliyor.

Hakim ve Savcılar Kurulu, Yüksek Seçim Kurulu, Merkez Bankası, Sermaye Piyasası Kurulu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Yüksek Öğretim Kurulu, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu…

Siyasi amaçlı kullanılmasın ve siyasi kaygı gütmeden doğru kararlar alabilsin diye özerk hale getirilen hangi kurum sizce bugün halen özgür?

Merkez Bankası, gerektiği gibi faiz kararı alamıyor, rezervlerini siyasi talimatla seçim için tüketiyor…

HSK malum… 15 Temmuz sonrası 4 bin hakim ve savcıyı fişlemeye dayalı görevden alarak, iktidara hukuksuzluklarını icra edebilmesi için alan açtı… O hakim ve savcıların bir kısmı halen tek kişilik hücrede işkence görüyor… İktidarın istemediği kararları veren hakimleri sürmek veya hapse atmakla meşguller…

YSK, İstanbul’da seçimi tekrar gerekçesiyle özerkliğini kaybettiğini ortaya koydu.

Erdoğan 4 Mayıs’ta açıklama yaptı:

“Sandıkta memur değil de bankadaki sözleşmeli işçiler görevlendirilirse bunun üzerinde hala neyi düşünüyoruz?… Bir şaibe, yolsuzluk var ve bunun ortadan kaldırılması hem YSK‘yi aklayacaktır hem de milletimizin gönlü ferah hale gelecektir’’.

3 gün sonra YSK, tam da Erdoğan’ın belirttiği bu gerekçeye dayalı olarak İstanbul’da seçimi iptal etti.

Sandıkta memur olmayanlar her seçimde görevlendirildiği halde, İstanbul dışındaki illerde de görevli oldukları halde, hatta aynı görevlilerin olduğu İstanbul’daki ilçeler de bile seçimler iptal edilmedi.

Üstelik bu sandık görevlilerini oraya atayan da yine YSK’nın kendisi… Kendi rutin uygulamalarını sadece İstanbul’da AKP’nin kaybettiği seçimi yenilemek için gerekçe yaptılar.

Demokrasinin tabutuna son çiviyi çaktılar. Sandığa yansıyan milli iradeyi değil, iktidarın talimatına göre her türlü hukuksuz kararı alabileceklerini ortaya koydular.

Merkez Bankası, SPK, BDDK, YÖK, RTÜK… bu kurumlara girmiyorum bile…

***

Kurumsal çöküş iktidarı daha fazla otoriterleşmeye, otoriterleşme de güce hizmet edenleri hukuksuz davranmaya sürüklüyor.

Kötü muamele ve işkence artık iktidarın şiarı haline geldi.

Sadece bir hafta içinde Urfa Halfeti ve Ankara’da yaşananlar iktidarın ülkeyi nasıl bir uçuruma sürüklediğini anlatmak için yeterli.

Evinden gece yarısı alınan siviller… Ters kelepçe… Elektrik vermek…Copla tecavüz…

Ankara Barosu açıkladı… Başkentte işkence Dışişleri’nde diplomat olarak görev yapanlara uygulanıyor. Bundan ötesi var mı bilmiyorum?

İktidar otoriterleştikçe, bürokratları, kolluk güçleri de hesap sorulmayacağı düşüncesiyle insanlıktan çıkıyor.

Zaman aşımı olmayan insanlık suçu işliyorlar…

***

Ülke, ’tek adam’ rejimine geçiş yaparken açık bir kurumsal çöküş yaşıyor.

Hukuk ve özerk kurumlarda çöküş, ekonomiye doğrudan yansıyor.

Sermaye kaçıyor. Borç artıyor. Faiz yükseliyor. Para değer kaybediyor. Halk her geçen gün biraz daha fakirleşiyor.

Halk da ülke de ağır bedel ödüyor…

İktidar ise, güç sarhoşluğu içinde veya gücü elinde tutma kaygısıyla insanlıktan çıkıyor. Çökerttiği sistemin altında kalmaya hızla yaklaşıyor.  

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin