Karar alma süreçlerinde yerelleşme, liyakat, yeterince temsil edilme, ortak akıl -2

YORUM | Prof. Dr. OSMAN ŞAHİN

Hocaefendi de kendisine sorulan meselelerde öncelikle meselenin yerelde ele alınıp alınmadığını sormuşlar ve bu yerel değerlendirmeler üzerine bina ederek fikirlerini beyan etmişlerdir.  Yerelden anlaşılması gereken en tepe yönetimler değildir. Yerelde değerlendirmek, ilgili birimlere, kılcallara kadar inerek meselelerin istişare edilmesini sağlamak anlamında ele alınmalıdır.

İstişarelerde arzu ettikleri neticeleri elde edemeyen idarecilerin, meseleleri üst kurullara taşıyarak amaçlarına ulaşma taktiği…

Hocaefendi yöneticilerin istişare ruhuna aykırı bu davranışları hakkında şunları söylemektedir: “Maalesef bu, günümüzün en önemli problemlerinden biridir. Birileri başkalarının fikirlerine kulak asmadıklarından ve onları ciddiye almadıklarından ötürü meseleleri yukarıya hep yanlış intikal ettiriyor ve oralarda yanlış hükümlere varılmasına sebep oluyorlar. Danışmanlar, özel kalem müdürleri, korumalar veya mabeyni oluşturan daha başka kişiler, toplumla yöneticiler arasında perde olduklarından idarecileri toplumdan koparıyor ve her iki tarafın birbirini doğru bir şekilde görmesine ve anlamasına engel teşkil ediyorlar.”

Normal istişarelerde arzu ettikleri neticeleri elde edemeyen bazı idarecilerin, bu hususu bir de üst istişare heyetine götürelim demek suretiyle kaçamak yapmaları da söz konusu olabilmektedir. Bu şekilde mevzu bir üst kurula onlar tarafından götürülecek, bu kurulda mevzular onların arzu ettiği şekilde dillendirilecek ve bu şekilde istedikleri kararlar alınabilecektir. Daha sonra bu kararlar idare edilenlere bir üst kurul kararı olarak takdim edilmek suretiyle dayatılmış olacaktır. Çok açıktır ki böyle bir davranışla karşılaşan insanlar, kendilerinin aklıyla dalga geçen ve usulsuzce istedikleri kararları aldırıp kendilerine dikte eden insanları ve bu kararları kabullenemeyeceklerdir. Sonuç itibarıyla umumi ahenk bozulacak, bireyler arasında uhuvvet sarsılacak, husumetler oluşacak, birlik ve beraberlik bozulacak ve hakkı verilmediğinden dolayı istişarelerden elde edilmesi beklenen neticeler gerçekleşmeyecektir.

Üst heyetlere alt heyetler tarafından değerlendirilerek ve olgunlaştırılarak alınmış kararlar gitmelidir. Hiç bir şekilde bir karar alınamıyorsa o zaman meseleler üst kurullara götürülmelidir. Burada da alt kurullardan müzakere edilen şekliyle bütün detaylar üst kurullara taşınabilmelidir. Yukarıda zikredilen usulsüzlüklere de meydan vermemek için farklı görüşleri paylaşanları da temsil edecek olan yeterli sayıda insanın da bu üst kurullara iştirakleri sağlanmalıdır.

Fethullah Gülen Hocaefendi’nin “Şeytani Fısıldaşmalar ve Kulis Faaliyetleri” isimli yazısında konu ile bazı diğer detaylar bulabilirsiniz. Hocaefendi bu yazıda kulis faaliyetlerinin yapılmasına cevaz verilebilmesi için çok sayıda şartların gerçekleştirilmesine ihtiyaç bulunduğunu vurguladıktan sonra şu önemli tesbitleri yapmaktadırlar: “Ayrıca, umumu alakadar eden meselelerin üç-beş kişi arasında ve hele tenkit nazarıyla fısıldaşılması vahdet-i ruhiyeyi zedeler ve kuvve-i maneviyeyi kırar. O türlü toplantı ve görüşmeler sadece şeytanı ve avenesini memnun eder… Nitekim,Cenâb-ı Allah,necvâ ile alakalı ayetlerin devamında,“Böyle meşrû olmayan kulisler, mü’minleri üzüntüye boğmak için şeytan tarafından telkin edilir. Ama, Allah dilemedikçe bu onlara asla zarar veremez. Onun için müminler de yalnız Allah’a güvenip dayansınlar.” buyurur.”

Üniversitelerdeki karar alma sürecleri örneği üzerinden konuşacak olursak…

Sonuç olarak kararlardan etkilenecekler ya bizzat veya onların kabul ettikleri ve onları tam anlamıyla temsil edebilecek birileri ile istişarelerde temsil edilmelidirler. Karar alma süreçleri oturmuş gelişmiş ülkelerde de bu şekilde uygulanmaktadır.

Bir örnek olarak üniversite öğrencilerine bile üniversite yönetiminde söz hakkı verilmesini gösterebiliriz. Öğrencileri daha iyi anlayabilecek ve alınan kararların onlar üzerindeki tesirlerini de en iyi bilecek yine öğrenciler olacağından, onlar ile ilgili bir takım kararların alındığı toplantılarda öğrencilerin de temsil edilmeleri bir zarurettir. Buna binaen öğrenciler tarafından seçilen bu temsilciler onları ilgilendiren toplantılara katılmaktadırlar ve doğrusu da budur. Benzer şekilde üniversite ve fakülte yönetim kurullarına her akademik grup adına temsilcilerin katılmasına önem verilmektedir.  Örneğin; yardımcı doçentleri temsilen bir, doçentleri temsilen bir ve professörleri temsilen bir kişi bu toplantılara katılmaktadırlar. İdareciler diğerlerinin durumunu tam anlayamacakları için, bunların idari vazifesi olmayanlardan seçilmesi gerekmektedir.

Bir üniversitede bölümlerle ile ilgili ilk karar alma mercii bölüm kurulu ve birim yönetim kurullarıdır. Karar alma süreci, öncelikle bölüm kurullarında başlar ve bölüm yönetim kuruluna gider.  Buradan çıkan kararlar, fakülte kurullarına taşınır ve fakülte bazında değerlendirmeler yapılır. Bu şekilde fakülte ve bölüm kurullarında kararlar olgunlaştırılmış olur. Bu kararlardan sadece gerekli olanlar daha üst kurullara, üniversite yönetim kurulu, senato veya mütevelli heyeti gibi kurullara gitmelidir. Bu kurullarda stratejik olarak kararların uygulanıp uygulanamayacağı, finansal yeterlilik gibi konular ele alınır.

Böyle olmayıp da alt birimlerde değerlendirilip olgunlaşmış bu kararlar yok sayılarak, tekrardan üst kurullarda sıfırdan başlayarak ve özellikle de bölümlerin ve fakültelerin yeterince temsil edilmediği üst kurullarda bölüm ve fakülteler hakkında kararlar alınırsa, bu istişare değildir. Bu bölüm ve fakülteler hakkında detaylara hakim olmayan, ilgisiz insanların kendi aralarında bir takım kararlar alıp aşağıya dikte etmeleridir.

Örneğin; finansman, satınalma, bütçe, inşaat vs. gibi konuların görüşüldüğü ve bu konuları temsil eden insanların çoğunlukta olduğu, akademik temsilin düşük olduğu mütevelli heyeti gibi bir kurulda, bölüm başkanının kim olacağına karar vermek, insanlara ve kurumun değerlerine karşı çok büyük bir haksızlık ve saygısızlık olacaktır ve istişareyle de alakası yoktur. Karar alma toplantısı, alakasız, gerekli bilgilere sahip olmayan, kararın yol açacağı etkileri bilemeyen yani ehil olmayan insanlarla yapılmıştır.

Böyle kararların isabetli olması beklenemez. Bu tarzda alınan kararların zararları, kurum ya da fertlerin özel ya da umumi hedefleri üzerinde önemli menfi tesirleri olacaktır. İnsanlar kendi görüşlerine değer verilmediğinden, karar alma sürecinden dışlandıklarından ve belki de muhtemel zararlarını da bildiklerinden dolayı bu kararları uygulamaya isteksiz olacaklardır. Beğenmeyecek, eleştirecek, ekip ruhu oluşamayacak, gıybet alıp yürüyecek, sinerji olmayacak, herkes birbiriyle didişecek ve sahip olunan insan sermayesi, maddi ve manevi imkanlar beyhude sarf edilip tüketilecektir. Bu kurumların, kısa vadeli bir hayatları olsa da bunlar kesinlikle uzun soluklu olamayacaklardır.

Hocaefendi’nin de ifadesiyle buna sebebiyet verenler de çevrelerinden hep nefret ve istiskal göreceklerdir.

1 YORUM

  1. Hep başkaları üzerinden anlatıyorsunuz. Şu kibri şimdi bari bırakın. 20 yıl önce “yaptığınız iş istişare değil, dikte etmektir” diyen biri olarak bunun geçmişinin o kadar da kısa olmadığını düşünüyorum.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin