Karar alma süreçlerinde yerelleşme, liyakat, yeterince temsil edilme, ortak akıl -1

YORUM | Prof. Dr. OSMAN ŞAHİN

Öncelikle meseleler ilgili birimlerde değerlendirilmelidir. Yani karardan etkilenecekler karar alma mekanizması içinde bulunmalıdırlar.Yerelleşmenin, istişareye bakan boyutu olarak da ifade edilebilecek bu prensibe göre, kararların etkileri, fayda ve zararları en güzel yereller/ilgili birimler tarafından bilinebilir. O birimin içini, işleyişini, alınan kararlardan nasıl etkileneceğini, birimler ve fertler üzerinde alınan kararların nasıl sonuçlara yol açabileceğini bilemeyen insanlarla istişare, istişare değildir. Dolayısıyla birimlerde/yerelde kritik edilip analizi yapılmış mevzular-varsa- bir üst kurula sevk edilmelidir.

Zaten bazı kararlar birimler içinde alınıp hayata geçirilebilmelidir. Fakat mahiyeti gereği, taşıdığı stratejik özelliklerine  binaen üst kurullara taşınması gerekebilir. Bu kurullarda da stratejik açıdan kararın uygulanabilirliği, umumi prensiplere ve hedeflere uygunluğu değerlendirilebilir.

Ortak akıl mı yoksa alınmış kararların dikte edilmesi mi?

Yapılan istişareden etkileneceklerin yeterince temsil edilmediği toplantılarda alınmış kararların kabul edilmesinin istenmesi, “Bu kararlar en a’li bir heyette görüşülerek alındı. Dolayısıyla bu kararlar bir ortak aklın neticesidir. Gelin ortak aklın bir neticesi olan ve a’li heyetlerde alınmış bu kararlara uyalım” denmesi, Allah Resulu’nun (sav) hayatı seniyelerinde tatbik etmiş oldukları istişarelerin ruhunun anlaşılmadığını göstermektedir.

Liyakat ve çoğulculuk prensibi…

Dar dairelerde,  konuşulan konularla ilgili tarafların temsil edilmediği, kararların uygulanacağı çevre, kültür ve toplum sosyolojisi gibi konular hakkında yeterince bilgiye sahip olmayan insanlarla yapılan toplantılarda alınmış kararların istişare kararları  olarak dayatılması ve hele bu kararların tebliğ edildiği toplantıların istişare olarak adlandırılması hiç bir şekilde kabul edilemez. Bunlara dense dense, “fildişi kulelerde yaşayan dar zümrelerin aldıkları kararların dikte ettirilmesi toplantıları” denilebilir.

Bu toplantılarda yapılan müzakereler de aslında bu alınmış kararların kabul ettirilmesi, istişare adı kullanılarak yapılan usulsüzlüğe ve kararlarına meşruiyet kazandırmak ve bu şekilde insanların itaat etmelerini sağlamak içindir.  Bunların, istişarelerin hakkı verilerek elde edilebilecek ortak akılla da uzaktan yakından ilgisi yoktur.

Herhalde bu toplantılardan, usulüne göre yapılmış istişarelerden elde edilebilecek neticeleri beklemek en basit ifadesiyle safdillik olsa gerektir. Bu neticeler elde edilemeyeceği gibi bu tarz uygulamalardan dolayı insanların arası açılacak, gruplaşmalara sebebiyet verilecek, meseleler çözüm bulamayacak, dedikodular, gıybetler ve tenkitler alıp yürüyecek ve buna sebebiyet verenler de insanların nefretini kazanacak ve kesinlikle toplum tarafından kabul görmeyeceklerdir.

Üst kurulların oluşumunda, alt kurulların yeterince temsil edilmesi de önemlidir. Aksi takdirde meseleler tam intikal ettirilip ifade edilemeyecek ve üst kurullarca alınan kararlar isabetli olamayacaktır. Aslında her türlü kurul oluşturulurken, çoğulculuk, herkesin yeterince temsil edilebilmesi ve ehliyet gibi hususlar önem arzetmektedir.

Efendimiz (sav) hayatı seniyelerinde, istişarelerin nasıl olması gerektiği ile ilgili çok güzel örnekler vardır. O (sav), karardan etkilenebilecekleri istişareye almış, daha doğrusunu kendileri çok iyi bilmelerine rağmen, umumun hissiyatını nazara almış, aldığı kararları uygulamış ve ortaya çıkan sonuçlar menfi olduğunda bile buna sebebiyet verenlere karşı yumuşak davranmış ve onlarla istişare yapmaktan asla imtina etmemişlerdir.

İstişarelerin sonucunda ortaya çıkan sonuç ne olursa olsun, fatura çok ağır bile olsa istişarelerden vazgeçilemez…

Hocaefendi bu hususu şu şekilde ifade etmişlerdir: “Arkadaşlarının sebebiyet verdiği ve hasımlarının gerçekleştirdiği en amansız tecavüzlerle yüzü-gözü kanlar içinde, bir sürü şehidin paramparça cesetleri karşısında ve arkadaşlarından bazılarının kendi başlarının derdine düştükleri, hatta bazılarının da ‘Medine’ yolunu tuttuğu hengâmda, O suçlu-suçsuz etrafında kümelenen insanlara, hiçbir şey olmamış gibi, Allah’ın: ‘Bu iş husûsunda onlarla istişâre et!’ âyetini onlara okuyor ve oturup yeniden onlarla meşverette bulunuyordu. Sadece meşveret etmekle de kalmıyor, onları bağışlaması lâzım geldiğini ve onlar hakkında istiğfar emri aldığını da onlara duyuruyordu.”

Allah Resulu (sav) ve ilgili ayet-i kerime, istişarelerin sonucunda ortaya çıkan sonuç ne olursa olsun, fatura çok ağır bile olsa istişareden vazgeçilemeyeceğini, bu ağır mağlubiyetleri netice veren fikir sahipleri ile istişareye devam edilmesi gerektiğini göstermektedirler. Burada önemli olan, neticelerden ziyade, hakkı verilerek yapılan istişareler sayesinde birlik ve beraberlik ruhunun korunması, insanların karar alma süreclerine iştirak ettirilerek kabiliyetlerin inkişaflarının ve mesuliyet şuurlarının oluşmasının ve kısa vadede olmasa bile uzun vadede bu şekilde ortaya konan kıvama, Allah’ın (cc) vereceği gerçek muvaffakiyetlerin ve zaferlerin elde edilmesinin sağlanmasıdır.

Uhud’daki gençler (r.anhüm) istişare ehli miydiler?

Birisi tarafından sorulan bir soruyu ve ona verilen cevabı sizinle paylaşmak istiyorum. Soru:”İstişare ehli diye bir kavram var. Uhud’daki gençler istişare ehli miydiler? Kararlardan etkilenen ve karar alma sürecine etki etmek isteyen herkes istişare ehli kabul edilmeli midir” Cevap: Uhud’daki gençler evet istişare ehliydiler. İstişare ehli olmak için gerekli olan vasıfları bu genç sahabeler taşıyorlardı. Hiç bir menfaat beklentisi olmayan ve inandıkları hakikatleri her halükarda ifade etmesini bilen hakperest insanlardı onlar. Allah Resulü’nun (sav) onlarla istişare etmesi ve Uhut’ta meydan gelen zararlara rağmen, Allah’ın (cc) onlarla istişareye devam etmesi gerektiğini Habibi’ne (sav) âyet-i kerimede emretmesi onların istişare ehli olduklarına açık ve net delillerdir. Uhut harbi herkesi ilgilendiren bir meseleydi. Allah Resulü de (sav) buna binaen hepsi ile istişare yapmışlardı.

Ayrıca mahiyetine bağlı olarak istişare ehlinin kimler olacağı ve sayısı değişebilir. Önemli olan istişareden etkileneceklerin ya istişarede olmaları ya da onların kabul ettikleri ve belki de seçtikleri insanlar eliyle gerçek manada istişare meclislerinde temsil edilebilmeleridir.

İnşaAllah konuya kaldığımız yerden bir sonraki yazıda devam edelim…

1 YORUM

  1. Sen ne yazarsan yaz sonuc degismeuecek.Neden mi?
    Cunku dun bu isi bu hale getiren TİRANLAR halen iş başındalar.Ve gitmeye de niyetleri yoooook.Bir ameliye i cerrahiye lazim

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin