Kâbe’de çekilen melek videosu   

YORUM | HAKAN ZAFER

Birkaç yıl önce Facebook, YouTube, vs. gibi sanal tekkelerin müptelası Müslümanların yüreğini hoplatan bir video yayınlandı.

Bir grup umreci, Harem semalarında uçuşup duran bir meleği at suretinde göresiymiş, o at bizzat Burak olasıymış…

Subhanallah, uçan at, hem de kanatsız!

İster inanın ister inanmayın, uçan bir cisim ve tıpkı bir at suretinde.

Hem de orada olmayan ehli imana ikram, hatta inanmayanlara bir delil olsun diye kaydedilmiş görüntüsü bile var.

Pek geçmeden görünen cismin helyum balonu, hem de at şeklinde bir balon olduğu anlaşıldı.

“İyi ya işte, konu kapanmış, sorun kalmamış” diyerek üzerinde durmamayı tercih edebiliriz.

Fakat konunun kendisinden çok daha önemli bir yanı var; Bu tür havadislerin öncesi ve sonrası, -genelde- aynı kitle tarafından takip edilmez. İlk duyanlardan önemli bir çoğunluk, hemen inanır.

Olayın, gerçekte yayıldığı gibi olmadığını, aslının başka olduğunu ortaya çıkaran ikinci haberle daha çok reddedenler, özellikle de reddedenler kümesinin dalgasını geçen veya dili keskin kimselerden oluşan alt kümeleri ilgilenir.

İnananların, ikinci haberi -nasıl başarıyorlarsa artık- duymadıkları, duysalar bile kulak ardı ettikleri gerçeğini atlamak yanıltıcı olur.

*****

Daha fazla tanınmak için kendini açmayıp gizleyen, az biraz tanıdığınızda “keşke hiç…” diye diye geride kalan pişmanlık yükünü sırtınıza attığınız kimselerle uğraşmak mı yoksa hiç ilgilenmemek mi daha evlâ, karar vermesi biraz zor.

Duruşundan, türümüze bedelini her hangi birimizin ödemeye güç yetiremeyeceği bir katkısı dokunduğu anlaşılacak kadar, çehresindeki ifadelerle aramızda olmayı bize lütfetmiş hissettirecek kadar bize uzak kimselere karşı hüsnü zanlarımız, bizimle onun arasındaki mesafeyi çoğaltan altına ördüğümüz tuğlalar gibidir.

Abartmayıp yerinde tutunca birçok insan aslında iyi kabul edilebilecekken, farklı sebeplerle onları yerinden koparıp ait olmadıkları yerde tutmak suretiyle onlara esas kötülüğü belki de biz yapıyoruz.

Sadece olaylar üzerinden değil, şahıslar üzerinden de gerçek algısıyla oynamak, bir tür borçlanmaktır. Günü gelip gerçeğe ulaşan zihin, tahsilatını ya küskünlük nev’inden zarif uzaklaşmalarla ya da öfkenin doğurduğu hırçın hesaplaşmalarla yapar.

*****

Şahsen, balon seyretmenin çok lüzumlu olmadığını, vaktinden fazla ilgilenmenin ise önemli bir israf türü olduğunu düşünüyorum. Ama ne yalan söyleyeyim, yer yer, “alacaksın eline iğneyi… fısss” diye düşünmekten de kendimi alabiliyor değilim. Yine de melek zannedilmiyorsa balonların da havalanma özgürlüğü olmalı mı? Var galiba.

Zaten her daim elinde iğneyle dolaşmanın ne izahı ne de rahatı var.

Fakat melek zannediliyor, hele de melek olduğuna inanmamız isteniyorsa, gerçek meleklerin hatırı aşkına günah sizden gider zannımca…

Hadi Allah’a emanet olun.

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin