İradenin hakkını vermek ve konforlardan vazgeçmenin zorluğu… (3)

YORUM | Prof. Dr. OSMAN ŞAHİN

Şüphesiz ki hizmet hareketi, iman ve Kur’an davasına hizmet edenler içerisinde işin hakkını veren nice babayiğitler vardır. Allah sayılarını arttırsın.

Fethullah Gülen Hocaefendi’nin “Bana şu büyük işi bu büyük işi yapmış insanı getirmeyin yüz tane okul yapmış, nerede ne yaptığını bilmeyen babayiğiti getirin. Elli tane düşkünün ellinden tutup kaldırmış,onları insan yapmış, insanı değerlere yükseltmiş, sorduğun zaman “bilemiyorum, tam hatırlamıyorum“ diyen babayiğidi getirin. İstanbul’u fethettiği zaman “yav bana ait yönü çok yok onun. Hızır çelebi vardı orada, Molla Hüsrev vardı, Molla Gürani vardı, Akşemseddin vardı, onların milleti coşturmasıyla mı oldu, nasıl oldu bilemiyorum” diyen babayiğidi getirin. Zerre kadar yaptığı işi everest tepesi gibi gösteren bencil, mağrur insanları getireceğinize bence bunları getirin. Sizin arkadaşlarınız dünyanın dört bir yanına açıldılar, mübalağa yapmıyorum, zilliyet planında da olsa bunu gerçekleştirdiler, adları belli değil, namları belli değil, hepsinin alnından öperim” diyerek tarif ettiği babayiğitler. Sözümüz bu babayiğitlere değil.

Ama insanlardan müteşekkil organizasyonlarda olması muhtemel bir takım problemlerin var olacağı da bir realitedir. Biz de bundan hareketle nefsin hoşuna giden bazı kolaycılıklardan ve rahat arzularından bir kaç tanesine işaret etmeye çalışalım…

Kim veya hangi nefis ister ya da vazgeçmek kolay mı konfor bölgelerinden?!…

Kim veya hangi nefis ister ki sözlerine kudsiyet atfedilip itaat edilmek ve böylece sürüleri idare etme kolaylığında bir yönetim varken, Hz. Ali’nin (ra) dediği gibi sıradan bir insan haline gelerek daha zahmetli olan yöneticiliği tercih etmeyi…

Vazgeçmek kolay mı bu kudsiyet atfedilmiş yönetim kolaylığı lüksünden?…

Kim veya hangi nefis ister ki her fikrine alkış tutanlar dururken fikirlerine muhalefet edebilenlerle istişare etmeyi ve kendisine rağmen ekseriyetin düşüncesini kabul edebilmeyi…

Vazgeçmek kolay mı her düşüncesine alkış tutulmasından ve takdir edilmesinden ortaya çıkacak nefsani hazlardan ve tatminlerden?…

Kim veya hangi nefis ister ki kendi kurduğu dünyasında rahat ve huzurlu yaşamak imkanı varken, insanlarla arasındaki perde ve engelleri ortadan kaldırıp onların dertlerini dinleyip onlarla dertlenmeyi ve onlardan gelebilecek muhalif düşüncelere katlanabilmeyi

Vazgeçmek kolay mı böyle fil dişi kulelerde  rahat ve huzur va’d eden konforlardan

Kim veya hangi nefis ister ki makam ve mevkinin sunmuş olduğu dünyevi imkanlardan istifade etmek varken bu imkanlara karşı müstağni kalmayı

Vazgeçmek kolay mı “makamımın hakkıdır” kılıfı giydirilmiş imkanlardan?…

Kim veya hangi nefis ister ki elde ettiği makam ve mevkilerde yıllarca devam edecek bir saltanat varken, hadis-i şerifte emredildiği gibi daha ehiller geldiğinde bu makam ve mevkileri onlara terketmeyi

Vazgeçmek kolay mı bu makam ve mevkilerin sunduğu saltanatlardan?…

Kim veya hangi nefis ister ki  elde edilen zaferlerin oluşturduğu müstesna kâide üzerinde abideleştiği bir dönemde bunun gurur ve izzetiyle yaşamak varken, Halid bin Velid (ra) gibi iltifat beklediği bir yüce ağızdan: ‘Halk, elde edilen zaferleri senin şahsında buluyor, halbuki bu işleri yapan Allah’dır (cc)…’ sözlerine mukabil hakiki tevhid bayrağının gönüllerde dalgalanması adına, hiç bir izzet-i nefis ve onur meselesi yapmadan elinin altında bulunan birinin emrine girerek, yüce ideâli uğrunda yoluna devam etmeyi…

Vazgeçmek kolay mı dostları ve düşmanları tarafından elde edilen başarıların kendine verilmesi karşısında “Yaptım! Ettim! Çattım! Kurdum! Verdim! Ettim! Eyledim!” diyerek yapılan işleri kendisine mal etmenin verdiği gururlar ve kibirlerden

Kim veya hangi nefis ister ki yaptığı icraatları hiç kimse sorgulayıp hesaba çekmezken, Hz. Ömer (ra) gibi “yanlış yaparsam ne yaparsınız” sözüne mukabil “yanlışlarını bu kılıcımızla doğrultmasını biliriz” diyenler karşısında, Allah’a hamd edebilecek kadar hesap vermeye ve sorgulanmaya razı olmayı...

Vazgeçmek kolay mı sorgulanmama ve hesaba çekilmeme lüksü ve konforundan?…

Kim veya hangi nefis ister ki herkes kendisine ayağa kalkıp ona medhiyeler dizerken, Üstad Hazretleri gibi “Ben, kendimi beğenmiyorum; beni beğenenleri de beğenmiyorum!” veya Allah Rasülü (sav) gibi “Acemlerin, büyüklerine ayağa kalktığı gibi kalkmayın!” veya “Ben, çiğ et yiyen bir kadının çocuğuyum!” diyerek hazm-ı nefs yapmak suretiyle nefsiyle yüzleşmeyi..

Vazgeçmek kolay mı ayakta karşılanıp, medhiyeler eşliğinde ayakta alkışlanmaklardan

Kim ister ki nefsin gururunu okşayıp taltif etmek dururken, Allah’ın (cc) Kur’an’da üzerine yemin edecek kadar kıymet atfettiği şekilde durmadan nefsini kınamayı

Vazgeçmek kolay mı nefsin gururunun okşanmasından ve pohpohlanmasından gelen lezzetlerden?…

Kim veya hangi nefis ister ki her yaptığına doğru denilip göklere çıkarılma varken, Hocaefendi gibi “Münafığı, mü’min-i hakiki gördüğümden dolayı kendime acıyorum! Yapacakları şeyleri bir firâset ile sezemediğimden dolayı kendime acıyorum!.. ‘Yuf olsun bana!’ diyorum. Onları doğru okuyamadığımdan dolayı kendime acıyorum!” demeyi…

Vazgeçmek kolay mı “Âlem seninle gurur duyuyor, Eşin yok, menendin yok, kakül-ü gülberlerine acem mülkü fedadır!, sizin hiç bir suçunuz, günahınız yoktur efendim” sâdalarıyla temize çıkarılıp paklanmaktan

Kim veya hangi nefis ister ki hiç bir geçim derdi taşımadan ve gelecek ile ilgili endişelere girmeden rahat bir hayat yaşamak varken, Hz. Abdurrahman bin Avf’ın (ra) eline bir ip alarak “Bana pazarın yolunu gösteriniz” dediği gibi “Biz her birerlerimiz çarşıda pazarda demircilik yaparız, ayakkabı boyacılığı yaparız, şuna buna takke öreriz, çorap dokur satarız, Allah’ın izni ve inayetiyle bu işi devam ettiririz” diyerek o güne kadar hiç yapmadığı işlerin altına izzet-i nefsine, yaşına ve gururuna rağmen girebilmeyi

Vazgeçmek kolay mı alışılmış, stressiz, garanti ve zahmetsiz elde edilmekte olan geçim imkanlarından…

Kim veya hangi nefis ister ki kendine kazanmak, kendi ve onu sevenler için yaşamak dururken, başkaları için yaşama felsefesiyle, isâr hasletiyle başkalarını maddî ve hatta manevî menfaatte kendine tercih etmeyi

Vazgeçmek kolay mı başkaları hatırına, nefsi veya nefsine hizmet eden halayıkları ve yakınları için yaşamaktan?…

Hey gidi günler…

Hocaefendi bir çok sohbet ve yazılarında bu konuyu ele aldıkları gibi, 1991 yılında verdiği bir Hisar Cami vaazında da konfor bölgelerine takılma ile ilgili çok önemli uyarılar yapmaktadırlar: “Hey gidi günlerdi o günler. Çünkü o günlerde sürekli olarak tırmanıyorlar, başka hiç bir şeye gönül kaptırmadan, başka hiç bir şeye dilbeste olmadan, turnikeye önce girmenin hakkını araştırmadan yürüyor, hizmet karşısında hakkı temeddü aramadan sadece hizmet diyor ve yürüyorlardı…

Hey gidi günler diyorlardı o çile günlerine, o ızdırap günlerine… Çünkü o günlerin içinde Allah’ın hoşnutluğundan başka mülahaza yoktur. Çünkü o günlerde büyüklük yoktu!

Çünkü o günlerde herkes küçüktü. Çünkü o günlerde herkes neferdi. Çünkü o günlerde ağabeylik yoktu. Çünkü o günlerde herkes turnikeye evvel girmiş olmanın hesabını yapmıyordu. Çünkü o günlerde “İnsanlar arasında insanlardan bir insan ol” vardı.

“Hey gidi günler!” ne kadar arkada kaldınız, bizden ne kadar uzaklaştınız, biz ne kadar büyüdük. “Hey gidi günler!” siz ne kadar küçük kaldınız. “Ah eyyâmullah!”, “ah peygamber günleri!”, “ah hizmet günleri!”, “ah başka mülahazaların içine girmediği günler!” Biz büyüdükçe sizler arkada küçük kaldınız. Benim Kestanepazarı’ndaki tahta kulübeciğim içinde kaldınız! Ah tahta kulübem, her şey senin içinde kaldı gitti. Ah küçüklük, sen ne iyiydin, arkadaştık seninle ve yine “hey gidi günler…”

Uhuvvet, sevgi, yürekten alaka, birbirleriyle fertler sarmaş dolaş olurken, dışarıdan gelenlerin ‘Aman Allahım, bu ne kardeşlik, bu ne uhuvvet’ dediği hey gidi küçük günler.

O kadar büyüdük ki, eğilip de sizi tanımıyoruz ve göremiyoruz. Biz büyüdük, Everest tepesi olduk. Ah küçük günler! Sizler de Lut gölü gibi zeminden ikiyüz metre aşağıda kaldınız.

Ahh yıkılası ağabeylik! Ahh yıkılası saltanat! Ahh yıkılası makam mansıp sevgisi! Ahh yıkılası şirk ifade eden; Yaptım! Ettim! Çattım! Kurdum! Verdim! Ettim! Eyledim! Haşa haşa ve kella yapan oydu! Eden oydu! Eyleyen oydu! Haşa! Böyle düşünüyorken nerelere düştük. Düşünüyorken düşlere takılıp kaldık.

Hey gidi günler! Nesibe gibi aydındı günlerimiz. İbn-i Huzafe gibi yürektendi. Babasının evinden kovulduğu zaman çok şükür Rasulullah’a gitme yolunu buldum, diyen Huzeyfe kadar mesuttu. Hamza’nın günleri kadar fütursuz ve pervasızdı. Ali’nin günleri kadar ten sevdasından, ceset sevdasından, rahat ve rehavetten uzaktı. Ne çabuk değişiyor günler. O günlerin yerini yumuşak döşekler aldı. O günlerin yerini birkaç odalı evler aldı. O günlerin yerini günde üç defa sofralara konup kalkan birkaç çeşit yemekler aldı. O günlerin yerini evlad-u iyal aldı, çoluk çocuk aldı. Cumartesi ve Pazar haftanın birkaç günü hafta içi işini yaptıktan sonra iki günüm, üç günüm cihatta geçsin diyen insanların yerini, cihat günlerinin yerini, haftada birkaç gün cihat günlerinin yerini başka duygular, başka düşünceler, başka kılıklar, başka kıyafetler aldı. Başka şekiller, başka sevdalar. Hey gidi günler!”

İnşaAllah bir sonraki yazıda konfor bölgesi problemlerinin yol açtığı problemleri ve kayıpları ele almaya çalışalım…

2 YORUMLAR

  1. Hocam; insanlar birbirini sifirlama sevdasina biraz ara verip, kendisini sifirlasa; birdigerini, boynunu kirmadan methedip sirtini sivazlasa, yeterince “konfordan vazgecme” olur mu?
    Bir de; birakin su saray gasiblarini, “onlarin zaten isi bitmis!”…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin