Hanedan damadı olarak Enver Paşa [Padişah Damatları-5]

Yorum | Dr. Serdar Efeoğlu

Osmanlı Devleti’nin son dönemine damgasını vuran önemli kişilerden birisi de kuşkusuz Enver Paşa’dır. Paşa’nın önemli bir özelliği de Osmanlı hanedanına “damat” olmasıdır.

İttihat ve Terakki’nin üç önemli liderinden birisi olan Enver Paşa, Naciye Sultan’la evlenerek “Damat-ı Şehriyari” olmuştur.

Meşrutiyet rejimiyle padişahların yetkilerinin kısıtlamayı amaçlayan İttihatçılar, bir taraftan da Osmanoğulları ailesiyle yakınlaşmanın yollarını aramışlar ve Enver Paşa’nın evliliği bunun için önemli bir adım olmuştur.

M.Kemal’in de bir başka Osmanlı prensesi Sabiha Sultan’la evlenmeyi arzu ettiği dikkate alındığında dönemin genç subaylarının saltanat karşıtı tutumlarına rağmen Saray’a yakınlığı önemsedikleri anlaşılmaktadır.

Son padişah Vahdettin’in kızı olan, güzelliğiyle meşhur Sabiha Sultan’a M. Kemal dışında İran Şahı Ahmet Kaçar da talip olmuş, ancak o Şehzade Ömer Faruk Efendi ile evlenmeyi tercih etmiştir.

NACİYE SULTAN

Osmanlı Devleti’nin son dört padişahı; Abdülmecid’in oğulları V. Murat, Abdülhamit, Mehmet Reşat ve Vahdettin’dir. Naciye Sultan da Abdülmecid’in oğlu Şehzade Süleyman Efendi’nin kızıdır.

Enver Bey’in Meşrutiyetin ilanıyla yıldızı parlamış, kamuoyunun “Hürriyet Kahramanı” olarak yakından tanıdığı bir isim olmuştur. Enver Bey bu şöhretini hanedana damat olarak taçlandırmıştır.

Evlilikte ilk aşama, 1911’de Mehmet Reşad’ın onayıyla yapılan nişan ve nikâh olmuş, ancak evlilik üç yıl sonra gerçekleşebilmiştir. Birbirlerine yazdıkları mektuplardan Naciye Sultan’ın Enver Paşa’nın resmini görerek evlenmeyi kabul ettiği, Enver Bey’in ise Sultan’ı önceden hiç görmediği anlaşılmaktadır.

Paşa’nın Naciye Sultan’a sevgisi, gerek savaş esnasında gerekse yurtdışı günlerinde yazdığı mektuplardan anlaşıldığına göre hep devam etmiştir.

“KAHRAMAN-I HÜRRİYET”

Enver Paşa, hakkında objektif çalışmaların az olduğu bir tarihi şahsiyettir. Bazılarına göre o, “Turan” idealleri için hayatını feda eden bir hayalcidir, bazılarına göre de yanlış kararlarıyla üç kıtaya yayılan koskoca devleti yok eden kişidir. Bazı araştırmacılar da onu sürekli olarak M. Kemal’le mukayese etmişlerdir.

1881’de İstanbul’da doğan Enver Paşa’nın soyu, Gagavuz Türklerine dayanmaktadır. Babası ise fen memurudur. Babasının tayini ile Manastır’a gelen Enver, burada askeri rüşdiye ve idadi eğitimini tamamlayarak Mekteb-i Harbiye’ye girdi. Harbiye’de Abdülhamit karşıtı hürriyetçi fikirlerle tanıştı ve sorguya alındı. Ancak onun düşünce yapısının asıl şekillendiği yer Manastır olacaktır.

Enver Bey, 1903 yılında “Makedonya Sorunu” nedeniyle uluslararası bir probleme dönüşen elviye-i selasenin en önemli merkezi olan Manastır’da göreve başlamış ve bölgedeki Bulgar, Sırp ve Yunan komitacılarıyla giriştiği mücadeleler, kendisinde “milliyetçilik” düşüncesini güçlendirmiştir.

Selanik’te kurulan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’nin Manastır örgütlenmesini de Enver Bey gerçekleştirmiştir. Enver Bey artık aktif bir Abdülhamit düşmanıdır ve komitacılara yine onların yöntemleriyle karşılık vermiştir.

Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’nin Avrupa’daki İttihatçılarla birleşmesinden sonra Cemiyet,  Abdülhamit’i Meşrutiyete razı edecek girişimlere ağırlık vermiş ve Enver Bey bu faaliyetlerde aktif rol oynamıştır. İlk aşama, genç subayların cemiyete dâhil edilmesi olmuş ve dönemin III. Ordu Müfettişi Hüseyin Hilmi Paşa bu durumu Abdülhamit’e “kulunuz hariç herkes İttihatçıdır” şeklinde rapor etmiştir.

Enver Bey İstanbul’a çağrılması üzerine tutuklanma endişesiyle dağa çıkmış ve Resneli Niyazi ile birlikte bir efsaneye dönüşmüştür. Bu faaliyetlerin sonunda Abdülhamit meşrutiyeti ilan etmek zorunda kalmıştır.

Enver Bey de dağdan inerek Köprülü’deki kutlamalara iştirak etmiş, İttihatçıların “kâbe-i hürriyet” dedikleri Selanik’te Niyazi Bey’le birlikte “Hürriyet Kahramanı” olarak karşılanmıştır. Yaşı henüz yirmi yedidir ve rütbesi de kurmay binbaşıdır.

MACERA DOLU BİR HAYAT

Şöhreti bütün ülkeye yayılan Enver Bey, artık Cemiyetin önde gelenlerinden birisidir ve ülkenin gidişatında söz sahibidir.

31 Mart ayaklanmasında da Enver Bey öne çıkarılmış, Yıldız Sarayı’na ilk giren Kazım Karabekir’in birlikleri olduğu halde Enver Bey beklenerek onun kahramanlığı perçinlenmiştir.

Enver Bey 1909-1911 arasında Berlin’de askeri ataşe olarak görev yaptı. Osmanlıların “düvel-i muazzama” ile yoğun olarak mücadele ettiği bir dönemde Almanya’nın bu devletlerle rekabet eder hale gelmesi, Osmanlı aydınları ve subaylarında büyük bir Alman hayranlığı meydana getirmişti. Enver Bey de bu süreçten etkilenecek ve Berlin’de geçirdiği süre içinde Alman hayranlığı zirveye çıkacaktır.

Enver Bey’in başrolde olduğu bir başka gelişme, İtalyanların Trablusgarp’ı işgaliyle ortaya çıktı. Mısır’ın İngilizlerin işgalinde olması nedeniyle bölgeye ulaşım imkânı olmadığından Enver, Fethi ve M. Kemal Beyler, Libya’ya giderek yerel direnişi örgütlediler ve büyük başarılar kazandılar.

Balkan Harbi’nin başlamasıyla geri dönen Enver Bey, 23 Ocak 1913’de Kâmil Paşa hükümetine karşı Babıali Baskını adıyla anılan ve Harbiye Nazırı Nazım Paşa’nın öldürüldüğü bir hükümet darbesini gerçekleştirdi. Bu hadiseyle İttihatçılar yönetimi tamamen ele geçirdikleri gibi Enver Bey de ülke yönetiminin en etkili kişisi oldu.

Enver Bey Birinci Balkan Harbi’nde kaybedilen Edirne’nin geri alınmasında da aktif bir rol alarak “Edirne’nin ikinci fatihi” oldu. Halk nezdinde ciddi bir itibar sahibi olan Enver Bey, 15 Aralık 1913’de “miralay”, 3 Ocak 1914’de de “mirliva” rütbelerine terfi etti.

Artık o “Enver Paşa” idi ve kendisini bir “Napolyon” olarak görüyordu. Halkın gözünde ise 1683’de başlayan geri çekilmeyi durduracak “milli kahramandı”.

Paşa, Mareşal A. İzzet Paşa’nın yerine otuz üç yaşında iken Harbiye Nazırı oldu. Aynı zamanda Erkân-ı Harbiye reisliğini üstlendi. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla da Vahdettin’in hükümdar olmasına kadar sürecek “Başkumandan Vekilliği” görevine getirildi. İttihatçıların gücü sayesinde kısa zamanda terfi ederek bu makama geldiğinde Osmanlı ordusunda kendisinden rütbe olarak kıdemli birçok subay bulunuyordu.

Yine de Enver Paşa’nın bu dönemde Abdülhamit devrinin yaşlı subaylarını tasfiye ederek gençlerin önünü açması büyük faydalar sağlamış, Çanakkale Muharebeleri ve İstiklal Harbi’nin çekirdek kadrosu bu sayede önemli görevler üstlenmiştir.

Görev yaptığı süre içinde subay terfilerinde ve komutan tayinlerinde “İttihatçılık” en önemli kıstas olmuş, önemli görevlere genellikle “liyakati olan” yerine kendisine yakın subayları getirmiştir.

Abdülhamit karşıtlığı ile güçlenen İttihatçılar, ordu içindeki güçleriyle iktidarı elde ettiler. Ancak Türk siyasetine ordunun siyasette aktif olması gibi bir olumsuz bir geleneği getirdiler. Enver Bey’in Meşrutiyetin ilanı sonrasında kışlaya dönmek yerine siyasete devam etmesi, ordunun siyasetten kopmamasında önemli bir dönüm noktası oldu.

İttihatçılar reform hareketlerine girişerek Cumhuriyet dönemi devrimlerine zemin hazırlarken Enver Paşa da “Enveriye” denilen bir başlığı orduda mecbur etti. Ayrıca yazıda bütün harflerin ayrı ayrı yazılması esasına dayanan “Enveri alfabesi” denilen uygulamayla okuma yazmayı kolaylaştırmayı amaçladıysa da bir mesafe alınamadı.

SARIKAMIŞ’TA DA ÇANAKKALE’DE DE VARDI

Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na girişinde ve Almanlarla ittifakın yürütülmesinde Enver Paşa yine başroldeydi. Almanya ile yapılan gizli ittifak sonrasında Goben ve Breslau gemilerinin satın alınması ve Rusların Sivastopol limanın bombalanması olayı da Enver Paşa tarafından organize edildi.

Enver Paşa savaş esnasında verdiği kararlar ve uyguladığı stratejilerle savaşın gidişatına doğrudan tesir etti. Hiç ordu komutanlığı yapmadan ordunun en üst kademesine kadar yükselen Paşa, Sarıkamış’ta yaşanan felakette 3. Ordu’nun başındaki komutandı. Bu başarısızlık sonrasında savaş sonuna kadar Genelkurmay Başkanı olarak genel stratejinin belirlenmesi konumunu tercih etti.

Çanakkale’de “Düvel-i Muazzama” donanma ve ordularının mağlubiyete uğratılmasında da Başkumandan Vekili olarak Enver Paşa’nın büyük bir rolü vardı. Savaş sırasında bütün imkânsızlıklara rağmen cepheleri sık sık ziyaret eden Paşa, “gözü pek” bir komutan, ancak kötü bir stratejistti. Genel stratejiyi Osmanlı cephelerinin “tâli cephe” olduğu düşüncesiyle belirlemiş ve planlarını Almanların Avrupa cephelerindeki başarısına bina etmişti.

ENVER PAŞA YURTDIŞINDA

Enver Paşa liderliğindeki İttihatçılar, savaşın kaybedileceğinin anlaşılmasıyla ülkenin geleceğine dair planlar yaptılar. Nitekim Milli Mücadele’nin ilk örgütlenmesi olan Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri İttihatçılar tarafından kuruldu.

Enver Paşa, Cemal ve Talat Paşalarla beraber Mondros Ateşkesinden birkaç gün sonra ülkeyi terk etti. Önce Odesa’ya, oradan da Berlin’e giden Enver Paşa başlangıçta Anadolu’ya geri dönmeyi amaçlıyordu.

Enver Paşa başta olmak üzere birçok İttihatçıya göre M. Kemal, Milli Mücadele’nin geçici lideriydi ve Enver Paşa, Anadolu’ya geçerek asıl lider olacaktı.

Paşa Berlin’den Moskova’ya gitti, ardından Bakü’deki Doğu Halkları Kurultayı’na iştirak etti. Bundan sonra Batum’a giderek Anadolu’ya girme planını uygulamaya koymak istediyse de Sakarya Muharebesi’nin kazanılmasıyla bu planı suya düştü.

Rusların Ankara Hükümeti ile işbirliği yapmasıyla zor durumda kaldı. Ekim 1921’de Buhara’ya gitti ve Ruslara karşı çarpışan Basmacıları örgütlemeye çalıştı.

4 Ağustos 1922’de Kurban Bayramında maiyetindeki askerlerle bayramlaşırken Rus saldırısıyla şehit oldu. Böylece Osmanlı Devleti’nin son on yılına damgasına vuran önemli bir liderin hayatı, kırk bir yaşında yurt dışında sona erdi.

Enver Paşa özellikle Türkçü-Turancı kesim için önemli bir kahraman olmaya devam etti. Bir taraftan Osmanlı’nın sonunu getiren bir şahsiyet olarak görülmesi, diğer taraftan hakkındaki muhalif yayınlar, Paşa’nın objektif olarak değerlendirilmesini engelledi.

Objektif bir değerlendirme yapacak olursak Enver Paşa, kendisini inandığı ülküye samimi olarak adamış, bunun için büyük bir özveriyle mücadele etmiş bir kişidir. Ancak tecrübesizliği, hayalciliği ve hedefe ulaşmak için her yolu mubah gören yaklaşımlarıyla birçok yanlış icraata imza atmış ve topluma pek çok acılar yaşatmıştır.

Eşi Naciye Sultan ise Osmanlı hanedanının yurtdışına sürülmesinden sonra Berlin’e gitmiş ve orada Enver Paşa’nın kardeşi Kâmil Beyle evlenmiştir. Enver Paşa’dan üç çocuğu olan Sultan’ın ikinci evliliğinden de bir çocuğu dünyaya gelmiş ve 1957’de İstanbul’da vefat etmiştir.

 

Kaynakça: Ş. Hanioğlu, “Enver Paşa”, TDV İA, C. 11; A. Turylbek, Enver Paşa (1918-1922), AÜ SBE doktora tezi, Ankara 2013; H. Babacan, “Enver Paşa”, Türkler, C. 13; H. T. Fendoğlu, “Osmanlı Politik Hayatında Enver Paşa’nın Rolü”, DÜ Hukuk Fakültesi Dergisi, S: 5, 1992.

1 YORUM

  1. TCde herkesi objektif değerlendirilir objektif değerlen dirilmiyen taraf şudur bu miilet hamaset hastası bunuda liyakatsızlar çok iyi değerlendirirler ilk değerlendirenler bazı liyakatsız Osmanlı padişahları olmuş şunu söyleyin Osmanlı’nın hangi döneminde başladıysa günümüze kadar devam ediyor liyakatsızlatın milleti çahil bırakmaknan milleti manupüle ederek geberene kadar halkların kanını emmişlerdir

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin