Hafız Esed’in hatırlattıkları

YORUM | ALPER ENDER FIRAT

Beşşar Esed’in babası Hafız Esed 1930 yılında, Lazkiye yakınlarındaki Kardahar’da, Nusayri bir ailenin çocuğu olarak doğmuştu. 16 yaşında Baas Partisi’ne katıldı. 1955’te Humus Askeri Akademisi’nden pilot subay olarak mezun oldu. 1970’de Baas Partisi’nin yardımı ve kansız bir darbeyle iktidarı ele geçirdi. 1971 Mart tarihinde Hafız Esad Suriye’nin Nusayri kökenli ilk devlet başkanı oldu. İktidar koltuğuna oturan Esed ilk iş olarak kendisine yürütmede, yasamada ve askeri alanda geniş yetkiler tanıyan bir başkanlık sistemi kurmanın yolunu açan 1973 Anayasasını hazırlattı. Bu “kişisel başkanlık sistemi” ile ülkedeki bütün kurumlar üzerinde mutlak hakimiyet sağlayan Esed, demokratik görüntülü otoriter bir rejim kurdu.

Halkın büyük çoğunluğu Sünni Arap olmasına rağmen Hafız Esed önderliğindeki Nusayriler Suriye’de askeri bir darbe ile yönetimi ele geçirmiş ve o tarihten bu yana ülkeyi demir yumruk ile yönetiyordu. 1982 yılında Humus’a tanklarla girerek on binlerce insanı gözünü kırpmadan katletti.

Burada geçmişteki Hafız Esed Rejiminin yönetme biçimini ve ülkede yaptığı zulümlere fazlaca girmeyeceğim. Ama Esed Rejiminin eli kanlı katil bir rejim olduğunu bugünkü tartışmalar yüzünden unutmamak gerekir.

Ama asıl unutmamak gereken şey halkının büyük bir bölümü sünni Müslüman olan Suriye’de yönetimin el değiştirme biçimidir. Askeriye içine yerleşen Hafız Esed önderliğindeki Nusayri cunta, yönetimi ele geçirmiş ve ülke nüfusunun sadece yüzde 10’una sahip olmalarına rağmen mezhebe dayalı bir yönetim kurmuşlardı. Bu yönetimi devam ettirebilmek için de muhalif olan her şeyi gözünü kırpmadan ortadan kaldırmaktan geri durmamıştı.

Nusayrilerin Suriye’de devlet yönetimini bu şekilde ele geçirilmelerini Türkiye’de de kendine örnek alan bazı çevreler her zaman oldu. Askerin içinde Kemalist laikçilik maskesi altında saklanan bazı cuntalar Suriye modelini kendine örnek olarak görüyordu.

Yakın bir zamanda Doğu Perinçek’in 15 Temmuz’dan sonra ordunun nasıl felç edildiğini, on binlerce askerin ordudan nasıl tasfiye edildiğini, ağzı sulana sulana İran’da anlattığını hatırlayın.

İlker Başbuğ da şecaat arz ederken sirkatin söyleyen Kıptiler gibi bunu ifşa etmiş. Başbuğ cemaat diyor Ordu’da Alevileri hedef alıyordu. Burada söylediği aslında bildiğimiz Aleviler değil. Hacı Bektaş geleneğini temsil eden, barış ve sevgiyi öncelleyen, Türkiye’de her dönemde mağduriyet yaşayan Aleviler değil. Suriye’deki Nusayriliği örnekleyen hizipler.

Ancak buna asıl hassasiyet gösteren İran tehdidine karşı her zaman teyakkuzda olan yüzlerce yıllık kadim devletin ta kendisiydi. Suriye tarzı bir oluşumla askeri bir cunta aracılığıyla devletin ele geçirilmesine karşı devlet her zaman dikkatli olmuştur. TSK ve diğer kurumlardaki Nusayri’lerin arkasındaki asıl güç İran’dı ve bu yönetimin asıl amacı ülkenin eksenini de İran-Rusya-Çin eksenine oturtmaktı.

Bugün hiçbir ahlaki ve etik kaygısı olmayan hırsız bir iktidarın varlığı ve onun yaptığı zulümlere ses etmeyen İslamcı güruhun kan uykusuna yatmış olmaları bazı şeyleri unutmamıza, geçmişteki tehlikeleri görmezden gelmemize sebep olmasın. Türkiye’nin Suriyeleşmesi, bir askeri cunta tarafından Esed Rejimine benzer bir yönetimin, iktidarı darbe ile ele geçirme tehlikesi her zaman vardır.

15 Temmuz tiyatrosunu Recep T. Erdoğan’a altın tepside sunarak cemaate soykırım uygulaması için zemin hazırlayanların asıl hedefi ordu içerisinde kendilerine direnenlerden kurtulmaktı. Bunu da başardılar. Unutmamak gerekir ki bugün AKP ile ittifak halinde olmaları onların ‘kadim’ bir öfke ve nefret içinde oldukları gerçeğini değiştirmiyor. İlk fırsatta AKP ile kanlı bir hesaplaşmaya gireceklerini öngörmek için kahin olmaya gerek yok.

Burada Tuğamiral Cem Aziz Çakmak’ın 2012 yılında internete düşen konuşmasını hatırlatmakta fayda var. Çakmak bu konuşmasında yakında içeriden çıkacaklarını çoluk çocuk demeden rövanşı alacaklarını’ anlatıyor. Çok can yakacaklarından, büyük bir hesaplaşma olacağından söz ediyordu. Evet; cemaat hesaplaşacakları içindeydi ama bu hesaplaşmayı sadece cemaatle sınırlı tutmayacaklarını öngörmek için çocuk kadar aklınızın olması yeter.

1 YORUM

  1. Bugünkü Adem Yavuz Aslan yazısından sonra yazınıza tekrar dönüp bakmak şart oldu.
    Siz de biliyorsunuz ki Suriye’de muktedir olan güç Baas adlı baskıcı otoriter bir rejim. Irak Baas Partisinin Sünni Saddam liderliğinden farklı olarak, Suriye’de Nusayri toplumundan bir asker kişi liderliği hasbelkader ele geçirmiş ve kişilik özelliklerinin de yardımıyla Esadlar baba-oğul görevlerini yıllarca kesintisiz sürdürmüşlerdir. Üstelik oğul Esad’ın eşi Suriye’nin önde gelen Sünni ailelerinden birine mensuptur. Yazınızda imalı imalı atıf yaptığınız Nusayrilik ile; cuntacılığın, Hama katliamının, diktatörlüğün, savaşın zerre miskal ilgisinin olmadığını eminim siz daha iyi biliyorsunuzdur. Çok garip bir kelime oyunu yaparak Nusayriliği hedefe koymanızdaki esas amacınız nedir? “Bildiğimiz Aleviler değil…” gibi bir ifadeyle farklılığına vurgu yapmaya gayret ettiğiniz Nusayriliği adeta kötü olan her şeyin öznesi gibi sunmaya çalışarak tam olarak ne yapmak istiyorsunuz? Velev ki Nusayrilerin içlerinden bazıları Hz. Ali’yi tanrılaştıracak kadar meseleleri abartmış olsunlar. Hz. Muhammed’i tanrılaştıran bazı Müslümanları, Hz. İsa’yı tanrılaştıran bazı Hıristiyanları, Hz. Üzeyr’i tanrılaştıran bazı Yahudileri nereye koyacağız?
    Kurduğunuz mantık o kadar problemli ki: IŞİD’çilerin manyaklıklarından hareketle tüm Müslümanları, hatta İslam’ı töhmet altına almaktan bir farkı yok. Kendi Cemaatinizden bazı alçakların alçaklıkları yüzünden suçlu suçsuz demeden hepinizin hercümerç edilmesine de hiç kimse itiraz etmesin o halde?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin