Gökten dolar yağsa 1 doları Türkiye’ye düşmez

HABER-YORUM | SEMİH ARDIÇ

Amerikan Merkez Bankası (Fed), Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve Japonya Merkez Bankası (BoJ) geçen hafta piyasalar için eşik niteliğindeki kararlarını açıkladı.

Fed ve ECB faiz indirimine dair önemli açıklamalarda bulunurken, BoJ piyasayı destekleyici para politikasına devam etme kararı aldı.

YENİ BİR 2008 KRİZİNE KARŞI TEDBİR ALIYORLAR

Üç büyük merkez bankasının para musluğunu gevşetebileceklerine dair beyanları sebepsiz değil. İşler tersine gitmeye başladı.

Dünya ekonomisinin yavaşladığı, risk iştahının azaldığı, jeopolitik risklerin arttığı bu dönemde yeni bir 2008 krizi ihtimaline karşı set çekiyorlar. Erken ikaz sistemi devrede. Yatırımcılara “telaşa kapılmayın” mesajı veriyorlar.

Paranın menbaında muslukların açılacak olması 2013 senesi mayıs ayında başlayan sıkılaştırıcı müdahalelerin yavaş yavaş rafa kaldırılması manasına da geliyor. 2013’ten bu yana 1 trilyon dolardan fazla nakit piyasadan çekilmişti.

TÜRKİYE BU SEFER AYRI TUTULUYOR

2013’ten evvelki şartlar Türkiye’nin de dahil olduğu gelişmekte olan piyasalar açısından kısa vadeli finansman teminini nispeten kolaylaştıracaktır. Faizler ve kur biraz gerileyecek, böylece dış kaynak maliyeti azalacaktır.

Mamafih Türkiye’nin mevcut siyasî ve iktisadî iklimini dikkate alarak dünyada para musluklarının yeniden açılmasına fazla bel bağlamamak lazım.

2013’e kadar para bolluğundan sonuna kadar istifade eden Türkiye ile bugünkü Türkiye arasında dağlar kadar fark var.

Avrupa Birliği yolunda atılan adımlar sayesinde yatırımcı kendini güvende hissediyordu. Türkiye yabancıların nazarında aylık 12 milyar dolar sıcak para çekebilecek kadar cazip bir piyasaydı.

2013’TEN BU YANA DÜNYANIN TERSİNE HAREKET ETTİK

2013’te Fed dolar musluğunu kısmaya başladığında Türkiye tek adam rejimi olma yolunda tehlikeli bir patikaya girmişti. O gün bugündür hukukî emniyet bir kişinin iki dudağı arasına sıkıştı.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lideri Recep Tayyip Erdoğan, 24 Haziran 2018 tarihinde “başkan” seçilmesi ile bütün yetkileri elinde toplayarak yasama, yürütme ve yargıyı vitrin süsü mesabesine indirdi.

Türkiye’nin girdiği yolun sürprizlerle dolu olduğunu bilen yatırımcı fırsatını buldukça Türkiye’den kaçtı.

“Hizmet Hareketi ile gönül bağı var” diye 982 şirkete keyfi bir kararla el konulması, mal varlıklarının mahkeme kararı olmadan dondurulması, hatta Boydak gibi yarım asırlık mazisi olan sanayici bir ailenin malları hakkında müsadere kararı alınması yerli yatırımcıyı da tedirgin etti.

SERBEST PİYASA ALTÜST OLDU

AKP’li işadamları bile el konulacağı korkusu ile paralarını yurt dışına çıkarıyor. Türkiye hangi zaviyeden bakılırsa bakılsın yatırımcı için riskli bir piyasa.

Döviz işlemlerine yüzde 0,1 vergi, 100 bin dolar ve daha fazlası için bir gün sonra valörlü işlem şartı, mevduat ve kredi faizlerinin indirilmesi için banka müdürlerine verilen talimatlar serbest piyasanın kâğıt üzerinde kaldığını gösteren siyasî müdahalelerden sadece birkaçı.

Böyle bir piyasaya, hukuk devletinin ayaklar altına alındığı tek adam rejimine kim, niye yatırım yapsın?

Yatırımcı Endonezya, Hindistan, Güney Afrika ve Brezilya gibi muadili piyasalarda daha az kazanca bile razı olurken dönüp Türkiye’nin yüzüne dahi bakmıyor.

OCAKTAN BERİ 100 MİLYAR DOLAR TRANSİT GEÇTİ

Büyük merkez bankalarının musluğu açması mevcut şartlarda Türkiye namına bir kıymeti yok. Ocak ayından beri faiz artışına ara verilince, indirim ihtimaline kapı aralanınca gelişmekte olan piyasalara 100 milyar dolar taze kaynak geldi.

Türkiye’ye ne kadar sıcak para geldi aynı dönemde? Sıfır! Kocaman bir sıfır.

Gelmediği yetmezmiş gibi geçen sene ile kıyaslandığında ilk 5 ayda 4 milyar dolar net çıkış oldu. Eksideyiz. Hem de sıcak para liginde.

Kalıcı, ihracat ve istihdam dostu sermayeden bahsetmiyoruz. Günlük, haftalık, birkaç aylık kazançlar için gelen sermaye bile Türkiye’den uzak duruyor.

Dünyanın en yüksek 3’üncü faizini ödediğimiz halde bu tablo hakikaten düşündürücü. Getiri eğrisi kadar yatırımını muhafaza edip edemeyeceğine de bakıyor yatırımcı.

ERDOĞAN VARKEN YATIRIMCIYI UNUTUN

Geçen gün ifade etmiştim. Erdoğan varsa kriz var.

23 Haziran’da Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Seçimi’ni 810 bin oy farkı ile kazanması halkın AKP iktidarından duyduğu rahatsızlığı en gür sada ile ifade etmesiydi.

Krizde derd-i maişetinin peşine düşen insanlar AKP’nin İmamoğlu’nun hakkını gasp etmesini “bardağı taşıran son damla” olarak telakki etti.

31 Mart’ta inişe geçen AKP’nin halk desteği 23 Haziran itibarıyla yüzde 33’e kadar geriledi. AKP seçmeninin yeni adres arayışı ilk defa bu kadar bariz bir hâl aldı.

Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nun isimlerinin geçtiği AKP’ye alternatif parti hazırlıkları ete kemiğe büründükçe Erdoğan’ın işi daha da zorlaşacak.

Siyasette dengelerin, güç merkezinin yeniden tanzim edileceği bir döneme girilirken yatırımcı işin mahiyetini kavramak için “bekle-gör” tavrı içinde olacaktır.

MALİYET YİNE VATANDAŞIN SIRTINA BİNECEK

Erdoğan kabinesinin Türkiye’yi iktisadî krizden çıkarma ihtimali kalmamıştı. Bakanlık koltuğuna oturan insanların değişmesinin de hükmü yok. Zira Erdoğan rejiminde her bakan vitrin süsünden ibaret.

Bu saatten sonra günübirlik kararlarla artan maliyet vatandaşın sırtına yıkılacak. Erdoğan’ın tek adam olarak devam ettiği bir Türkiye’de kriz ve belirsizlik ihtimali son üç senede olduğu gibi yine en üst seviyede seyredecek.

Dolayısıyla Fed ve ECB’nin beyanlarının akabinde 10 yıllık Amerikan tahvil faizlerinin yüzde 1,97 ile 9 Kasım 2016’dan bu yana en düşük seviyeye inmiş olmasının Türkiye için fazla bir kıymeti yok.

Ocaktan bu yana Türkiye semalarından 100 milyar dolarlık yağmur bulutu geldi geçti. Türkiye münbit ve emniyetli bir toprak olsaydı en azından birkaç milyar dolar Anadolu topraklarına düşerdi.

Yatırımcı bu acı hakikati evvela 82 milyonun fark etmesini bekliyor.

Erdoğan’ın yıktıklarını inşâ faaliyeti başlamadan gökten dolar yağsa Türkiye’nin bahtına 1 dolar düşmez.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin