AnaSayfa»Manşet»Geçmişler ola Türkiye!

Geçmişler ola Türkiye!

3
Paylaşımlar
Pinterest Google+

Yorum | Naci Karadağ

 

Tarih ayrıntıları tozlanmış sayfalarda tutabilir ama öyle bazı anları sonsuzlaştırır ki, dünyevi gücünüz ne olursa olsun silmeye, unutturmaya gücünüz yetmez.

Bazı anlar vardır ki saniye bile değildir ama sonsuzluğa nakşedilir…

Türkiye’de son birkaç yıldır böylesine anların çokluğu bir gerçek…

Hatta gün aşırı böylesine bir serlevha tarihin köşe duvarına çakılıyor, desek abartı olmayacaktır. Beni en çok etkileyen bu anlardan biri Hizmet Hareketine ait bir okulun levhasının gözü dönmüş bir güruh tarafından inanılmaz bir kinle parçalanmasıdır.

Nasıl bir nefret motivasyonuysa artık, hani içlerinde ne kadar şiddet, nefret, öfke, düşmanlık varsa hepsini metal plakaya boşaltıyordu okulu basanlar.

Hani canı olmayan tenekenin bile canını alacak kadar boyut atlatan bir nefretten bahsediyorum.

Portakal bıçaklayan bir nefret bu. Dantelli kefen nefreti!

 

‘BUNU DA MI YİYORLAR?’ SORUSUNU GEÇTİK

Eğitim sisteminin düşürüldüğü içler acısı durumu bizzat eğitimden sorumlu ama habersiz bakan, itiraf etti.

Yok nitelikliymiş, yok eve en yakın beş okuldan biriymiş filan.

Düşünsenize, çocuğunuz “nitelikli” okulda eğitim görmeyi beş puanla değil, beş metre ile kaçırıyor!

Ne ala sistem değil mi?

Sarayın veliahdına teslim edilmiş durumda eğitim sistemimiz.

Sadece sistem değil aslında teslim edilen.

Mal mülk ne varsa hepsi Türgev ve Ensar denen iki Erdoğan uzantısı yapıya devredildi. Kazanç ve varlıklarının haddi hesabı yok artık bu iki yapının. Her şeyleri şaibe, her icraatlarının gizli bir amacı var, tüm kadroları problemli. İçlerinde bir tanesinin bile bu ülkenin geleceği adına kaygı duyduğuna inanmıyorum. Reis’in ve kendilerinin geleceğiyle ilgileniyor onlar.

Geçtiğimiz gün Prens Efendi, bir konuşmasında ‘blok flüt’ü de hainler kervanına kattı. İstanbul’u işgal etmek isteyenler okullarda kaval yerine flüt çaldırarak darbe yapacaklarmış!

Artık, “Bunu da mı yiyorlar?” filan gibi gereksiz sorularla uğraşmıyoruz.

Malzeme bu zira.

 

İMAM HATİP AÇARAK ÜLKE SELAMETE ERECEK Mİ?

Bu ülkenin Cumhuriyet döneminde ürettiği uluslararası en değerli marka olan eğitim hareketini yerle bir etmeyi marifet sanan bir zihniyetin pespayeliğine dair epey çalışma yapılacaktır eminim.

Yıkılan ve yok edilenin aslında bu ülkenin geleceği olduğunu idrak ettiklerinde ise artık iş işten geçmiş olacak.

Flüt ile ülkenin yıkılacağına inanan “dahi irade” elbette ülkenin geleceğini İmam Hatip açarak kurtaracağını zanneder.

O zanneder ki ne kadar imam hatip, o kadar oy…

Yanıldığını anladığında ise muhtemelen ya kayıplara karışmış ya da kodeste gün dolduruyor olacak.

Dediğimiz gibi iş işten geçmiş olacak.

Ülkenin dört bir yanını İmam Hatip yapmanın dindar bir nesil değil, tersine her türlü ajitasyon, provokasyon ve kötülüğe müsait bir gençliğe sebep olacağını galiba çok ağır bedeller görerek ödeyecek, bugünün muktedirleri.

 

BU MİLLET BİR 50 YIL DİN ADINA HAMLE YAPAMAYACAK

Bu millet ise, belki bir 50 yıl İmam Hatip açamayarak çekecek acısını.

Bırakınız okulları, sokakta bile başörtüsü ile dolaşmak zorlaşınca anlayacak felaketin büyüklüğünü.

Siyasi ikballeri uğruna ülkeyi darmadağın eden sefillerin bıraktığı enkazda en çok ‘din’ toz toprak içinde kalmış olacak ne yazık ki!

Hayrettin Karaman, Cübbeli Ahmet Hoca, Nihat Hatipoğlu gibi isimlerin vitrinde olduğu bir “din” algısı, bugünkü siyasi iradenin hoşuna gidebilir ama aynı zamanda felaketleri olacak. İstedikleri kadar ekranlara bunları çıkarsınlar, okullarda bunların kitaplarını okutsunlar. Ne kadar tepinirlerse tepinsinler sonuç değişmeyecektir.

İşte bu felaket tablosunu izleyenler arasında ise zindanlarda çürütülen, horlanan, ezdirilen, her türlü iftira atılarak küstürülen eğitim neferleri de olacak. İçleri yanacak belki ama her tarafları yara bere içinde yattıkları yerden bu büyük hezimetin sonsuzluğa geçen anlarını izleyecekler…

Bugün okulların ve eğitimin üzerinde tepinen şuursuzlara söylemek anlamsız ama en azından tarihe bir not bırakmak da lazım:

Geçmişler ola Türkiye!

Önceki Yazıları:
Joseph Joseph! - 17 Kas 2017
‘Diğer’ler ülkesi! - 15 Kas 2017
Geçmişler ola Türkiye! - 14 Kas 2017
Ve cinayet eşiğine gelindi! - 11 Kas 2017
Vaka-yı Vakkas örneğinde MİT’leştirilen gurbetçiler! - 10 Kas 2017
İbretlik akıbete doğru - 08 Kas 2017
Herkese bir ‘Şiröyder’ kampanyası! - 30 Eki 2017
Serancam-ı zalim… (2) - 28 Eki 2017
Encam-ı zalim… - 27 Eki 2017
Acıh da bağa vir! - 26 Eki 2017
önceki yazı

Tamir ve tenkid

Sonraki yazı

İtiraf sakrementi mi, yoksa ‘utanmazsan dilediğini yap’ faslı mı?

1 Yorum

  1. Seyda Akıncı
    14 Kasım 2017 at 23:05 — Cevapla

    Tüekiye ne çektiyse hep “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” zihniyetinden çekti. Kendileri nasıl olsa paçayı kurtarmak için cennet belgelerinde görüldüğü gibi bütün geleceklerini dış ülkelere yatırdılar. Zavallı halk ise geçmediği köprünün,yolun,kullanmadığı elektriğin-suyun parasını verdiğini anlamadı ve bunları kurtarıcı zannederek herşeylerini teslim ettiler. Yanlışları söyleyenleri İsrail casusu,vatan haini ilan ederlerken kendi yaptıklarını kimse bilip duymasın diye medyayı çökerttiler.

    Allah milletimize acısın da yeni yetme neomoğol bozguncularının ardından gitmekten vazgeçsinler. Onca eğitim kurumlarına çöken güruh ne bir tuğla koyabildiler ne de eğitim düzeyini geliştirebildiler. 2009 yılından beri kendi silahımız,uçağımız,arabamız oluyor diye oy güderek herkesi kandırdılar. Utanmadan çıkıp meydanlarda bilmem kimlerin kendilerini kandırdıklarını söylediler.

    Zaman zaman düşünmeden edemiyorum. Acaba dışarıdan gelen buğdaylarla yapılan ekmekleri yediğimiz için midir nedir bilemiyorum.Toplumsal olarak uyuşmuş bir halimiz var.2001 yılında 3 kuruş artan doları bahane edip zamanın başbakanının önüne yazar kasa atan millet,1 haftada 20 kuruş artarken,motorine,doğalgaxainneden ipliğe herşeye durmadan zam gelirken,devlete emanet edilen yavruların ırzlarına geçilirken nadıl bu kadar sessiz kalıyor? O gün cesaretle başbakanın önüne sıradan bir vatandaş çıkıp hesap sorarken şimdi muhalefet dahil hiçbir Allah’ın kulu nasıl hesap soramıyor? Arkasında esrarkeşlerin,mafyanın,derin devletin olduğundan mı korkuluyor? Eğer bu sebepse her gün tepemizde tepinmesi doğaldır saraydaki şahsın. Çünkü bir gün değil her gün ölmeyi isteyene bunlar haktır ve zalimin zulmünü artırmasını sağlamaktadır.

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir