Gaz odalarına şimdilik gerek yok!

YORUM | ALPER ENDER FIRAT

Yüksek Seçim Kurulu, KHK’lıların gaz odalarına gönderilmesine şimdilik dur dedi. Faşizmin kurumsallaşmasında en az AKP kadar emeği olan CHP ve İYİ Parti oy deposu olarak gördüğü KHK’lıların seçilme hakkını kaybetmesini sindirip, seçme hakkını şimdilik elinde tutmasını kendi başarıları olarak görüyor.

KHK’lıların gaz odalarına gönderilmesi sözüme ‘hadi canım sende’ diye hafife almayın. Oy kullanamazlar sözünün edildiği yerde gaz odalarının da gündeme gelmesinin önünde hiçbir engel yoktur. İktidar oyununda bu teklifi yüzü kızarmadan yapanların farklı konjonktürde diğerine yapmayacağını kim garanti edebilir? Nazi Almanya’sını birazcık inceleseniz yüz binlerce insanın katledilmesine giden yolun böyle döşendiğini görebilirsiniz.

Nazi Almanya’sında Yahudiler tedrici olarak Alman toplumundan dışlanmış, hâkim kültürün bir parçası olmadıkları her ortamda kendilerine hissettirilmişti. Yahudilerin haklarını kısıtlayan ilk büyük kanun 7 Nisan 1933 tarihinde, Yahudiler ve siyasi olarak güvenilmeyen memur ve kamu çalışanlarının devlet hizmetinden çıkarılmasını sağlayan ‘Profesyonel Kamu Hizmetinin Yenilenmesi Yasasıdır. Bu yasayla ‘Naziler’ kamuda büyük bir temizlik(!) yapmış, zararlı görünen Yahudilerin görevine son vermişlerdi.

1935 yılının Eylül ayında, Nürmberg’deki yıllık toplantılarında Nazi ideolojine hakim bir çok ırkçı teoriyi kurumsallaştıran, yeni kanunları açıkladılar. Bu Nürmberg Yasaları, Almanya’da Yahudileri tamamen dışlanmasını sağladı. Bu kanunlarla ilgili düzenlemeler Yahudileri birçok politik haktan yoksun bıraktı. Onların; Almanya da, Alman kanıyla ilişkili kişilerle evlenmesini yasakladı. Yahudiler vatandaşlık haklarından mahrum bırakıldılar. Oy verme hakları elinden alındı, kamu görevlerine getirilmeleri yasaklandı.

1937-38 yıllarında da Yahudileri ekonomik olarak yoksullaştırmak ve Alman ekonomisinden çıkartılma girişimlerine maruz bırakıldı. Yahudilerin ticari faaliyetlerine ‘Aryanlaştırma’ uygulamaları başlatıldı. ‘Aryanlaştırma’; Yahudi işçi ve yöneticilerinin işten çıkartılması ya da Yahudilerin sahip oldukları işyerlerinin Yahudi olmayan Almanlara, hükümet tarafından belirlenen kelepir fiyatlara satılması anlamına geliyordu. Yine aynı yıllarda Yahudi doktorların Yahudi olmayanları tedavi etmesini yasakladı ve Yahudi avukatların hukuk lisansları ellerinden aldı.

Tüm Yahudilere, kökenlerini gösteren kimlik kartlarını taşıma mecburiyeti getirildi ve 1938 sonbaharında Yahudi pasaportları belirleyici bir J harfi ile damgalandı. 1941 yılında çıkarılan bir kanun ile tüm Yahudilerin kol bandı takmaları mecburiyeti getirildi ve bu noktadan sonra Yahudiler için en güvenli yerler evleri haline geldi. Ancak 1943 yılında Yahudi evlerinin de işaretlenmesi kanunu çıkınca orası da güvenli olmaktan çıktı.

Bir zaman sonra Yahudiler için toplama kampları ve gaz odalarına gelmişti sıra.

Çok genel olarak anlattığım Nazilerin iktidar olduğu dönemlerde yapılanlar Türkiye’de yaşanan bazı şeylere ne kadar da benziyor değil mi?

Nisan 1933 tarihinde, Yahudiler ve siyasi olarak güvenilmeyen çalışanlarının devlet hizmetinden çıkarılmasını sağlayan ‘Profesyonel Kamu Hizmetinin Yenilenmesi Yasası’ yürürlüğe girdiğinde sanıyorum bu işin sonunun, gaz odalarında biteceği kimsenin aklına gelmemişti.

KHK’lıların seçme ve seçilme hakkı’ tartışmasının, ‘gaz odalarında’ bitecek bir yolculuk olduğunu, idrak edecek basiret yok muhalefette.

Eğer olsaydı KHK’yı temelden tartışmaya açardı. Çünkü KHK ile işten atılanların hiç birisinin Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre işlediği bir suç yok. Eğer böyle bir suç işlemiş olsalardı KHK’ya gerek kalmaz, savcılıklar ve mahkemeler hemen devreye girerdi. Onların tek suçları seçimle iş başına gelmiş bir iktidarla aynı şekilde düşünmüyor olmaktı.

Bir gün önce doktor, öğretim üyesi, akademisyen, öğretmen, polis olarak görev yapan yüzbinlerce kişi bir gece yarısı Resmi Gazete de isminin yayınlanmasıyla işsiz kaldı.

2010 Referandumuna göre insanları fişlemek, aidiyet dosyalaması yapmak anayasal bir suçtu. Hükümet bu anayasal suça rağmen, kendisine muhalif olan isimleri tek tek fişlemiş ve 15 Temmuz bahanesiyle devletteki görevlerine son vermişti. Kardiyoloji profesörünün muhalif olup olmamasının kimseye bir yararı ya da zararı yoktu ama hükümet zihniyet olarak Nazi Almanya’nı bire bir kopyaladığı için Yahudiliğin cezalandırılması gibi aidiyet cezalandırması yapıyordu.

Hükümet yüzbinlerce kişiyi KHK ile attı, pek çoğunu tutuklattı, özel sektör iş vermesin diye büyük baskılar yaptı. Lisanslarını iptal etti, İşsiz kaldığı için kendisine yardım eden konu komşuyu tutuklayıp hapse attı. Neredeyse pazarda limon satmasına bile müdahale etti. Yahudilere yapıldığı gibi işten atmakla bırakmayıp onları yoksulluğa mahkum etti.

Sanıyorum bir sonraki aşama tecrit bölgeleri oluşturup, kamplarda toplamak. Tıpkı Nazi Almanya’sında olduğu gibi!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin