AnaSayfa»Yazarlar»Mehmet Efe Çaman»Film başladı; Şşşşt, sessiz olun!

Film başladı; Şşşşt, sessiz olun!

Pinterest Google+

YORUM | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

Bugünkü yazımın üzerine biri yorum yapmış, bu yorumlar yazıya sızmış, resmen bir “paralel yazı yapılanması” tadında bir yazı ortaya çıkmış! Ben de şimdi okudum, cidden hayret ettim. Bir sabotaj olabilir mi diye düşündüm. Kesin ya Geziciler, ya da Yahudi lobisi, olmadı belki de faizciler veya Papa… Birisinin parmağı var, bak bu kesin! Velhasıl bu olan biten benim yazıyı adeta içten fethetmiş, ciddi bir yazıyken bir anda yazı sulandırılmış ve sululaştırılmış kardeşim! Film izlemeyi çok severim oysa. Bir film şeridi gibi gözümün önüne geldi diye bir değimimiz vardır ya! Bu yazı bende ağlamakla gülmek arası bir duyguyu çıkardı. Sabotörün amacı yoksa bu muydu? Olduğu gibi veriyorum, okuyun siz kendiniz karar verin. Tek tesellim, nasılsa hafta sonu, vakit sorunumuz daha azdır.

Giriş: Türkiye’ye bakınca bir film görüyorum ben. Her film gibi bir temel konusu, giriş-gelişme-sunucu, ana karakterleri ve yan roller, yönetmen veya bizim örnekte yönetmenler var! Bu filmi bütünselliği içinde görmek, konuyu anlamak bakımından çok ama çok önemli kanımca! Başrollerde kimler var (ah, benim sevdiğim artist oynuyor, ne güzel!)? Yan rollerde peki (şekerim ben kötü adamını çok beğeniyorum bu filmin – bir bu, bir de tecavüzcü Coşkun zaten!)? Senaryoyu kim yazmış (acaba Hollywood’tan mı arak, yoksa bir tür Ortadoğu soslu Yeşilçam etkisi mi)? Nerede çekilmiş film (abi adamlar cidden reel ortamlarda çekmiş ya filmi)? Aksiyon var mı aksiyon (dostum: polisiye, şantaj, Dallas-J.R., Top-Gun, dram, adam kaçırma, kasabanın kötü şerifi Taytıs, yani senin anlayacağın ne ararsan var – aramadıkların da var!). Yani kısacası, film tam bir curcuna.

Bakın özetliyorum, sıkı durun: “Bir ülke var. Vay be. Anayasaya uyulmamaya başlandı. Bak-bak (dedem ba-ba-ba derdi): Hâkimler ve savcılar dava esnasında davadan el çektirildi. Vay: Sonra yerlerine yenileri atandı. Bak burası kritik: Onlar da aynı akıbete uğrarken, ilk görevden alınanlar bu kez tutuklandı. Sonra: Yolsuzluk soruşturması yürüten komiserler ve polis memurları sürüldü önce. Eee? Sonra olmadı, görevden alındı. Nihayet tutuklandı. Peki sonra? Tutuklanırken “Haram lokma yemedim. En ufak kanun dışı hiçbir işim yok!” dedi polislerden biri. Ciddi misin sen ya? İçeri tıkılırken bir başka polis haykırdı: “Milletin malını çalan-çırpanı kaleme aldığım için buradayım!”. Bir diğeri: “Biz zaten sıfırız, buradayız! Haram para sıfırlanmaz ama!” diye haykırdı, meslektaşlarının eşliğinde bertaraf edilirken. Bak ama ben bunu sevdim. Doğruları kimse bilmesin diye internette yayılan tapeleri engelleme yoluna girdiler, iyi mi? Kim yapıyor bunları abi? Yahu sen de konuyu kavrayamıyorsun bir türlü. Kötü adam yapıyor bunları tabi. Mmm. Şüphelendiydim ben zati. Engelle-engelle, bitmedi kardeşim! Hani viral oldu diyorlar ya! Hah! İşte, o şekilde, geometrik hızla tüm ülkeye yayıldı. Çok heyecanlıymış! Fısır-fısır telefonda paraları sıfırlamayı konuştuğu tape de dâhil, onlarca hukuksuzluk, yolsuzluk, hırsızlık ifşa oldu. Harbiden? Patlamış bir kanalizasyon gibi, görmesen de kokusunu duydun, duydunuz, duyduk! Sen, ben, o, biz siz onlar: bilmeyen kalmadı, duymayan yok. E bunu neden kabullendi ki bu memleket? Manyak mı bunlar? Ben nerden bileyim ya, senaryoyu ben mi yazdım? Soru sorma da dinle: Usulsüzlük değil, yolsuzluk değil sadece. Hırsızlık vardı alenen. Orası muhakkak. Biri İran’da, diğer, Türkiye’de iki “tüccar” (!) İran’ın paralarını uluslararası yaptırımları delerek aklarken, bu aklama işleminde senin “cennet vatanını” çamaşır makinesi olarak kullandılar! Devlet bankası Halkbank üzerinden yürüttükleri bu işlem sırasında, en üst seviyelerde siyasetçiler yüzde aldılar yüzde! Bakanlar neden “önüne yatayım senin” dedi zannediyorsunuz siz İranlı Reza’ya? Yani bu İran işi enteresan. Vatanlarını mı sattı abi bu dingiller yani? “Ölürüm Türkiye’m” diye seçim propagandalarında bahsettiğin bir çakma sevgiye benzemez gerçek yurtseverlik diyeceğim de, buna bile değmez esasında – denmesi gereken, sen kim, yurtseverlik kim!

İnterneti engellemeye çalışıyorlar, başaramıyorlardı. Yok deve! Başka mahallelerin gazeteleri bu fecaati yazmaya, mecliste Kılıçdaroğlu bu rezaleti deşifre etmeye başladığında, siyaseten bittiklerini, Yüce Divan’ın ayak seslerini acıyla fark ettiler. Büyük rezaletti. Cumhuriyet tarihinde görülmemiş boyutta bir skandal, daha da ötesi içinde eskilerin hıyanet-i vataniye dedikleri o büyük suça kadar varan görev istismarları, usulsüzlükler, yolsuzluklar, menfaat sağlamalar, organize suç, kısacası ne ararsanız vardı! Senarist abartmış bence biraz. Bu kadar da olmaz gerçek hayatta! Meclis kayıtlarına girdi bir kere: açar bakarsınız, tutuklanmaktan korkmuyorsanız. Merak ediyorum, bu tapelerin sahte olduğuna dair o günkü TÜBİTAK yetkililerinin yazdığı tırışkadan raporu bulabilen var mıdır? Ne tak dedin? Tübi ne? Veya hani Amerikalı ses mühendisliği uzmanı bir firmadan alınan rapor vardı ya; nerededir o rapor? Gören, duyan oldu mu bir daha? O tapeler montaj diyorlardı, hatırlıyor musunuz? Bu film bilim kurgu muydu be? Hah! Peki, madem böyle bir montaj teknolojisi var, neden bunun bir örneğini bize göstermiyorlar? İşte bu nedenle bilim kurgu dedimdi. Total Recall gibi. Arny oynuyor ya hani! Hani hecelemelerle falan yapılıyormuş ya bu tür ses kayıtları. De get be, olur mu öyle şey! E, haydi, hodri meydan, neden bize bir örneğini göstermiyorsunuz? En basitinden “devlet düşmanlarınızın” ağzından bir biat montajı yapın, ne duruyorsunuz Arslan parçaları? Montajmış! Sizin montaj dediğinize, hukukun olduğu yerde suçüstü yapmak deniyor. Filmin diyalogları çok radikal. Anlatan adam fazla teatral! İşte bu nedenle, interneti didik-didik ettiler, ayıklamak için suçüstü kanıtlarını! Ama neye yarar? Bugün “sıfırla” yaz youtube’a, bak bakalım kaç versiyonu çıkıyor sıfırlama tapesinin. Yani bir örnek sadece! İyi ki senaryo bu be. İçime daral geldi.

Baktı ki interneti ayıklamakla, engellemekle, youtube’u veya Vikipedya’yı falan yasaklamakla bu işin üstesinden gelemiyor, ne yaptı? Havuz çalışmalarına hız verdi. Ne de olsa para boldu azizim! Ama iş sadece paraya bakmıyordu işte! Yani bu cenahta “herkesin bir fiyatı vardır” mottosu vardı ve tıkır-tıkır işliyordu da, herkes satın alınmıyordu işte, ne yaparsın! Burası Dallas. Ceyar bu adam Ceyar! Yani başka çözümler bulunması hususunda “daha yaratıcı” hareket etmek, daha “esnek olmak” lazımdı! Nitekim aradığı fırsat ayağına geldi. Bugün bile çözülmemiş olan husus, ilk kontağı kim kurdu sorusu! Yani ilk kim harekete geçti? Bu muhteşem simbiyozun patenti kime ait? Yoksa kendiliğinden mi oluverdi bu iş? Yani eksi kutbun artı kutbu çekmesi gibi bir tür “sosyal kanun” mu devreye girdi? Bence sonunda Danzel Washington gelir ve kurtarır bu ülkeyi abi! Bilmiyorum. Önemi var mı? Belki her şey tüm ayrıntılarıyla anlaşıldıktan ve anlatıldıktan sonra, daha da detaylı çözümlemeler yapılabilir ilerde tarihçiler ve araştırmacı gazeteciler tarafından. Ama bu noktada, bunun hiçbir önemi yok. Önemli olan, Ergenekoncular ve Erdoğan bu simbiyoza girdiler. Bir tür Voltranı oluşturdular! Gülmeyin, olan budur. Gülen yok be. Afakanlar bastı beni. Dur bir ara ver, bir bardak su içeyim. Dudağım uçukladı!

Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş

Bir tarafta Rusyacı-vesayetçiler, diğer tarafta İslamcı butik arsacılar. Bir tarafta apoletliler, öbür tarafta takkeliler. Olmaz mı? Oluyor işte. Oldu bile. “Tadından yenmeyen” rejim böyle oluşturuldu! Polit-thriller bu resmen! İş üzerinde yakalananlar ittifakı. Biri darbe yapmak isterken planlama aşamasında enselenmişti. Öbürü daha ileri aşamada: sistemini kurmuş, mangırsal bağlantıları sağlamış, komisyonu sağlama almış, finansal teşkilatlanma yapısını tamamlamışken suçüstü yapıldı. Baba 1 mi baba 2 mi? Yoksa Sıkı Dostlar mı? Hangisinden aşırmışlar bunu? Tanıdık geldi de! Yani varlık nedeni anayasal devletini dış düşmana karşı korumak olan askerle, varlık nedeni anayasal düzenin verdiği yetkiler çerçevesinde ülkeyi kamu menfaatine yönetmek olan iktidar, görev tanımlarından çıktıkları oranda birbirlerine muhtaç olmuşlardı! Enteresan değil mi? Yani film senaryosu gibi. Senaryo değil mi abi zati bu? Korkutma beni ya! Ama bu bir film değil. Bitince televizyonu kapatıp yatağa gidemiyorsunuz! Bunun yerine sizin hayatınızı bir filme, bir korku ve gerilim filmine çeviriyorlar! Korku filmi severim ben. Fredy’nin Kabusları – Elm Sokağı 1, 2 vs. Ya da Exorcist. İçine kötü ruh mu kaçmış ana figürün? Bu film gibi hadisede başrol oyuncuları belli – adlarını buraya yazmak satır israfı olur! Abi yaz sen ya – kim ne rolde bilelim. Oscar filan alır, haberimiz olsun! Esasında olay şu: herkes… HERKES ama HERKES olup biteni görüyor. Bilmeyen yok. Çalıyor ama yapıyor pozisyonuna kadar gerilemiş bir “Müslüman” taban var. Yani dinleri konusunda hassas bu vatandaşlar! Ortadoğu filmlerinde çok başarılı olan Matt Damon. O mu kurtarıyor? Denzel sandımdı ben! Karadeniz’e sahil yolu yaptı, sonra seçim öncesi kömür dağıttı, hem de üzerine cumalara gitti, Kuran okudu, mecliste ağladı, Rabia işaretini Mısırlı Müslüman Kardeşler’den daha sık kullandı falan filan. Bunlar mühim hadiseler bizim toplumda.

Öte yandan, berikilerin (Ergenekoncu taife) destekçileri, bizim meşhur nasyonalistler, bildiniz mi? Hah! Birincisi, bir anti-emperyalist damarımız var. Bunlar 68 kuşağı diyor kendine. 1960 darbesini desteklemekle Marksist-Leninist sol düşünce arasında bir sürreal âlemdeler. Red Drawn mu Rocky 5 mi? İvan Drago varsa giderim ben bu filme bak! Bu, devrimci sol olanları. Ama ulusalcılar da. Büyük kısmı “milli burjuva devrimi” de olsa, Mustafa Kemal’i devrimci bir önder olmasından dolayı severler. İzmir İktisat kararlarına (serbest piyasa vs. mevzular) hiç girmeyeceksin. Fragmentalist Kemalistler bunlar (yani bakıyor neresi bana uygun, orasını benimsiyor Kemalizm’in). Kemalizm de zaten eklektik yapısıyla buna çok ama çok uygun! Yeme de yanında yat (kusura bakmayın, ikinci kez kullandım bu yazıda, ama denk geldi). İkincisi, ortanın solu ulusalcıları (sol nasyonalistler). Bunlar her ne kadar 68 kuşağı eski tüfeklere sempati de duysalar, daha devletlûlar. Yani öyle devrim-mevrim bunlara girmeden, fabrika ayarı yönelimli bir Kemalist hareket olarak tanımlamak mümkün bunları! Ortak noktaları: standart ulusalcılık! Bu birinci ve ikinci grup CHP’de veya yakın siyasi hareketlerde. Üçüncüsü, sağ nasyonalistler. Yani kim? MHP ve benzerleri! Ülkücü de diyorlar ya kendilerine (ülkü = ideal). İdealleri ne, ben çözemedim. Yani Orta Asya “Türklüğü” (yok esasında böyle bir şey de neyse!) ile birleşmek, Turan falan gibi bir şey midir bu “ülkü”? Dokuz Işık doktrinine göre öyle. Yani “dış Türkler” önemli bir yer almalı – Türkeş’in kendisi de bir Kıbrıslı olarak “bir dış Türk’tü”. Atilla the Hun veya Conan! Yaşa – harikaymış bu film be! Bunlar hep beraber Kemalizm’in ana çekirdeği olan Türkçülük konusunda birbirlerine yakınlar. En azından Türklük birinci kimlik öğesidir şeklinde tanımlıyorlar “Türk milletini”. İslamcılarsa İslam’ı birincil kimliksel öğe olarak görüyor, daha doğrusu görüyordu. Şimdi İslamo-nasyonalizm (İbrahim Kafesoğlu’nun Türk-İslam Sentezi mefkûresinin ikinci versiyonu diyelim isterseniz biz buna). Kenan Evren 12 Eylül 1980 darbesi sonrası bu ideoloji test etmiş, uyuşturma gücünden etkilenerek, benimsemişti. Böylece bu, benim kuşak ve sonrası için resmi devlet ideolojisi olarak sistematik şekilde okullarda endoktrine edilmişti. Şimdi, sivil darbeyi yapan koalisyon, bunun daha üst versiyonunu uyguluyor. Besbelli daha iyi uyuşturuyor. Etkili olabilmesi için bir tutam Kürt düşmanlığı ve bölünme korkusu (Sevr Sendromu), bir tutam ademi merkeziyetçilik korkusu, bir tutam “dinci meczup karşıt hain”, bir tutam Osmanlı kompleksi (küçülen devlet arazisinden ve dünyada minimize olan “etkimizden” duyulan varoluşsal sıkıntı). Arabistanlı Lawrence gibi oldu. Senaryoyu kim yazdıysa adam dahi! Yaklaştım mı? İçine biraz da otoriteryan lider kültü koy – sever bizim halk bunu çünkü. İndiana Jones – orada Hitler’in imzasını aldığı bir sahne vardı, tam Nazi’ler kitap yakma ayini yaparken! Nedense aklıma bu sahne geldi be abi? Bu sihirli formüle, bir de içerdeki hainler (tabii ki dışarıdaki düşmanların maşası bunlar!) ve dış güçler (nedense bunların aklı fikri Türkiye’yle uğraşmakta – çok önemliyiz ya biz dünyada!). Sihir dedin, bak akan sular durur. Harry Potter! Ya abi: bu senarist var ya bu senarist! Oscar’lık abi! Bu adam benim Oscar adayım!

Bu diskur inanılmaz çalışıyor – motor! Film başladı. Şşşşt. Sessiz olun! Halkımızın konsantrasyonu bozulmasın!

Önceki Son 10 Yazı:
İşkencehanedeki askere dair - 07 Ara 2018
Gücün kaynağı diskur – “Fetö” kavramı üzerine - 05 Ara 2018
Rusya’nın ufak ortağı Türkiye “Respublıkası” - 01 Ara 2018
Riyaset diyalogları: reis ve adamları - 30 Kas 2018
2019’a girerken rejime ilişkin beklentiler - 27 Kas 2018
Soğan - 24 Kas 2018
Korsan rejim ve rehine sorunu - 22 Kas 2018
Uğradığım haksızlığa gerekçe bulmam! - 20 Kas 2018
Aykırı fikirler neden önemli? - 17 Kas 2018
Rejimin ötekileri - 15 Kas 2018
önceki yazı

Erdoğan’ın yardımcısına sordu: KHK’lıları göreve iade etmeme gerekçeniz ne?

Sonraki yazı

‘Gülen’i kaçırma planı’nı itiraf etti’

1 Yorum

  1. Kerem Çamlı
    8 Aralık 2018 at 15:15 — Cevapla

    Tiyatrocu babanin; ki iyi bir oyuncu ve insandi, akademisyen oğlu. Ortaya böyle oksijeni bol bir sonuç cikmis…tebrikler

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir