Fahrettin Paşa Mondros’tan sonra neden teslim olmadı?

YORUM | Dr. YÜKSEL NİZAMOĞLU

Hicaz isyanı ile ilgili olarak en çok tartışılan konulardan birisi de Fahrettin Paşa’nın Mondros Ateşkes Antlaşması’na rağmen Medine’yi teslim etmemesi ve bu sürecin uzayarak yaklaşık yetmiş günü bulmasıdır.

Ateşkese göre Osmanlı Devleti’nin Hicaz, Asir, Yemen ve Trablusgarp’ta bulunan birlikleri “esir” olarak teslim olmak zorundaydı. Mütareke görüşmelerinde bu birliklerin serbestçe dönmeleri gündeme gelmişse de İngilizler bunu kabul etmemişlerdi. Bu birliklerin artık en yakın İtilaf kuvvetlerine teslim olmaları gerekiyordu.

Fahrettin Paşa Ne Yaptı?

Fahrettin Paşa kuvvetlerinin Suriye ile irtibatı kopmuş ve lojistik destek alma imkânı kalmamıştı. Telgraf hatlarının da devre dışı kalmasıyla Paşa, Mondros Ateşkes Antlaşması ile ilgili gelişmelerden haberdar olmamıştı.

Paşa’nın ateşkesi birkaç gün sonra İngilizler vasıtasıyla öğrenerek askerleriyle paylaştığı anlaşılmaktadır. Buna rağmen “Hicaz Kuvve-i Seferîye ve Medine Muhafız Vekilliği” görevleri devam eden Fahrettin Paşa teslim olmamaya karar verdi. Bu durum İngilizlerin hükümete baskılarını artırmalarına neden oldu.

Paşa’nın teslim olmamasının birçok nedeni vardı. Paşa başlangıçta ateşkesin ve içeriğinin doğruluğundan emin olmak istemiş sonra da İslam Dünyası’nın iki önemli şehrinden birisi olan Medine’yi teslim etmek için hükümetten gelen emirleri “muğlak” bulduğundan “Halife” sıfatını taşıyan Padişah tarafından emir gönderilmesini talep etmişti.

Paşa, Hüseyin’in birliklerine teslim olduğu takdirde kendisi ve askerlerinin zarar göreceği endişesi de taşıyordu. Bu nedenle Hüseyin’in oğlu Ali’nin birlikleri yerine İngiliz kuvvetlerine teslim olmak istiyordu.

İngilizlere Göre 

Fahrettin Paşa’nın mütarekeden teslim olmasına kadar geçen dönem, Osmanlı Arşivleri, ATASE ve İngiliz Arşivleri’nden takip edilebilmekte ve İstanbul basınına yansıyan bazı haber ve yazılardan da önemli noktalar çıkarılabilmektedir.

İngiliz Arşivleri’ne göre Paşa’nın teslim olma sürecinin yıllar önce (1972) Belleten’de Salahi R. Sonyel tarafından ayrıntılı olarak açıklanması da pek çok karanlık noktayı aydınlatmış görünmektedir.

En büyük eksiklik, Paşa’ya ait bir hatırat veya günlük bulunmamasıdır. Sonyel makalesinde Fahrettin Paşa’nın İngilizlere teslim olduktan sonra Medine’de bir hatıra defterinin kaldığını, bulunduğu takdirde kendisine teslim edilmesini istediğini belirtse de bugüne kadar bu defter ortaya çıkmamıştır.

İngilizlerin Fahrettin Paşa’nın teslim olmamasını farklı şekillerde değerlendirerek Hicaz’da yeni bir statüko oluşumundan kaygılandıkları anlaşılmaktadır. İngilizlere göre Paşa, Necid’deki Suud ailesinden ve Reşidilerden destek alarak askerin ihtiyacını karşılamaktaydı.

İngilizler Paşa’nın Suudilerle pazarlık yaptığına dair duyumlar nedeniyle bu gelişmenin Hüseyin aleyhine bir işbirliğine dönüşmesinden endişe etmekteydiler. Fahrettin Paşa ise esaret sırasında Suudilerden bir yardım almadığını söylemişse de İngilizler bu cevabı inandırıcı bulmamışlardı.

İngilizler diğer neden olarak Paşa’nın İttihat ve Terakki’nin yönlendirmesiyle teslim olmadığını düşünüyorlardı.

Diğer İngiliz tezi, Paşa’nın iki yıldır savaştığı Araplara teslim olmak istememesiydi. Nitekim İngilizlerle yapılan müzakerelerde bu konu gündeme gelmişse de kabul edilmemiştir.

Fahrettin Paşa ve Mescid-i Nebevi

Fahrettin Paşa’nın teslim olmamasında önemli bir gerekçe de Mescid-i Nebevi’yi ve elbette Peygamberimizin kabrini bırakmamaktı. Paşa bu kutsal mekânı Halifeliğin sembolü olarak da gördüğünden Araplara bırakmak istemiyor, burası elden çıkarsa Padişah-Halife’nin meşruiyetinin sorgulanacağını düşünüyordu.

Paşa isyan süresince Medine’yi savunmak için büyük bir gayret göstermiş, iki defa karar verilen Medine’nin Tahliyesi Programı’na da karşı çıkmıştı. Ateşkes sonrasında da aynı hassasiyetini devam ettirmişti. Hatta Medine’ye bir müdahale durumunda Mescid-i Nebevi’yi havaya uçurmakla tehdit etmişti. Bunun için bu kutsal mekâna patlayıcı bile yerleştirmişti.

Mescid-i Nebevi’nin havaya uçurulması, hem milyonlarca Müslümanın yaşadığı sömürgelere sahip olan İngilizler hem de kutsal mekânların idaresini almak isteyen Hüseyin için büyük bir felaket olabilirdi.

Çekirge Meselesi   

Demiryolu bağlantısının kesilmesiyle Fahrettin Paşa kuvvetlerinin nasıl beslendiği konusu da Medine müdafaasının diğer önemli sorusunu oluşturmaktadır. Medine’de o dönemde istihbarat subayı olarak bulunan Naci Kâşif Kıcıman ve Kızılay görevlisi olan Feridun Kandemir’in yazdıkları bu konuyu tam olarak aydınlatmaktan uzaktır.

Birçok eserde, Kıcıman’ın anlattığı askerin çekirge yediği hatta Fahrettin Paşa’nın bunu teşvik ettiğine yer verilmektedir. Bu durum askerin çok uzun süre aç kaldığından çekirge yemek zorunda kaldığı şeklinde anlaşılmaya meydan vermektedir.

Ne yazık ki elimizde bu bilgileri teyit edecek Hicaz Seferi Kuvveti veya Medine Muhafızlığına ait askerin ve lojistiğin durumuna dair gün gün bilgiler içeren bir harp ceridesi bulunmuyor. İngiliz belgelerindeyse Fahrettin Paşa kuvvetlerinin sıkıntılar yaşasa da bir miktar da olsa erzaka sahip oldukları belirtildiği gibi bu erzakın nereden bulunduğu da sorgulanıyor.

Fahrettin Paşa esir olduktan sonra İngilizlerin sorularına; bir kısım erzakın bedevilerden satın alındığı, Rabiğ şeyhi Hüseyin’den para temin edilerek erzak alındığı şeklinde cevaplar vermişti. Yine Paşa’nın askerin gıda ihtiyacı için buğday ektirdiği ve hurma bahçeleri ayırdığı da ifade edilmektedir.

Bu durum çekirge meselesinin asker tamamen aç kaldığında başvurulacak bir yol olarak düşünüldüğünü göstermektedir.

Temsilci olarak Medine’ye gönderilen Yüzbaşı Ziya Bey de 26 Aralık 1918 tarihli raporunda askere “tayın olarak” günde 80 gram un (125 gram ekmek), bir miktar hurma ve pirinç bazen de az miktarda et verildiğini yazmakta ve altı ay ya da bir yıllık erzak stoku olduğunu belirtmekteydi.

“Kaburgalarına Kadar Asker” 

Mondros sonrasında İngilizlerin baskısıyla Paşa’ya ilk emir dönemin Sadrazamı A. İzzet Paşa tarafından gönderildi. Paşa bu emri tereddütle karşılayarak teslim olmayı reddetti. Fakat askeri toplayarak ateşkesin yapıldığını ancak kendisinin teslim olmayı reddettiğini açıkladı.

İngilizler teslim sürecinin uzaması üzerine İstanbul Hükümeti’ni Medine boşaltılmazsa Boğazlardaki istihkâmları havaya uçurmakla tehdit ettiler. Hükümet bu kez de Harbiye Nazırı’nın Yaveri Yüzbaşı Ziya Bey’i Medine’ye gönderdi.

Fahrettin Paşa 19 Aralık’ta görüştüğü Ziya Bey’e Medine’yi hilafet makamının önemli bir merkezi olduğundan teslim etmeyeceği cevabını verdi. Ayrıca sadece Padişahın irade-i seniyesi ile teslim olabileceğini de belirtti.

Paşa’nın teslim olmayı reddetmesi, subay ve asker arasında da huzursuzluğa neden oldu. Nitekim Emin Bey adlı bir subay teslim olmayı teklif edince Fahrettin Paşa tarafından görevden uzaklaştırıldı. Emin Bey’in buna tepkisi, Paşa’yı derdest için bir plan yapmak oldu. Ancak başarısız olunca bir bölük askerle Emir Ali’ye sığındı.

Emin Bey’in bu hareketi Medine’de asker arasındaki huzursuzluğu iyice açığa çıkarmıştı. Ateşkese rağmen askerin burada tutulması, erzak problemleri ve İspanyol nezlesi nedeniyle her gün yaşanan ölümler askeri iyice ümitsizliğe düşürmüş, kimse de sabredecek takat kalmamış, firarlar iyice artmıştı.

İstanbul’dan son olarak Adliye Nazırı Haydar Molla ve Miralay Ahmet Lütfi Bey gönderildi. Ancak bu kişiler Medine’ye varmadan Paşa zaten teslim olmuştu.

Paşa artık yolun sonuna gelindiğinin farkındaydı. Sonunda Miralay Necip Ali ve Miralay Abdurrahman Bey, Fahrettin Paşa’yı teslim olmaya ikna ettiler ve İngilizlerle görüşerek tahliye anlaşmasını imzaladılar.

Fahrettin Paşa son bir defa Mescid-i Nebevi’ye veda ziyaretine gitti ve bu sefer de “mücavir” olarak kalmaya karar verdi. Bu durum Ali Necip Bey ve arkadaşlarını “Paşa’nın Peygamberimizin kabrini infilak ettireceği” endişesine sevk etti. Bunun üzerine 10 Ocak 1919’da Fahrettin Paşa bizzat kendi subayları tarafından yakalanarak tutuklandı ve Araplara teslim edildi.

Paşa’nın yakalanıp teslim edilmesinin de “bir kurgu” olabileceği akla gelmektedir. İngiliz Yarbayı Basset’in ifadesiyle “kaburga kemiklerine kadar asker olan” Fahrettin Paşa teslim olmamış, “kendi askerleri tarafından teslim edilmişti”.

Paşa Malta Sürgünü

Fahrettin Paşa teslim olduktan sonra Süveyş’e gönderildi ve yedi ay Kahire’de Nil kıyısındaki bir askeri kışlada tutuldu. Bu sırada Mısır halkının Paşa’ya büyük bir ilgi gösterdiği hatta “Yaşa Fahrettin Paşa” şeklinde gösteriler yapmaları üzerine İngilizlerin Paşa’dan sivil giyinmesini istediği görülmektedir.

İngilizler 15 Ocak 1919’da Fahrettin Paşa’yı tutuklanacak askerler listesine dâhil etmişler ve gerekçe olarak teslim olmamasını göstermişlerdi. Paşa yanındaki beş kişiyle beraber 1919 Ağustosunda Malta’ya götürüldü.

Böylece Paşa da birçok mebus, asker ve aydın gibi Malta sürgünleri arasında yer aldı. Malta’da suçlamanın niteliği değişmiş ve Fahrettin Paşa “Ermeni kırımından sorumlu olmakla” suçlanmıştır.

Sürgün dönüşünde TBMM tarafından Kâbil elçiliğine tayin edilen Fahrettin Paşa Milli Mücadele’de asker olarak görev alamadı. Nedense Milli Mücadele’nin lider kadrosu Kurtuluş Savaşı’nda kendisinden “subay” olarak yararlanmayı tercih etmedi. Paşa 1936’da TSK’dan tümgeneral rütbesiyle emekli oldu ve 1948’de vefat etti.

Kaynaklar: S. Beyoğlu, “Türk Arap İlişkilerinin Son Kırılma Noktası: Medine’nin Tahliyesi”,  ATAM, S. 78; S. R. Sonyel, “İngiliz Belgelerine Göre Medine Müdafiî Fahrettin Paşa”, Belleten, S. 143, 1972; B. N. Şimşir, Malta Sürgünleri, İstanbul, 1985; Y. Nizamoğlu, “Birinci Dünya Savaşında Hicaz Cephesi”, Birinci Dünya Savaşında Osmanlı Devleti, İstanbul, 2014.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin