Etiket

YORUM | HAKAN ZAFER

Yeni Zelenda’da yaşanan tarifsiz acının kendisi kadar yansımaları da tartışılacak gibi. Belli ki “İslami Terör” etiketinden halâ tiksinmeyenler, “Haçlı Terörü”, “Hristiyan Terörü” etiketlerini havada uçuşturuyor. İnsan siyasetçi olsa, açmamak üzere yemin edip kepenk kapattıracak bir rezillikle miting meydanında olayın görüntülerini izlettirmekten Ayasofya muhabbetine geldi ya iş, midesi kalkmayana aşk olsun.

Aslında etiketleme virüsü çoktan bünyeyi kaplamış. Tüm ülke, teşhis koyma ve bir daha da koyduğu teşhisi kaldırmama şeklinde ilerleyen bu hastalığa tutulunca kurtulan mahalle kalmadı maalesef.

Etiketleme Kuramına göre (Labeling Theory), bir insana yakıştırılan etiketin onunla zerre alakası olmasa bile başkaları, yakıştırmanın etkisiyle, onun davranışlarını tam da etiketin gerektirdiği gibi okumaya başlıyor. Haliyle, kendisine bu muamelede bulunulan kişi için etiket pekişmiş oluyor. Geçici olsa yine iyi, kurama göre etiketler kalıcı etkiye sahip.

Stanford Üniversitesinden psikolog David Rosenhan’ın, 1973 yılında teşhis güvenilirliğini araştırma amaçlı yaptığı deneyi * örnek vermek mümkün.

Akıl sağlığı yerinde, çoğu psikoloji bilen sekiz kişiden oluşan –ki biri de kendisi- bir “sahte hasta” gurubu, ABD’nin farklı yerlerinde on iki hastaneye, gaipten bazı sözcükler (thud, empty ve hollow) duyma şikâyetiyle başvuruyor. Normal olarak, kabul ediliyorlar. Çoğuna şizofren teşhisi koyuluyor. Ancak grup ilk başta söyledikleri ses duyma yalanı hariç her durumda normal davranıyor. Bir süre sonra artık ses duymadıklarını söyleseler de doktorlar normal davranışları bile hastalık belirtisi olarak algılamaya başlıyorlar. Psikolojiden anlamanın avantajıyla çareyi, hastalığı kabullenmiş gözükmekte buluyorlar. “Tamam, öyle olsun, hastayız ama iyileşiyoruz” deyince yavaş yavaş taburcu ediliyorlar. Çıkışta da veda hediyesi(!) “hafiflemiş şizofreni” teşhisi ile.

Bununla da kalmıyor. ABD’nin meşhur hastanelerinden biri araştırmacıya meydan okuyor. “Yiğitsen bize de gönder sahte hastalarını” diye kılıcı çekince, David Rosenhan da kabul ediyor. Deney için belirtilen sürede hastaneye 193 kişi psikiyatrik sebeplerle başvuruyor. Hastane, bunlardan 41’inin sahte hasta olduğunu tespit ettiklerini gururla ilan ediyor etmesine ama gerçekte Rosenhan’ın hastaneye hiç kimseyi göndermediği ortaya çıkıyor.

Elbette teoriye tamamen teslim olmak zorunda değiliz. Sınırları ve sonuçları tartışılabilir. Birini etiketledik diye o kişi illa etiketin gereği davranışlar sergilemek zorunda değildir.

Mesela, Türkiye’de her geçen gün artarak milyonlara ulaşan “teröristten sayılanlar”, etiket yakıştırıldı diye terör faaliyetlerinde bulunmuyor. Elinde etiket çuvalıyla dolaşanları kudurtacak derecede sükûnetle bekliyor insanlar. Çok bilmeye, tanımaya da gerek yok. Var sayımla bile durumun denildiği gibi olmadığı anlaşılabilir; Ya gerçek terörist olsalardı?

*****

Bir de olumlu görünen yumuşak dikeni var etiketlemenin… Adama “iyi biri” demeye görün, hep iyi kabul ediliyor. Sonra, ondan gelen her şey iyi rafına yerleştiriliyor. Ne çamlar devirirse devirsin, mutlaka sizin, benim hatta bizi ikna için yırtınanın bile bilmediği “bir bildiği” oluyor. Çok zorlamaya hacet yok, çünkü bilemeyeceğimiz her ne ise onu, vakti gelmiş de öğrenmiş kimseye rastlayamıyorsunuz.

Hep “deli” deme zorunluluğu yok ya, varsa müsait kırk gününüz, bir Âdem evladına “velî” deyin, kırk birinci gün seyredin manzarayı…

 

*Rosenhan, D. L. (1973), On Being Sane in Insane Places, Science Vol. 179, Issue 4070

1 YORUM

  1. KEŞKE YAZDIKLARINIZI VE VİDEOLARINIZI DAHA ÇOK İNSAN GÖREBİLSE, DİNİNİ BİLMEYEN VE SEVMEYEN BİR GENÇLİK YETİŞİYOR .

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin