Erdoğan’la baş etmek!

YORUM | Doç. Dr. MAHMUT AKPINAR

Büyü bozuldu! Erdoğan artık yenilmez armada değil. Yerel seçimler Kasımpaşa kabadayısı Erdoğan’ın façasını bozdu. Ne kadar çaldıklarını, neler yaptıklarını bilmiyoruz, kedilerin mesaisini tam kestiremiyoruz. Bütün illegal çabalara rağmen Erdoğan pek çok büyük şehri, ama en önemlisi 3 büyük şehri kaybetti. Kaybedeni AKP olarak anmak çok da anlamlı değil. Kaybeden Erdoğan! Zira Erdoğan Partiyi yuttu, özel mülkü haline getirdi. Bu nedenle bundan sonraki bütün olumsuzluklar partiden, hükümetten öte Erdoğan’ın hanesine yazılacak. Memnuniyetsizliklerden oluşan kötü sözler, küfürler önce Erdoğan’ı bulacak!

Seçimi müteakip Türkiye bütün ötelenmişliğine, yok sayılmasına rağmen devasa bir ekonomik krizle yüzleşecek. Ekonomide, hukukta, eğitimde, ahlakta.. her alanda kriz ve çöküş var. Erdoğan için iki yol görünüyor:

    1. Dış ve iç baskıları, ekonominin halini dikkate alıp yeniden demokrasi, hukuk, AB diye mırıldanmaya ve milletin, uluslararası camianın gazını almaya çalışacak, kısmi iyileşmeşmelere yönelecek.
    2. Daha ağır bir otoriterleşmeyi, herkesi susturmayı tercih edecek.


Her iki halde de Erdoğan’ın gücünü sürdürmesi ve içten içe büyüyen eleştirileri, kendisine yönelen nefreti durdurması imkansız. Kıyısında bulunduğumuz batı dünyası kendisine sıçrayacak olması nedeniyle ne mutlak bir ekonomik çöküşü ister, ne de Türkiye’nin mutlak diktatörlük olmasını. Her iki durumda da kendisine müthiş bir göç akını olur. Dibindeki devasa ülke Türkiye’nin problemleri tüm Avrupayı olumsuz etkiler. Bu nedenlerle pragmatizmin üstadı Erdoğan’ın anketleri, halkın nabzını ve uluslararası kamuoyunu dikkate alarak -sureta da olsa- demokrasiye dümen kıracağını düşünüyorum.

Erdoğan’ın tek adam haline gelme sürecinin başlangıcı Dolmabahçe mutabakatına, One Minute mizansenine kadar uzanıyor. Ama her şeyi kontrol edebilir olması 15 Temmuz’la başladı. Muhalefet kayıtsız şartsız destekleyince, hiç sorgulamadan Yenikapı’da arkasına dizilince, O’nun ürettiği sakızı çiğneyince Erdoğan yargıdan, orduya, medyaya her alanı tek başına kontrol eder hale geldi. Ona rağmen iş yapan bürokratlar, karar alan yargıçlar, haber yazan gazeteciler kendisini hapiste buldu. Başlarda 15 Temmuz argümanının sadece Cemaate karşı kullanılacağı sanılıyordu. Ama Erdoğan bunu darbeye çevirdi ve her muhalife inen “sopa” yaptı. Zaten yaralı olan demokrasiyi bütünüyle bitirdi.

31 Mart yerel seçimleri iktidarı değiştirmedi, iktidar gücünü alıp başkasına vermedi. Adı üstünde yerel seçim. Ama ortaya çıkan tablo gösteriyor ki -eğer fırsat değerlendirilebilirse- tek adam rejimini sarsan önemli bir gelişme. Siyasi tarihimizde pek çok iktidarın gidişi yerel seçimlerdeki kayıplardan sonra gelmiştir. Yerel seçimler önemli bir göstergedir, kilometre taşıdır.

Erdoğan iyi bir başlangıç yapmış olmasına rağmen Türk siyasal tarihinde en kötü anılacak liderler arasına adını soktu. Kirlenmişlik O’nu her şeyi kontrol etmeye, farklı her sesi susturmaya yöneltti. Baskıyla sindireceğini, korkuyla kontrol edeceğini düşündü. Ama Türkiye’nin petrol ülkesi olmadığını unuttu. Ülke, üretmeden halkı besleyecek kaynaklara sahip değildi. Üretim olursa ekonomi ayakta kalabilir, halk memnun edilebilirdi. Etrafındaki yiyici, rüşvetçi kitle ile ülkenin ekonomisini bitirdi, milleti açlığa, yokluğa sürükledi. Türk toplumu demokrasiyi hukuku pek önemsemese de  aç kalmayı, işsiz olmayı önemser. Zulümlerden hesap sorma alışkanlığı olmasa da, aç bırakana tavır alır.

15 Temmuz hipnozu, Erdoğan’a verdiği sorgulanmaz güç 2.5 sene idare etti. Zaten bozuk olan ekonomi daha feci bozuldu, işsizlik iyice arttı. Bu dönemde her şey tepetaklak oldu, ülkede iyiye giden hiçbir şey kalmadı. Ama Erdoğan’ın kurduğu korku düzeni nedeniyle insanlar sesini çıkaramıyordu. Aslında tek kişiye dayalı bu düzenden vicdanını kaybetmemiş, hakkaniyet duygusu olan herkes rahatsızlık duyuyordu. Yiyici, goygoycu takımı, müteahhit esnafı bile bunun böyle gitmeyeceğinin farkındaydı. Hem yiyor hem de yediklerinin ne zaman ve nasıl çıkacağının endişesini yaşıyorlardı. Bürokratlar suç işlediğini biliyor ama korkudan, çaresizlikten yapıyordu. Hakimler hukukla bağdaşmayan kararlar aldığının bilincindeydi ama hakim iken mahkum olma korkusu yaşıyorlardı. Rüşvet alanlar, verenler rahatsız olsa da işleyen çarka direnemiyorlardı. Erdoğan’ı kutsayanlar dahi yozlaşmanın, ahlaksızlığın, din istismarının farkındaydı.

Erdoğan’la baş etmek için ne yapmalı?

Kanaatimce 31 Mart yerel seçimleri kurumsallaşmamış diktatörlüğü bitirmek, saltanata dönüşmemiş tek adam rejimini zayıflatmak ve çok örselenmiş demokrasiyi tekrar inşa etmek için surda önemli bir gedik açtı. Demokrat kesimlere, ezilenlere, dışlananlara umut verdi, çıkış için kapı araladı. Ancak bu noktada tüm demokratlara, tek adam rejiminden rahatsız olanlara siyasi, mezhebi etnik farklılıkları bir kenara koyarak demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını yeniden inşa etmek için amasız, fakatsız işbirliği yapmak düşüyor. Erdoğan’ın ayrıştırıcı, bölücü, ötekileştirici taktiklerine kanmadan, tuzaklarına kapılmadan aklı selimle yürümek düşüyor. Hep gerilimden beslenen ve bunu çok iyi yapan Erdoğan siyasetine karşı kararlı, dikkatli ve sakin davranmak en iyi çözüm görünüyor. Bu yapılabildiğinde Erdoğan hırçınlaşacak ve muhataplarına hakaret ederek, ağır sözler söyleyerek toplum nezdindeki itibarını yitirecektir. Kabul etmek gerekiyor ki yalan söylemede, manevra yapmada, demogojide Erdoğan’la yarışabilevcek kimse yok! O halde onunla en başarılı olduğu alanlarda mücadaleye girişmek anlamsız! Sükuneti muhafaza ederek, tahriklere kapılmadan, kararlı şekilde demokrasi, hukuk, insan hakları, ekonomi vurgusu yapmak ve Erdoğan yönetiminin zaaflarını ortaya dökmek lazım.

Bunları yapabilmek için Erdoğan’ın rakiplerini birbirine düşürme taktiğini boşa çıkarmak, onun ağzıyla konuşmaktan, onun ürettiği argümanlarla siyaset yapmaktan vazgeçmek gerekiyor. Ekrem İmamoğlu bilinmeyen bir siyasetçi olmasına rağmen sükuneti ve sabrıyla Erdoğan’la dalaşmadan, laf yarışına girmeden onunla başetti. Tavrıyla, duruşuyla, konuşmalarıyla adeta O’nun hırçınlığını, sevimsizliğini, kavgacı, uzlaşmaz yönünü iyice açık etti.

Şu anda hukuksuz karar veren hakim de, yanlış iş yapan bürokrat da, rüşvet veren esnaf da mevcut halden kurtulmak istiyor. Ama kendini çaresiz hissediyor. Siyaset tıkanmışlıkları açma, çözüm üretme sanatı. Yeni bir kırılmaya, kargaşaya, huzursuzluğa sebep olmadan bütün muhalif siyasi partiler, demokratlar, muhalif kesimler Erdoğan’ın kartondan kaplan olduğunu, korku ile, tehditle ayakta kaldığını, kamu kaynaklarını ulufe olarak dağıttığını daha görünür kılmaya çalışmalı, ortaya koymalılar.

Dikkatli ve itinalı olunmazsa Erdoğan gibi narsist, egosantrik liderler herşeyi yakıp yıkmaktan çekinmez. Hiç tereddüt etmeden “benden sonrası tufan!” diyebilir. Kendisini “kurtarıcı” gören militanları, SADAT türü silahlandırdığı yapıları alana sürebilir. Baskının dozajını artırarak, yeni çatışmalar çıkararak koltuğunu korumayı isteyebilir.

Erdoğan’ı bu ülkenin başına basiretsiz ve cesaretsiz, gereken zamanda gereken hamleleri yapamayan siyasi muhalefet ve omurgasız “aydınlar” sardı. Bir şahıs ülkenin en büyük ve karmaşık problemi haline geldi, ülkenin “beka sorunu” oldu. 31 Mart’la Erdoğan için erozyon başladı. 7 Haziran seçimleri sonrası milletin verdiği mesajı heder edip Erdoğan’ın oyunlarına teslim olan, 15 Temmuz’la tüm devleti Tek Adam’a terk eden siyasetçiler bu önemli sorunu ülke, toplum için yıkıma dönüştürmeden çözmenin yolunu bulmalılar.

1 YORUM

  1. “…Erdoğan’ı bu ülkenin başına basiretsiz ve cesaretsiz, gereken zamanda gereken hamleleri yapamayan siyasi muhalefet ve omurgasız “aydınlar” sardı…”

    üstte alıntıladığım cümleniz, “1. çoğul şahıs” şeklinde olacaktı, değil mi?

    saygılarımla.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin