‘Adam öyle ya da böyle kazandı’ ama halk kaybetti, kaybedecek!

0

HABER-ANALİZ| OĞUZ AYAR

İstanbul’da CHP’nin kazandığı yerel seçimlerin iptali AKP iktidarının ekonomik ve sosyal gerekliliklerini bilenler açısından sürpriz değil. Her ne kadar siyasi alanda polemikler sürüyor olsa da, Erdoğan’ın tek bir seçimde siyasi gücünün temellerini oluşturan rant ekonomisinin merkezini rakiplerine bırakması zaten beklenen bir gelişme değildi.

Her şeyden önce 31 Mart seçimlerinde çıkan sonuçlar, Erdoğan için sadece siyasi bir kayıp olmanın ötesinde, AKP denilen ekonomik ve buna bağlı sosyolojik ortaklığın temellerine dinamit koymuş oldu.

Seçim sonucunda Cumhur İttifakı ve büyük ortağı olan AKP Türk ekonomisinin yüzde 62’sini üreten dev şehirleri kaybetti. Sadece İstanbul Türk ekonomisinin yüzde 31’ini oluşturuyor. Yalnızca vergi ve ücret değil, toplam üretilen rant üzerinden alınan legal ya da illegal paralar belediyeleri kendi görünen bütçelerine ek olarak milyarlarca liralık ekonomik büyüklük sağlıyor.
Kuşkusuz ekonomik güç siyasi taraftar kazanmanın da başlıca unsurlarından biridir. Bunu sadece Erdoğan Ailesi’ne yakın vakıflara yapılan bağışlardan ibaret saymayın. Örneğin İstanbul sahillerinde gördüğünüz onlarca büfe, kafeterya, çay bahçesi veya gazino gibi tesislerin mülkiyeti doğrudan İBB’ye bağlıdır. 24 yıldır İstanbul’u yönetiminde olan bugünkü AKP’lilerin söz konusu tesislerden rant sağlamadığını söylenebilir mi? Bu ve bunun gibi pek çok kazanç enstrümanı belediye bütçelerinde yekun tutan kalemler olarak görünmez.

Ortaya çıkan rant ise aynı zamanda belirli bir kitle tarafından paylaşılır. Aynı ekonomik yönetim modeli bugün siyasal İslam’ın etkin olduğu İran, Lübnan Hizbullah’ı ve Hamas tarafından kullanılmaktadır ve söz konusu yöntem literatürde de Hamas Ekonomisi olarak bilinmektedir.
Dolayısıyla Erdoğan birçok dolambaçlı yoldan geçerek elde ettiği bir diktatoryal Başkanlık sistemini elde etmişken parasal kontrolü, yalnızca dibi delinmiş ve rekor açıklar veren bir merkezi yönetim bütçesiyle sürdüremez. Bu nedenle en azından İstanbul şimdi seçimle geri alınacaktır. Bu açıdan bakıldığında İstanbul’da yenilenecek seçimlerin sadece bir formaliteden ibaret olduğu söylenebilir.

Elbette ki bunun bir bedeli olacaktır. Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlarda ödenecek bedel ise büyük ölçüde ekonomiktir. Erdoğan iktidarı arasında ince bir dengeyle yürüdüğü Batı veya Doğu devletlerinin liderleriyle çeşitli ödünler vererek varlığını sürdürebilir. Ancak aynı ekonomik açıdan mümkün olamaz.

Nihayetinde Türkiye petrol gibi bir enerji kaynağı olmadan sanayileşmeyle büyümeyi seçmiştir. Bu bir enerji açığı ve beraberinde sermaye ve döviz açığı getirir. Bunu ödemek için Türk ekonomisi yurtdışından sermaye çekmek zorundadır. Fitch’in Cuma günü açıkladığı rapora göre, Türkiye’de devlet ve özel sektörün yurtdışına bir yıl içinde ödeyeceği borç 177 milyar doları buluyor. Bunlar geçmişte alınan borçların taksitleridir. Aynı zamanda LIBOR gibi enstrümanlara bağlı olarak alınan bu borçlar küresel ölçekte yaşanan faiz artışından etkilenmektedir. Son 2 yılda LIBOR faizlerinin yaşadığı artış nedeniyle Türk ekonomisi yıllık 5 milyar dolara yakın ek faiz yüküyle karşı karşıya kalmıştır. Keza yeni borçlanmalarda Hazine ve özel sektörün ödediği faizler 2 yılda ikiye katlanıp dolar bazında yıllık yüzde 8 gibi fahiş seviyelere yükselmiştir.

Mevcut seviyeler ‘faiz lobisi’ söylemini yaptığı dönemlere karşı çok daha yukarıda olmasına karşın Erdoğan artık bu konuda ses çıkarmayı bırakmış ve sistemin istediği miktarda ödemeyi seçmiştir. Bu ona uluslararası alanda bir ölçüde meşruiyet de sağlar. Yine de bu sürdürülebilir ve uzun bir yol değildir. Yılın ilk üç ayında bütçedeki faiz harcamaları yüzde 49.8 artışla 33.4 milyar TL’ye çıkarken, toplam bütçe açığının yüzde 93’ünü oluşturmaktadır. Benzer bir yükü şirketler dünyası da çekmektedir.

Elbette ki bu kadar masrafın bedelini ödeyen bir kesim olacaktır. Bu da Türkiye gibi hammadde ve sermaye birikimi olmayan ülkelerde başta çalışan kesim olmak üzere geniş halk kitleleri tarafından ödenir. Erdoğan iktidarının kıdem tazminatı ve zorunlu BES gibi reform adı altında piyasaya sürdüğü reformlar da işçiliğin ucuzlatılmasının bir formülüdür.

Erdoğan’ın İstanbul ısrarı asgari ücret zammını eritti!

Öte yandan bütün bu toz duman bulutunun ardından bakıldığında Türkiye’de dolar yılbaşından bu yana yüzde 16.5 yükseldi. 6.15’e çıkan kur nedeniyle asgari ücret bir anda 328 dolara indi. Bu, yılbaşında 303 dolar olan ve yapılan zamla 382 dolara kadar çıkan asgari ücretin hızla erimesi anlamına gelir. Bu aynı zamanda çalışanların üçte ikisinin maaşının asgari ücret ve çevresinde olduğu bir ülke için katıksız bir fakirleşme demektir. Ve elbette dolardaki yükseliş nedeniyle hayatının nasıl değiştiğini görenler, artık ‘Bize ne dolardan biz TL kullanıyoruz’ denemeyeceğini de toplumun tüm kesimleri görmüştür.

Diğer taraftan işçilik ne kadar ucuzlarsa ucuzlasın Türkiye’yi kalkındıracak yabancı sermaye sermaye asla gelmeyecektir. Bu sadece ‘Demokrasiden vazgeçti’ diye değil, düşen işçi maaşlarının yol açtığı ekonomik daralmanın Türkiye iç pazarını ekonomik ölçekten çıkarmasıyla yaşanacak, talep sıkıntısı kaynaklı bir gelişme olacaktır. Nihayetinde büyümeyen ve fakir kalan bir ülkeye yatırımcı uğramaz. Bugün Afrika ülkelerinde işçilik Türkiye’dekinden çok daha ucuzdur. Ancak bu ülkelere dış yatırım gitmez, çünkü mal satabileceği bir müşteri kitlesi yoktur.

Peki bu şartlarda Türkiye işçiliği ne kadar ucuzlatabilir ve Erdoğan’ın topal ördek haline getirdiği sistemin devamını sağlayabilir?

1983’te Özal’ın iktidara geldiği dönem, 1994 ile 2001’de yaşanan ekonomik krizler sırasında Türkiye’de aylık asgari ücret 150-200 dolar aralığına gerilerken, ekonomi ve siyaset bu seviyelerde kendini toplayabilmişti. Ancak o dönemlerde Türkiye’nin bu kadar fazla dış borcu bulunmadığını da söylemek gerekir.

Özetle geldiğimiz nokta şudur, Erdoğan İstanbul seçimlerini yenileyerek istediğini büyük ölçüde elde etmiştir. Yani ‘Adam öyle ya da böyle kazanmıştır’. Ancak adam kazanırken halkı büyük ölçüde kaybetmiş ve kaybedecektir. Tabii ki bunun getireceği siyasi ve sosyal sonuçlar olduğunu da belirtmek gerekir.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin