Erdoğan Türkiyesi için ‘İşkence ve Soykırım Müzesi’ vakti

YORUM | RAMAZAN FARUK GÜZEL

İnsanlığa karşı suçlar, kötü muameleler, işkenceler her devirde yaşanmıştır. Hemen her millette bu ayıbı görmek mümkün. Bu konuda Türkiye tarihinde de çok karanlık sayfalar var ve devlet olarak çok sabıkalıyız… Bu topraklarda yaşayan hemen her etnik grup da bu uğursuz çarktan geçmiştir.

Ve yaşananlara bakıyorsunuz, hepsi birbirinin kopyası…

Şeytani bir çarkıfelek var ve her turunda bir başka grubu, topluluğu öğütüp geçiyor..

Peki neden bu uğursuz çark dönüp duruyor?

Sanırım bu zamana kadar millet ve devlet olarak veballerimizle yüzleşmeye bir türlü yanaşmadığımızdan!

Geçen asrın başında Ermeni tehciri, sonrasında mübadeleler, Varlık Vergileri ve 6-7 Eylül olayları ile Rum vatandaşlara yapılanlar, 1938’lerdeki Dersim katliamları ile başlayan ve Sivas’ta, Maraş’ta Alevi vatandaşlara yapılan katliamlar, hemen her dönem Kürtlere yapılan her türlü insanlık suçları ve şimdilerde Gülen Cemaati üyelerine yapılan –şimdilik- düşük yoğunluklu soykırım…

Dünyadan, uluslararası hukuk kuruluşlarından, sağduyulu insanlardan gelen “adil olma, hukuk çizgisinden ayrılmama” çağrıları yine hep havada kalıyor. Yine üç maymunu oynamalar, “ama onlar da” diye başlayan kulp bulma çabaları…

AYNAYA BAKMA GEREĞİ

Nedir buradaki körlük?

Diğer sabıkalı milletlere baktığımızda, onların bu meselelerini nasıl çözdüklerini görünce anlıyoruz:

Hatalarınla, günahlarınla yüzleşmek…

Millet olarak boy aynasına bakıp ne olduğunu, ne olmadığını görebilmek…

Nobel Ödüllerinin verildiği İskandinav ülkelerini gezmiştim zamanında… Nobel Barış Ödülleri’nin verildiği Norveç’in başkenti Oslo’yu ve İsveç’in başkenti Stockholm’ü herkes ibret için gezmeli. Hele Stockholm Modern Müze’deki gördükleriniz hayata bakışınızı tamamen değiştirecektir.

Müzenin ortasında İsveçliler “Same” halkına yapılan soykırımın belgeselini gösteriyorlardı. İsveç’in kuzeyinde yaşamakta olan bu halka düşük yoğunluklu bir soykırım ve asimilasyon uygulandığı belgeleri ve bulguları ile ortaya konulurken, yöre halkı ile yapılmış röportajlara da yer verilmişti.

Bu faşizanlıkları, zulümleri yapmış olanlara kızıyorsunuz müze çıkışında. Ama bir yandan da bu milletin hataları ile yüzleşerek, bunlardan ders çıkarak, bu milli acısını dağıtarak nasıl da başka milletlere panzehirler ürettiğini görmüş oluyorsunuz.

ALMANYA’NIN SOYKIRIM MÜZELERİ BİR MODEL

Hitler Almanyasının dünyaya yaşattıkları insanlık tarihinin yüz karasıdır!

Evet, bir çok millete ve devlete derin acılar yaşatmıştı. Bunların başında da Yahudiler geliyor.

Fakat Almanlar şimdilerde bu veballeri ile her fırsatta yüzleşiyorlar. Hemen her şehirde Hitler döneminin insanlık suçlarını sergiliyorlar. Bu sergilerde bu zulme ortak olan görevlilerin isimlerini, listelerini afişe ediyorlar, belgelerini gösteriyorlar, eşyalarını ibreti alem için teşhir ediyorlar…

Her şehirden ve ülkeden de ziyaretçiler dolup taşıyor sergiye. Özellikle gençleri ve öğrencileri buralara gezdirerek “hukuktan, adaletten ve insanlıktan çıkınca bir milletin nasıl da canavara dönüşebileceğini görüp adımlarını denk almaları gerektiğini” hatırlatıyorlar adeta!

Bunun en çarpıcı örneklerinden birisi de Ulm şehrindeki sergi… (Detaylarını da şu web adresinde bulabilirsiniz: http://www.dzok-ulm.de )

Bu sergiye gittiğinizde:

– Slayt gösterileriyle yapılan zulümleri görsel olarak idrak edebiliyorsunuz,

– Fotoğraf arşivlerinden belleğinizi daima taze tutabiliyorsunuz,

– İşkencecilerin, faşist diktatörlüğün maşalığını yapmış olan görevlilerin isimlerini ve listelerini görerek kimleri lanet ile anacağınızı çok iyi biliyorsunuz,

– Her odada ayrı bir yerde sergilenen zulüm çeşitleri ile Hitler dönemindeki suç çeşitlerini zihninizde kategorize etme imkanı buluyorsunuz…

Bu sergi ziyaretinden çekilmiş fotoğrafları da buraya aktarıyorum ki bir fikir verebilsin diye..

Müzede, zamanın muktedirine yaranmak, gelip geçici menfaatlerinden pay almak için, tüm insanlık değerlerini ayaklar altına alan görevlilere ait bilgiler de ihmal edilmemiş. Acaba torunları gelip yüzlerine tükürüyor mudur?

UTANCI HER DAİM YAŞATMAK!

Baz aldığımız Ulm’deki bu Nazi toplama kampında dokuyu olduğu gibi korumuşlar, orjinal mekana her hangi bir ilave yapmamışlar. Ancak içerideki müze bölümünde, rutubetli duvarların önünde teknolojinin tüm imkanları seferber edilmiş ve nazi utancı kör göze sokacak sunumlar yapılmış.

Yapabilecek tek eleştiri, sunumların sadece Almanca olması. Gerçi bu dahi kendi içinde tutarlı, zira/ haddi zatında hedef kitle ileride toplumda görev alacak Alman gençleri!

Mahkumların/ esirlerin kaldığı bölümü gezerken, rutubeti ve soğuğu (Haziran ayında olunmasına rağmen) hissettiriyor… ortamda daralıyor ve bir an önce dışarı çıkmak istiyorsunuz. Sonra yerlerde bulunan taş tabletler üzerinde ki yazılar gözünüze takılıyor. Yarım Almancanız ile bir zamanlar o hücrede kalmış, sonrasında hayata tutunmuş ve geri dönüp anılarını kazımış insanların ruh hallerini okumaya çalışırken kendinizi unutuyorsunuz!

Küçücük deliklerden gökyüzünü görmeye çalışmalarını, hiç bitmeyecek gibi görünen çilelerine meydan okuyuşlarını hissediyorsunuz. Duvarların boyası dahi o eski zaman dilimindeki halini koruyor, tüm lekeler ile birlikte!

Müzenin ortasında büyük bir kutu var, içinden ışık hüzmeleri geliyor. Dikdörtgen şeklindeki delikten bakınca Nazi amblemli “okunmuştur” veya “görülmüştür” ibareli mahkum mektupları beliriyor. Mesaj çok açık:

Bu çilehane de yazılmış mektupları görmek için o loş ortamda, eğilecek, dar alandan içerideki aydınlığın bulunduğu mekandan mektupları okuyacaksınız!

Müzede dikkat çeken bölümlerden biri ise, eski mahkumlardan olup hayata tutunanların listelendiği, aralarında Profesör olanların ön plana çıkarıldığı bir “mağdurlar sunumu”. Evet, eğitime, bilime ve sanata düşman hazımsız bir Nazi zihniyetine meydan okuyan bir sunum. (Akademisyen kıyımının yaşandığı Türkiye ile ilgili de bu bölümde çok materyal olacaktır!)

Alman gençliğine aynı hatayı 3. Defa yapmasını engelleyecek tüm tüyoları haykıran sessiz, loş, rutubetli, sabır yüklü bir mekan…. Müzenin hakim bir noktasında, mahkum bir ressama o zulüm döneminde zorla çizdirilen Hitler’in fotoğrafı! Adeta, ziyaretçi o resme gelene kadar, tüm istasyonlarda yağmur bulutlarını topluyor ve sonrasında baş müsebbibi görünce içten içe lanetler eşliğinde yükünü oraya sessizce boşaltıyor!

EĞİTİLEN, BİLİNÇLENDİRİLEN TOPLUM:

20 yıl ara ile iki dünya savaşına neden olmuş bir millet, nasıl bir sistematik yaklaşım sonucu;

– Günümüzde dünya barışına muazzam katkılar yapan,

– Evrensel kriterleri temsil seviyesine çıkaran,

– Günümüze kadar Körfez Savaşı dahil herhangi bir çatışmaya taraf olmaktan kaçınan,

– Aksine, tartışmalı her soruna -gerek barış gücü gerek yumuşak güç olarak- katkı sağlayan bir çizgiye getirebildi ki!?

Almanya’daki bir dostumun lise öğrencisi kızının öğretmeni, 2. Dünya Savaşı’nı yaşamış olan ve acılara tanıklık etmiş kendi büyük annesini -ileri yaşına rağmen- okula getirmis ve çocuklara soru-cevaplı sunum yaptırmış. Başından sonuna ısrarla yaptığı vurgu; gençlerin demokrasiye sahip çıkması ve her türlü demagoji/istismara geçit verilmemesi olmuş. Bu arada arkadaşımın kızı ve öğretmeni bir kaç kez göz göze gelmiş ve ülkemizin içinde bulunduğu durumun benzerliğini, ağırlığını karşılıklı hissetmişler!..

Evet, Alman eğitim ve öğretim sisteminin temelinde; bu yetenekli milleti iğfal edebilecek ahlaksız karakterleri tespit, teşhis ve demokrasi bilinci ile bu acımasız kan emicilerin kök salmasının önlenmesi yer almakta… Geçmişin utançlarını örtbas yerine, ibret için bilakis açıktan teşhir ediyorlar. Neticesinde;

– Günümüzde saygın bir devlet,

– İhtişamı ve temsili tevazuda gören bir devlet lideri,

– Bütçe fazlası veren bir ekonomi,

– İslami kriterlere göre dünyada üst basamaklarda yer alan bir toplum!..

Toplama ve soykırım kamplarının muhafaza edilmesi ve ince tekniklerle teşhir edilmesi ise yukarıda anılan eğitim ve öğretim zincirinde önemli bir yer teşkil etmekte…

ERDOĞAN TÜRKİYESİ İÇİN TEKLİF!

Yukarıda bahsedilenler günümüz Türkiye’si ile ne kadar da benzerlik taşıyor, değil mi!?

Eğer bizden öncekiler, İttihat ve Terakkilerin yaptıklarını Almanlar kadar teşhir edebilseydi, günümüzde bu kadar zalim ve sessiz yığınlar olur muydu?! Ya da Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılanları..?!

Şu son badirede olsun -tüm yıkımı ile birlikte- atlatıldıktan sonra Almanların çıkardığı dersleri çıkarmaz ve onların aldığı önlemleri almazsak, gelecek nesiller bizim yüzümüze tükürebilirler, “Neden aynı delikten bir kere daha ısırılmamıza olanak verdiniz?! “ diyebilirler…

En acısı emaneti zayi etmiş oluruz, zira uzakdoğudan başını uğursuz bir zakkum ağacı gibi çıkaran karanlık, çocuklarımızın önünde bekleyen tehlikeleri haber vermekte. Delil arayan, Uygurluların yaşadıklarına bir baksın!

O zaman, bugünden tezi yok, yakın gelecekte tüm maddi unsurları ile eğitim sistemimizde rol alacak Soykırım müzelerine hazırlık yapmalıyız. Toplumun her katmanında, her meslek grubunda,  Anadolu mozaiğinin her parçasında karanlık imzasını atanların, tüm cürümleri, kimlikleri ile birlikte sergilenmeli. Bu hazırlık zalimlerin gözü önünde olmalı, geçmişin zalimleri hakkında ki müzelere nazara verilip kendi gelecekleri gösterilmeli! Hiç olmazsa, işkence yapmaya artık cesaret edememeliler, mecalleri kalmamalı!

Evet, Türkiye’deki insanlık suçlarına dur demek için bir milada ihtiyaç var…

Bu tarihi sürece bir yerde dur demek için Erdoğan Rejiminin yaşattıklarına karşı koymak ve bu dönemde yaşananları dünyaya sergilemek gerek kanımca… Buna da Batı’dan başlamalı.

Nitekim Belçika/ Brüksel merkezli “Tenkil Müzesi” bu yönde atılmış çok önemli bir adımdı. Bu müzede; Erdoğan Türkiyesinden kaçıp kurtulmaya çalışan insanların yaşadıkları dram ve Türkiye’de işkence altındaki insanların eşyaları ve geride kalanları sergileniyordu.

Evet, bu önemli bir aşama idi. Fakat bunun bir adım öteye taşınması gerekiyor artık.

Erdoğan- Ergenekon ortaklığının her meslekten, her gruptan muhalif gördüğü insanlara yaptığı zulümleri kategorik olarak sergilenebileceği ve dünyaya gösterilebileceği müzelere ihtiyaç var. Benzer acıların yaşandığı Almanya’daki müzeler bu konsept için çok önemli bir model olabilir. Bu konuda inisiyatif alacak olanların da gidip bu sergileri yerinde görmesinde, bilgi ve detay almasında fayda var.

Sonra da her mağdurdan toplanan bilgi, belge ve materyaller teşhir edilmelidir. Askeriyede, adliyede, emniyette, hariciyede ve devletin her kademesinde görev almış kimselerin yanında, toplumun her kesiminden insanların katkılarıyla ortaya çarpıcı bir müze çıkacaktır.

Bu sergide büyük posterler halinde işkencecilerin resimleri ve bilgileri de yer almalıdır; en tepedekinden başlayarak bakanına, o ilin valisine, emniyet müdürüne ve polisine, başsavcısından dosya savcısına, askerlik yemini ile emir komuta zincirine bağlı tüm mahiyetini ve kendisine emanet askeri öğrencileri tuzaklayan komutanlarına (!) kadar hepsi bu sergide boy boy yer almalıdır ki hafızalardan silinmesinler, görenler nesiller boyu onları lanetle ansınlar, tıpkı Hitler dönemi lanetlilerine yapıldığı gibi…

Evet, mevcut süregelen işkenceleri durdurması/azaltması ümidi ve maksadıyla Alman müzeleri örnek alarak yapılacak çalışma için, soykırım kamplarındaki müzeler ziyaret edilmeli, suçlular nasıl sunuluyor, ortamın parametreleri ile değerlendirilmeli.

Alman müzeleri gibi maddi sunumlar, hali hazırda çok masraflı ve geniş zaman isteyen girişimler olabilir. Bu nedenle, nispeten daha kısa sürede ve daha az kaynaklar harcanarak; (şimdilik) sanal müzelerin oluşturulması, sanal ortamda mağduriyetlerin, delilleri ve işkenceci/hain vb suçluların resimleri ile birlikte sergilenmesi cok fayda sağlayabilir. Ülkedeki bu kötücül, şeytani soykırım suçlarına bir yerde dur deme adına önemli bir adım olacaktır.

Böyle bir sergi için en mükemmeli hemen ortaya konulamasa da en azından mevcut bilgilerin kaybolmaması adına ivedi bir adım atmakta, bir yerden başlamakta fayda var!

Bu konuda da imkan ve inisiyatif sahiplerine çok iş düşüyor.

Var mıdır, Hz. İbrahim için yakılan ateşe su taşıyan karıncalarla anılmak isteyenler?!

Var mıdır, “Bize ne ile geldin” diye sorulduğunda, “Allah imkan verdi, kalbimle buğz etmekten ötesini yapmaya gayret ettim” diyenler kervanına katılmak isteyenler?!

Var mıdır elini taşın altına koyacak özveri ve imkan sahipleri..?!

1 YORUM

  1. Ben Türkiye’den kaçmış, yurtdışında tekrar hayat kurmaya çalışan bir öğretmenim. Bulunduğum ülkede “Türkiye tekrar normale dönse, geri gitmek ister misin ?” diye soranlara cevabım : “Hayır asla istemem. Türkiye’de her 20-25 yılda bir aynı şeyler yaşanıyor. Çocuklarımın da benim yaşadıklarımı yaşamalarını istemem.” Ama bunu söylerken Türkiye adına hep içim sızlıyor, nasıl değişir bu ülke diye. Yazdıklarınız çok mantıklı, çok güzel. Türk milletinin artık aklını başına alması için böyle şeyler yapılmalı. Elimizden ne gelirse biz de destek olmalıyız. Lütfen şartlar normalleştiğinde bu fikrinizi tekrar gündeme getirin Ramazan bey. Teşekkürler

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin