Erdoğan kültü rejim için neden önemli?

YORUM | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

Türkiye toplumu üzerinde rasyonel olarak açıklanamayan bir etkisi var Tayyip Erdoğan’ın. Son olarak sosyal medyaya düşen bir videoda kadınlardan oluşan bir grubun önünde görülüyor “reis”. Kadınlar, çığlık çığlığa, histerik ağlama krizi içinde kendinden geçmişçesine kültlerine dokunmak istiyorlar.

Aklıma Mısır gibi eski krallıklardaki Tanrı-kral olan firavuna tapan köleler geliyor. Son peygamber bile olabileceğinden bahsedilen, dokunmanın ibadet olduğu çekinilmeden söylenebilen, peygamberin bile hata yaptığı, ama onun hata yapmadığından dem vurulan Erdoğan, kendi tabanı için nedir? Bunu irdelemeden, arkasındaki gücün ona (hala) neden gereksinim duyduğunu anlamamız zor. Bir Erdoğan kültü yaratıldı.

Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin “ilelebet ezeli ve ebedi başkanı” olmasının bir bedeli vardır. Bu statü ve unvanlar, Mustafa Kemal Atatürk’e bile verilmemiş olmaları bakımında düşündürücüdür. Sevenler için de eleştirenler için de değişmeyen bir gerçek var. Atatürk hem başarılı bir Osmanlı generali olarak, hem Kurtuluş Savaşı’nın başkomutanı ve direniş mücadelesinin beyni olarak, hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin mimarı ve yapıcısı olarak, “ezeli ve ebedi” bir lider olmayı hak etmişti. Erdoğan’ın sonsuza kadar lider ve ebedi başkan olmasını gerektiren ne gibi bir icraatı ya da katkısı var? Finansmanı efektif ve karlı olmayan altyapı yatırımları ile İslamcı kimliği dışında kitleler önünde kültleştirilmesini haklı çıkartacak ne yaptı?

Kült figürler demokratik ülkelerde olmaz

Türkiye ne zaman demokrasiye yelken açsa, halkın geçmiş ve güncel liderlerine bakışı da oldukça normalleşmiştir. Erdoğan’dan çok daha etkili bir reformcu olan Turgut Özal, mütevazı kişiliği ile Erdoğan’la kıyaslanmayacak kadar şahsiyetli ve bilinçli bir liderdi. Kendisiyle şaka yapılabilinen, kuklasının televizyonlarda mizah amaçlı oynatılmasından, yanı başında taklidinin yapılmasından, kendisine lakap takılmasından bile rahatsız olmayacak “genişlikte” bir karaktere sahipti. Kendisini kanıtlamış bir mühendis ve yönetici olmasının verdiği İTÜ’lü bir özgüvenle konuşur, alanına hâkim ve belli bir felsefesi olan bir siyasi liderdi. Piyasa ekonomisine ve liberalleşmeye inanmıştı. Görev süresi boyunca özelleştirmelerden ve Türkiye’nin dünyaya ekonomik olarak entegrasyonundan yana oldu. Süleyman Demirel de esprileri ile, mizaha, sanata ve sanatçıya olan saygısıyla, kendine güveninin süper egoya tırmanmasına müsaade etmeden onlarca yıl Türkiye siyasetinde önemli bir karar alıcı oldu. Bülent Ecevit de, Alparslan Türkeş de, Necmettin Erbakan da, kendilerinin siyasi parti liderliği dışındaki kimliğini başka sahalara yaymadı. Atatürk’ten itibaren hiçbir Türkiye lideri kendisine kült yaratmak peşinde olmadı. Dahası, kendilerine doğruyu söyleyebilen danışman ve dostları olduğundan, asla tek adam olmadılar. Atatürk bile ekonomiyi Bayar gibi teknokratlara emanet etti, bilmediği alanlara fazla girmedi. Ki Atatürk döneminde Avrupa diktatörlüklerle doluydu. İtalya’da, Almanya’da, İspanya’da ve daha birçok ülkede demir yumruklu ve üniformalı liderler vardı.

Erdoğan’a biçilen bugünkü rol, “Avrasya’nın direnişçisi”, “Batı’ya kafa tutan”, Türkiye’yi “NATO ve ABD güdümünden” çıkartan ve azat eden, lobilere ve kumpaslara direnerek Türkiye’yi “yıkmak veya parçalamak isteyen iç ve dış düşmanlara karşı savaşan” bir komutan, bir “reis”, bir başkan, bir başkomutan, bir tür peygamberimsi varlık, hatta Allah’ın “sıfatlarının tamamını kendisinde toplayan” bir tür ilah!

Kimlik ve devlet inşası yapıyorlar

Bu bahsettiğim durum çok düşündürücüdür. Bir tür efsane, mit, destan yazıyorlar. Türkiye tarihini Erdoğan üzerinden anti-Batı ve anti-dünya diskuruyla yeniden oluşturuyor, kimlik ve devlet inşası yapıyorlar. Bu bir sosyal mühendisliktir. Erdoğan üzerinden Türkiye’nin geleneksel yörüngesinden kopartılması mücadelesidir. İslamcı bir muhterisin kifayetsizliğini ve moral çöküşünü kullanarak, yeni bir cumhuriyet kodlaması yapan Avrasyacılar, Erdoğan’ı paratoner olarak kullanarak kendi güç testlerini Erdoğan’ın üzerinden gerçekleştiriyorlar. ABD’den ve Batı’dan kopan Türkiye, Moskova-Tahran-Pekin üçgenine yamanırken, bunu İslami ve Türkçü bir retorikle “tercüme eden” ve halkı bu konuda ikna eden bir Erdoğan aracını kullanıyorlar. Devleti ele geçirirken, devlet mimarisinde istedikleri değişiklikleri yaptırdılar. Sisteme halkı alıştırdılar. Şimdi seri adımlarla kendi ajandalarını gerçekleştiriyorlar.

Dün Avrupa Parlamentosu’nda alınan karar, Türkiye’ye tam üyelik müzakerelerine yeşil ışık yakmak kadar tarihsel bir olaydır. Türkiye’nin artık Avrupa mimarisinden Avrasya mimarisine kayışı tescillenmiştir. AB’nin değerlerine ilişkin coğrafi sınırlar, Moskova-Ankara hattı üzerinden şekillenirken, AB Parlamentosu bu durumu artık tescil etmiş, Türkiye’nin Batı’dan kopuşu artık daha seri bir hal almıştır. Avrupa Türkiye’yi kurtarabilecek araçlara sahip değil. Artık olanın adını koymak dışında bir çareleri kalmadı. Ankara’yı kaybettiler.

Geriye Atlantik ilişkileri kaldı

Yani Soğuk Savaş’taki gibi, jeopolitik ve askeri strateji son sözü söyleyecek. Erdoğan’ı Putinleştirmeyi başaran Avrasyacı derin yapıyı engellemek ve Perinçek’in Tahran’da söylemekten imtina etmediği “40,000 general-amiral, subay ve astsubay ile askeri öğrencinin tasfiye edilmiş olması”, bu tasfiye edilenlerin “NATO’cu ve Batı yanlısı subaylar olması” gibi gerçekleri görmeye başlayan NATO ve ABD’deki bazı güvenlik politikası uzmanı çevreler, Trump yönetiminin pasifliğinin aynen Münih’te Hitler’i yatıştırmaya çalışmak adına kurban verilen Çekoslovakya gibi, ciddi bir stratejik kaymaya yol açacağını görüyorlar! Putin Rusya’sı yeni Soğuk Savaş’ta Türkiye’yi kendisine bağlayarak son 250 yıldır en büyük stratejik kazanımı elde etti. İşte Erdoğan’ın putlaştırılması, tam da bu bağlamda önemli!

Erdoğan, Türkiye’deki hipnozun devamını sağlayan önemli bir enstrüman. İnsanların “ulvi bir hedef” diye manipüle edildiği, “dış güçlere direnen”, fakir ama içe kapalı bir ülke olmaya razı edilmesi, Erdoğan olmaksızın sağlanamazdı. AKP-MHP ittifakı üzerinden, ulusalcıları da dâhil ettikleri “derin koalisyonun” firavunu Erdoğan. Erdoğan kültünü Erdoğansız olarak da devam ettirecek bir tarih mümkün mü? Oradan oraya savrulan, eklektik bir ajandası olan, pragmatist bir “Erdoğan riyaseti”, sonrasında kim gelirse gelsin kendi politikalarını meşrulaştırma bakımından çok verimli bir referans kaynağı olacaktır, ilerleyen yıllarda belirginleşecek Türkiye’nin otokrasi tarihinde. Erdoğan’ın yerine kim “atanırsa atansın”, Batı yörüngesinden çıkmış bir Türkiye’de Avrasyacılar ve Rusya yanlıları ağır basacaktır. Tıpkı Mısır firavunlarının bin yıllarca politik sistemlerinin ana meşruiyet zeminini oluşturması gibi, “halife-i ruh-i zemin”, “peygamberimsi bir varlık”, bir tür “pop ikonu” olarak lanse edilen Erdoğan, yıllarca her türlü zulmü ve hak ihlalini güvenlik adına “kutsayacak” bir diskur, bir yeni resmi tarih temeli oluşturacaktır. Erdoğan derin yapı için bu bakımdan çok önemlidir.

Rusya-Avrasyacı ana ekseni kırılmadan Türkiye’nin yeniden bir normalleşme iklimine yelken açması olası görünmüyor.

1 YORUM

  1. Allah ne diliyorsa o oluyor, garabet olan eski yapinin kendi adamlari eliyle yikilmasi gerekiyordu yikildi ki yenisi yapilsin, bu adam ve oteki adamlarin hespnin ardindaki guc ve beraber alkis tutanlarin hepsinin rezil olup tarihin arsivine ibret levhasi olarak kaldirilmasi icin hepsinin bu adam etrafinda ve arkasinda saf tutmalari lazim ki hepsi beraber yikilip gitsin kendi kurduklari sistem eliyle kim gelirse engelsiz yenisini kolaylikla kurabilecek hale geldi allhu alem. Hic unutmadigim bir sey vardi; 15 temmuz oncesinde geridonusum coplerini toplamak yasaklanmisti belediyeler toplayacakti, 15 temmuz sonrasinda bir geri donusum kamyonunun arkasinda yagliboya 15 temmuz kahramanlari baslikli bir kopru erol olcok ve oglu olurken resmi vardi askerler onlari vurarken, geri donusumcu bile anlamis dokunulmaz olmanin yontemini ….Olanlari ibretle seyredelim filmin sonunu gorelim.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin