Erdoğan; diploması, cumhurbaşkanlığı ve gasp ettiklerinin iadesi…

Erdoğan'ın diploması sahte mi

YORUM | RAMAZAN FARUK GÜZEL

Dönem dönem AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın üniversite diploması gündem oluyor. Türkiye Noterler Birliği’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın fotokopi diplomasını ‘aslı gibidir’ diye onaylayan noter kâtibine soruşturma açmayan notere verdiği uyarı cezası ile mevzu tekrar gündem!

Halkın Kurtuluş Partisi (HKP), Erdoğan’ın sahte olduğu iddia edilen diplomasını Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşımıştı. Şimdilerde flaş bir gelişme daha oldu ve noterlikteki bu yeni durum karşısında HKP tarafından ‘Erdoğan’ın mazbatası iptal edilsin’ başvurusu yapıldı. YSK’ya yaptığı başvuruda HKP, Erdoğan’ın, Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’nun ilgili maddelerinden; “Seçilme Yeterliği”ne sahip bulunmadığını, ortada bir kanunsuzluk olduğunu, bu yüzden de Cumhurbaşkanlığı mazbatısının iptalini ve Cumhurbaşkanlığı’nın düşürülmesine karar verilmesini istedi. Başvuruda ayrıca Erdoğan için, “TCK’nın 204. maddesinde öngörülen Resmi Belgede Sahtecilik suçundan hakkında suç duyurusunda bulunulması için Sayın Başkanlığı’nıza başvurma zorunluluğu doğmuştur” denilmekte!

ÇELİŞKİLER YUMAĞI…

Ortaya çıkan yeni detaylardan öğreniyoruz ki 27 Haziran 2014 tarihinde İstanbul 15. Noterliği’ne fotokopi diplomayı gönderen kişi, o dönem Başbakanlık’ta Özel Kalem Müdürü olan Hasan Doğan’ın şoförü Hasan Tükenmez imiş ve “aslı gibidir” diye müdür vurulurken o “diploma(?)”nın arkasına da onaylatan olarak onun adı yazılmış, hem de vekaletsiz olarak!

Cumhuriyet gazetesinin telefonla ulaştığı şoför, “Başbakanlık’ta çalışırken kaza geçirdiğini, geçmişine ilişkin birçok şeyi hatırlamadığını, diplomanın noterde onaylatılmasıyla ilgili süreci de hiç hatırlamadığını” savundu… (Yerseniz, buyrun…)

Fakat şunu belirtmek isterim ki o şoför gerçekten kaza geçirdi mi geçirmedi mi bilmiyoruz ama Erdoğan’ın o efsanevi diplomasının peşine düşenlerin hemen hepsinin başına esrarengiz bir şeyler geldi. Ömer Başoğlu’nun 6 Mart 2015 tarihinde evinde ölü bulunması gibi bazıları  hayatını kaybetti, konuşamaz hale geldi! Bir ara Gökçe Fırat da meselenin üzerine gidecek oldu ve soluğu cezaevinde aldı! Şu an ona ne olduğu konusunda kamuoyuna yansıyan bir şey yok! (Umarım başına bir iş gelmemiştir!)

Nitekim, diploma diye ortada dolaşan fotokopi evrakta bir dizi çelişkiler vardı ve hep tartışıldı bunlar…

Mesela Marmara Üniversitesi tarafından Şubat 1981 tarihinde verildiği ve Recep Tayyip Erdoğan’a ait olduğu iddia edilen diplomanın altında imzası bulunan Prof. Dr. Ömer Faruk Batırel’in, (1982 yılında kurulan fakültedeki) dekanlık görevine kurucu dekan sıfatıyla 1982 yılında atanması en dikkat çekici olanı!

Ayrıca Batırel’in Marmara Üniversitesi’ndeki profesörlük ünvanının başlangıç tarihinin 1982 yılı olması da bir başka çelişki… Özgeçmişinde Batırel 1976-1982 yılları arasında Doç.Dr olarak görülüyor, Erdoğan’a verilen diplomada ise Batırel Prof.Dr. olarak imza atmış(!)

DİPLOMA SAHTE İSE..

10 Ağustos 2014’te yapılan seçim sonrasında Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasından iki yıl sonra Avukat Ömer Faruk Eminağaoğlu, YSK’ya başvurarak diplomanın sahte olduğunu iddia etmiş ve YSK da noterliğin o yazısına istinaden başvuruyu reddetmişti.

Erdoğan’ın müttefikleri Avrasyacılar yer yer diploma meselesini hatırlatırken bu sefer meselenin üzerine daha ciddi gidiliyor. (Belki de bir yerde karşılıklı restleşmeler de oluyor, bilemiyoruz.)

Peki, sahiden de o diploma sahte ise ne olur?

Malumunuz, Anayasa gereği Cumhurbaşkanı seçilmek için ‘üniversite diploması sahibi olma’ şartı vardır. (Anayasa Madde 101/1– (Değişik: 16/4/2017-6771/7 md.) “Cumhurbaşkanı, kırk yaşını doldurmuş, yükseköğrenim yapmış, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip Türk vatandaşları arasından, doğrudan halk tarafından seçilir.”)

Evet, Anayasa ‘yükseköğrenim diploması” şartı getiriyor… Ne hikmetse, geçtiğimiz seçim apar topar bu şart ortadan kaldırılmıştı. Dolayısıyla da, diplomanın sahteliği kesinleşirse, seçilme vasıflarını taşımayan birisinin yapmış olduğu ve yapacağı her icraat ve işlem de yok hükmünde sayılmış olacaktır. Verilmiş bütün kararlar da geri alınacaktır.

“Diploma şartının kaldırılması”na da bu haliyle imza attığı için o yasa da iptal… Dolayısıyla da geçen yılki başkanlık seçimine kadarki tüm işlemler olduğu kadar, sonrasında da çıkardığı/ onayladığı tüm kanunlar, aflar, uluslararası antlaşmalar vs hepsi iptal olacak, yürürlükten kalkacak.

Yapılan işlemler (Mutlak butlan) yok hükmünde olacak, dolayısıyla da çıkarmış olduğu bütün KHK’lar iptal olacak. Fakat bu herşeyin bir anda eski hale getirilebileceği anlamına da gelmiyor. İyiniyetle kazanılmış bazı haklar korunacaktır. Hakları mağdur edilmiş kimselerin hakları tekrar iade edilmeye çalışılırken arada bir çok menfaat çatışmaları ve hukuki uyuşmazlıklar da çıkacaktır. Bu zamana kadar lüzumsuz bir çok (fişleme, ihraç, zulüm..) işlerle uğraşmış devlet, bir müddet de bu kompikasyonları telafi için uğraşsın bir zahmet… (Zaten işi bu!)

Gerçi bazı lafzi yorumlara göre yüksek öğrenim derken kimisi 4 yıllık, kimisi 3 yıllık, kimisi de 2 yıllık bir eğitimden bahsedildiğini ileri sürmektedir… Erdoğan’ın gerçek bir diploması olsun da, isterse 2 yıllık olsun. O zaman oluruna bakılır herhalde!

MAĞDURİYETLERİN İADESİ HER ŞEKİLDE MÜMKÜN…

Ülkenin belki de şu an en büyük kanayan yarası, mevcut iktidarın adeta soykırım motivasyonu ile sayıları milyonları aşan insanları mağdur etmiş olması ve bu vatandaşların mağduriyetlerinin bir şekilde giderilmesi ve haklarının iadesi zarureti…

Erdoğan’ın diplomasının iadesi ile birlikte geriye dönük olarak yapmış olduğu işlemlerinin iptali, KHK’larla vb yapılmış hak ihlalleri de hukuken ortadan kalkmış olacaktır… Bunun ihtimal dahilinde olması bile mağdurları ümitlendirmiştir.

Kaldı ki şu 3-4 yıldır süren hukuksuzlukları ülkenin, devletin daha fazla kaldırması mümkün gözükmemektedir. Hak ihlallerinin uluslararası mahkemelere taşındığı ve oradan Türkiye aleyhine kararlar gelmeye başlamasından, bu yanlış hesabın her halukarda bir yerden döneceği gözükmektedir… (Konuyla ilgili detaylar için BM ve AİHM Kararları: Şimdi ne olacak, nereye, nasıl başvurmalı? başlıklı yazımıza göz atılabilir.)

Bu kadar kanunsuzluk da “Kurmaca bir darbe girişimi” (15 Temmuz 2016) bahane edilerek çıkarılan OHAL’ler ile gerçekleştirilmişti. Bu darbe girişiminin iktidarın planlaması ile organize edildiğine dair her gün yeni bir bulgu ortaya atılıyor. Bir gün bütün bu darbe senaryolarının arkasında, bu darbe yasalarını çıkaranların olduğu ortaya çıkarsa, onların kasıtlı ve mesnetsiz olarak çıkardıkları yasalar da işlemler de havada kalacaktır!

KANUNİLİK ESASI GEREĞİNCE DE…

Çok tekrarladığımız gibi, hukukta “kanunilik” esastır, “o dönem suç olmayan bir şey için sonradan insanlar suçlanamaz, geriye doğru uygulanamaz”. Bir dönem kanunda yasaklayıcı bir hüküm olmadığı halde sonradan bir insan için;

– Bir bankada hesabı var diye,

– Telefonuna bir app yükledi diye,

– Bir derneğe üye oldu diye vs. sonradan suçlanamaz, bunlara dayandırılarak insanlara suç isnat edilemez, bu yolda yapılan bütün işlemler de yersiz ve hükümsüzdür.

Ve bu gerekçelerle de yüz binlerce  insanlar sorgusuz sualsiz işinden edildi, memuriyetten atıldı. Halbuki ‘kazanılmış haklar korunur.’ Bu noktada da memurların durumu özel hassasiyet arz eder..

ULUSLARARASI ANLAŞMALAR GEREĞİ TEMEL HAKLARA DAİR KHK’LAR İPTAL

Bir çok kimse tarafından “çakma darbe” diye tanımlanan o menfur girişim bahane edilerek Anayasa’nın 121. Maddesi uyarınca bir dizi KHK’lar çıkarıldı, yetki konusunda da 91. Maddeye atıf yapıldı.

Tamam da, bir de Anayasa’nın 90. Maddesi var. Bu maddenin son fıkrası:

“Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.” der. Ayrıca devamında:

“Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.denilmektedir. Ve şu ana kadar çıkarılan KHK’ların hepsi uluslararası antlaşmalarda geçen bütün temel hakları ihlal etmektedir ve geçersizdir.

Dolayısıyla da temel özlük haklara dair keyfinize göre KHK çıkaramazsınız.

İnsanları, kazanılmış haklarından edemezsiniz.

HUKUK DEVLETİNİN GEREĞİ

Ayrıca çıkarılacak KHK’larda Anayasa’nın m.15/2 ve AİHS m.15/2’ye göre de öngörülen temel hak ve özgürlüklere bağlı kalma ve “hukuk devleti” ilkesini ihlal etmeme şartı vardır. Bu kapsamı aşan düzenlemeler de hükümsüzdür. Hukuk geldiğinde hepsi geri dönecektir..

Derseniz ki:

“Bu adamlar Anayasa’ya da saygı duymadıklarını, kabul etmediklerini ta baştan deklare ettiler, ne uluslararası hukuk, anlaşma filan diyorsun?”

Evet, şimdilik öyle, şu an hiçbir kanun iradesini tanımıyorlar; ulusal yasaları da, uluslararası yasaları da..

Hatta Yaratıcı’nın gönderdiği kuralları bile askıya aldılar, kiralık bir fetva eminleri var, her keyiflerine uygun fetva çıkarıyor: “Yolsuzluk, hırsızlık, gasp.. ne isterseniz yapabilirsiniz, cevaz veriyorum”diyor, onlar da gönül huzuruyla eşkıyalıklarına devam ediyorlar.

Hukuk, denizlerin med-cezir hareketleri gibidir ve kimin av olacağına da suyun seviyesi karar verir. Su çekilince balıklar böceklere yem olur, su tekrar geldiğinde ise böcekler balıklara yem olur. Tek mesele, ülkeye tekrar cansuyu/ hukuk gelmesi.

DEVLETİ YIKSALAR DA BORÇLAR BAKİ

Bir büyük mesele daha var:

Adamlar öyle büyük bir yıkım faaliyeti içinde ki, kısa zaman içerisinde ortada ülke diye bir şey bırakmayabilirler. O zaman, haklar nereden alınacak?

Osmanlı yıkıldığında da borçlar ve sorumluluklar yeni devlete intikal etmişti. En son ihtimal, burada da öyle yaparlar en fazla!..

Büyük hesap gününde “boynuzsuz koç, boynuzlu koçtan hakkını alacak” deniliyor.. O zaman, kim ne işlediyse zerresine kadar hakkını geri alacaktır.. Siyasal İslamcıların bu yeni dini, kült ne der bu denilenlere, bilmem ama İslami dini kaynakları böyle diyor.

Evet, herkes bir şekilde haklarını geri alacak. Ama umudumuz, mağdurlar bu dünyadayken haklarını almaları.. hem de en kısa zaman içinde.

Bu yönde de çalışmaya, direnmeye ve mücadeleye devam!

1 YORUM

  1. ‘Hirsizlik ve sahtekarlik’ deryasina yelken acanlarin ulastigi sahil ‘zalimlik’ olmus durumda…fasit daire girdabinda debelenip duruyorlar…belki de gercek/saf bir 15 temmuz olsaydi, onlar da, bu millet de coktaaan rahatlamis, boylesi bir musibetten kurtarmis olacakti…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin