AnaSayfa»Yazarlar»Barbaros J. Kartal»Elbette seviniyorum

Elbette seviniyorum

2
Paylaşımlar
Pinterest Google+

Yorum | Barbaros J. Kartal

Başta, Türkiye medyasının en omurgasız insanlarının çalıştığı Doğan Grubu’nun ikiyüzlü televizyon yüzleri, Havuz’un yevmiye karşılığı çalışan kalemleri, muhalif görünen ama asla kendi çıkarlarını tehlikeye atacak kadar eleştiremeyen sol kökenli laik simalar her şey bitti sanki davadaki tek ayrıntı buymuş gibi ortaya attıkları bir şey var: Reza davasında ülkece rezil oluyormuşuz, ama bir kesim bundan çok mutluluk duyuyormuş ya da bir grup bundan rahatsız değilmiş.

***

Kendi adıma konuşayım bu davadan dolayı büyük bir mutluluk duymaktayım.

Bir kesime iftira atacaksın, sahte belgelerle montaj kasetlerle bir kurgu yapıldığını iddia edeceksin, ayakkabı kutularında banyo liflerinde çıkan rüşvet paralarının İmam Hatip parası olduğunu utanmadan söyleyeceksin, peçete kağıdına yazılı paçavraları belge olarak kabul edeceksin, bakanlarının rüşvet alırken görüntüleri ortaya çıkacak ve sen bunları bahşişi önden almış savcılar ve hakimler sayesinde kapatıp Türkiye’de yargı kararını vermiş diyeceksin.

İranlı işadamı serbest kalacak. Türk bayrağı önünde herkesin aklı ile dalga geçecek. Hakkındaki yurtdışı yasağını kaldıracaksın. Hırsızı yakalayan polisleri hapse atacaksın. Onların yıllardır perişan olan zavallı eş ve çocuklarını davadan bir hafta önce kocalarına şantaj yapmak için derdest edeceksin.

Artık sayısı bile bilinmeyen hukuksuz davalarda milat diye iddianamelere koyup on binlerce insanı yok 17 Aralık’tan önce yok sonra diye kahpe bir tekerleme ile hapislerde tutacaksın. Eee, sonra bu 17 Aralık denen şeyin bir hırsızlık ve İran lehine ajanlık faaliyeti olduğu ortaya çıkınca oturup ağlayalım mı? Hem de Reza denilen adamınız söylüyor her şeyi. Zavallı insanlara karşı yaptığınız bütün zulümlerinizi temellendirdiğiniz dayanak çökmüştür.

***

Bilakis gerçeklerin ortaya çıkmasından dolayı son derece mutluyum. Oturup ağlaması gerekenler bir hırsız ve İran ajanı için devletin bütün imkanlarını seferber edenlerdir. Daha bir hafta önce “vatandaşımızzzz” diye ortalığı ayağa kaldırıp bugün aynı adama hain, işbirlikçi, sahtekar diyenleri savunmak zorunda kalanlardır.

Bir devlet, bir hırsızı kurtarmak için bu kadar çaba sarfetmez. Senin hala PKK’nın elinde rehin devlet memurların var. Çok mu zor onları kurtarmak? Hiç de değil. IŞİD’in yaktığı iddia edilen zavallı askerlerin daha ailesine doğru dürüst bir açıklama yapılmadı. Nerede bu askerler?

Bakanlara ayakkabı ve çikolata kutularında paralar yediren birisinin davası milli bir dava da değildir. Türkiye gerçek bir hukuk devleti olsa Reza denen şahıs şu an cezaevinde 4. yılını dolduruyor, koğuş arkadaşları da rüşvet verdiği bürokrat ve siyasetçiler olurdu.

Yargılanan Türkiye değildir, sadece olaylar Türkiye’de geçmektedir.

Diğerlerinin yani sahte muhaliflerin üzüntüsü –ki büyük yalan, kendi aralarında neler konuştuklarını çok iyi biliyoruz– ülkece pisliklerimizin ortaya dökülmesi ise bu pislikler zamanında ortaya döküldü siz sırtınızı döndünüz. Bu pislikler örtülsün diye on binlerce insana zulüm edildi, siz sırtınızı döndünüz, hala dönüyorsunuz.

Bu kesimden davaları takip eden ya da muhalefetten bir tane dürüst bir insan çıkıp “Bu polisler savcılar neden içeride?” diye soramıyor. Bu kadar da ikiyüzlü insanlarsınız.

***

Erdoğan ve adamlarının üstünde tepindikleri duyunca artık iğrenç bir kelime haline gelen “milli” meselesine girelim bakalım. Bu işin neresi milliymiş?

1- İran’a bir yaptırım var. Ve Türkiye gibi enerji ihtiyacı olan ülkeye deniyor ki “İran’dan petrol ve doğal gaz al, alma demiyorum ama alacaksan karşılığında para verme senden mal alsın”. Ambargo dedikleri de bu ha. İthalat yapan bir ülke için  bundan daha büyük bir piyango olamaz. Hal böyleyken biz İran’a Reza gibi aracılar ile “cash” para ve altın veriyoruz. Neden? İran’a bu iyiliği neden yapıyoruz? İran bizim müttefikimiz mi yoksa aramızda her zaman denge olması gereken bir ülke mi? Reza olayı Selam-Tevhid dosyası ile beraber okumadan anlaşılmaz. İran’ın tarihinde bu kadar içimize girdiği başka bir dönem olmuş mudur acaba? Önemine binaen tekrar soralım: Biz, İran’a bu iyiliği neden yapıyoruz?

2- Eğer mal karşılığı ile ödeme yapılması uygulansa “milli” işadamları İran’a her türlü gıda, tıbbi malzeme ve insani ihtiyaç kalemleri adı altında sayısız mal satabilecek. Kâr elde edecekler. Petrol karşılığında verdiğin maldan yine kazanacaksın. Milli işadamlarının kaybı olan şimdilik 30 milyar dolar civarında olduğu anlaşılan çok daha fazla olduğu bilinen bu miktarın hesabını kim verecek?

3- Madem İran ile ticaret yapmışız ve her şey uluslararası kurallara riayet edilerek yapılmış, harika. O zaman Reza neden bakanlara ve bürokratlara rüşvet verme gereği hissediyor. Hem de bu rakamlar astronomik düzeyde. Diğer işadamları bu rakamları duyduklarında ilk başta inanamıyor bile. Düne kadar bizim paramızı verin diyen İran bugün neden parasından hiç söz etmiyor?

4- Madem her şey Türkiye’nin milli çıkarları gözetilerek yapıldı, 17 Aralık günü operasyon duyulduğunda sabahın erken saatlerinde İstanbul’daki evdeki paralar neden sıfırlanmaya çalışıldı. Bahsi geçen kimselerle hiçbir ilişkiniz yoksa 17 Aralık sabahı panik yapmanızın sebebi neydi? Telefonda kısık sesle, titreye titreye konuşmaya ne gerek vardı?

Reza davasının içerideki masum tutsaklara pratik bir faydası olmadığı hatta daha fazlalarının zulüm görmelerine vesile olacağı söyleniyor.

Reza davası olmasaydı ne yapmayı planladılarsa yine onu yapacaklar. Ancak bu kirli yapının deşifre edilmesi ve uluslararası kamuoyunda tanınması önemli. Ona buna “darbeci”, “komplocu” diyen adamların ne kadar kirli olduğu, tezlerinin ne kadar çürük olduğu, neyi nasıl sunabildiklerinin görülmesi önemli.

Ben esas Erdoğan’ın kendi muhaliflerine ve potansiyeli olan eski arkadaşlarına yönelik hamleler yapacağını tahmin ediyorum. Her birinin çıkıp “önce biat, sonra laf sokma” mesajlarına kayıtsız kalamayacak bence. Hele laf sokma kısımlarına bakıp bu cesareti kimden alıyorlar diyerek ibret-i alem bir numune sunabilir piyasaya. Şimdiden söyleyeyim buna da çok sevinirim.

Önceki Yazıları:
Çünkü polis olmak bunu gerektirir! - 13 Ara 2017
Uyuyan Kök Hücreler (2) - 11 Ara 2017
Uyuyan kök hücreler (1) - 10 Ara 2017
Elbette seviniyorum - 06 Ara 2017
Vatan size minnettardır! - 02 Ara 2017
Her tarafım tutulmuş… - 29 Kas 2017
Nasıl bir cisim yaklaşmakta? - 22 Kas 2017
Hırsızlar bağırıyor, soyulan sessiz? - 18 Kas 2017
Flynn de indirim yapmamış! - 13 Kas 2017
Epey terbiye olmuşsunuz - 08 Kas 2017
önceki yazı

Aydınlık’a göre Zarrab’a Amerika’ya gidiş yolunu Davutoğlu açtı

Sonraki yazı

Hokus pokus ekonomisi

3 Yorumlar

  1. Akdeniz
    6 Aralık 2017 at 08:07 — Cevapla

    Yazınız TOKAT gibi olmuş. Ama ” anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul, zurna az.”

  2. ersin
    6 Aralık 2017 at 12:12 — Cevapla

    Sayın Kartal,
    Son cümlenizdeki şeyler bende/bizde beklemekteyiz ve aynı sízin gibi sevinç duyacağiz

  3. mahir
    7 Aralık 2017 at 21:30 — Cevapla

    Ben henüz sevinecek bi durum göremedim ama emareleri belirdikçe bile heyecan duyuyorum. Çok doğru bir yazı. Kitabın ortasından, açık ve net…

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir