‘Dışardan’ ne bekler bir tutuklu?

YORUM | TURGUT EFE KARA

Bir Hizmet Hareketi gönüllüsü iseniz ve 15 Temmuz’dan sonra, OHAL döneminde içeri girdiyseniz, bir nevi sağır odaya girmiş sayılırsınız. Haftada bir kapalı görüş, 15 günde bir 10 dakikalık telefon hakkı ve 2 ayda bir tanınan açık ziyaretler sizi demir ve betonla örülmüş sağır odadan çıkarmaya yetmez.

10 dakikalık telefon görüşmelerinin tek bir fonksiyonu vardır. Her defasında size 600 saniyenin ne kadar kısa bir zaman dilimi olduğunu öğretir. Sanki zaman makinesine binersiniz de 15 gün beklerken geçmek bilmeyen  o uzun dakikaların içinden ışık hızıyla geçer gidersiniz. O arada anne-babanızın, varsa eş ve çocukların sesini duyabildiğinize şükredersiniz. Hayatta olmaları sizin için en büyük teselli kaynağıdır.

Kapalı görüşlerde, telefon ahizesi ile yaptığınız bir saatlik görüşmeler ‘dinleniyoruz’ endişelerine kurban gider. Konuşmalarınız, hal hatır sormakla, selam alıp göndermekle ve günlük ihtiyaçlarla sınırlı kalır. Asıl merak ettiklerinizi ağız ve el hareketleri ile sormaya, öğrenmeye çalışırsınız, fakat çoğu zaman başarılı olamazsınız.

Açık görüşler de farklı değildir. 2 aydır biriktirdiğiniz konular vardır. Kapalı görüşte konuşamadığınız, aileniz veya mahkeme ile ilgili meseleler. Eşten dosttan gelen selamlar, konu komşuyla ilgili haberler derken, bir saatin hükmü sanki on dakikaya düşer. Zaten gardiyanlar etrafınızda dolanır, zamanınızı taciz eder durur. Kim bilir, belki çikolata kağıdına veya peçeteye yazılmış şifreli mesajlar alıp-vereceksinizdir! Haliyle gözler, kulaklar ve dahi dikkatler üzerinizdedir.

Hoş, bunlara rağmen kaş göz işaretiyle yahut fısıldayarak asıl merak ettiğiniz şeyleri sormaya çalışırsınız. Genellikle tatmin edici bilgiler alamazsınız ama duyduğunuz zayıf rivayetler üzerinden yorumlar yaparak nefes alıp vermeye devam edersiniz.

Demek istediğim şu; eğer Hareket’e gönül verenlerdenseniz, -ki en azından görünürde o gerekçeyle içerdesinizdir- merak ettiğiniz asıl şey Hizmet’in durumudur. Kervan yoluna devam ediyor mu, Hizmet hareketini sürdürüyor mu?

Canlılığınız onun hayatta olmasına bağlıdır bir anlamda. Çünkü hayatın Hizmet’le anlam kazanmış, insanlığın onunla değer bulmuştur. Bu böyledir veya siz öyle inanırsınız. Yeryüzünde daha doğru bir hareket görmemiş, duymamışsınızdır. Kişilerden, kurumlardan bağımsız, asırlar öncesine dayanan ve ebedi huzur vadeden bir yoldur gittiğiniz. Gerçi bu zaviyeden düşündüğünüzde, Sahibi (cc) dilemedikçe yol durmaz, yolcusu bitmez. Bunu bilirsiniz, ama mutmain olmak için duymak istersiniz.

Yolun temsilcisi, lideri ne yapıyor, arkadaşları hangi durumda, yolcular yürüyüşünü sürdürüyor mu, yoksa hepten dökülüp gittiler mi? Bütün bunları merak edersiniz. Kendinizi bir parçası saydığınız o vücud-u manevîden gelecek canlılık emarelerini gözlersiniz. Zalim, yurt içinde hayat hakkı tanımadığından kulaklarınızı dışarıya, uzaklara çevirirsiniz. Günler, haftalar geçer, bazen ümidiniz sarsılır ama nâçar beklemeye devam edersiniz. Acıdır öylece beklemek, lâkin yutkunur ve ‘sabır, böyle bir azıkmış’ dersiniz.

Nihayet aylar sonra bir müjdeli haber alırsınız. Hem de, yürüdüğünüz yolu kapatmayı, hareketi durdurmayı  ezelden gaye edinmiş pravdavari bir yayın organından. Kinini, düşmanlığını gizlemeden yolun rehberini ve güncel sözlerini  hedef aldığı satırlardan, siz şükredilesi mesajlar çıkarırsınız. Zira rehber, başından beri olduğu gibi sarsılmadan ve kararlılıkla rehberliğini yapmaktadır. Yani, kalp atmakta, beyin çalışmaktadır. İşte dersiniz bu, aynı zamanda yolun hakikatinin delilidir.

Yolun üstadı da öyle yapmıştı çünkü. Gönüllü komutan olarak katıldığı Rus Harbi’nde, avcı hattında çarpışırken, Kur’an tefsir etmekten geri durmamıştı. Düşman toplarının gümbürtüsü kulakları çınlatırken o, sükunet anlarında eşsiz İşaratü’l-İ’caz risalesini inşa etmişti. Çünkü o da bütün üstatların ve rehberlerin imamından böyle görmüştü. Kainatın efendisi, Hz.Peygamber de (sas), Bedir’de savaşın en dehşetli anlarında bile sahabelerine imamlık yapmış, cemaatle namazı terk etmemişti.

Kalp atıyor ve beyin çalışıyorsa, manevi vücudun diğer uzuvları da faal olmalıydı. Dedim ya, bu gibi şeyleri tahmin etseniz de işitmek, görmek istersiniz. Eller de tutuyor mu, ayaklar da yürüyor mu, emin olmak istersiniz. Daha açık anlatayım; mesela öğretmenler öğretiyor mu yine, çaylar içiliyor mu hala, gazeteciler yazıp çiziyor, dernekler/vakıflar çalışmayı sürdürüyor mu daha!

Duyup öğreneceğiniz her bir canlılık emaresi size kendinizin de hayatta olduğunu hatırlatacaktır. Dahası, hapishanede bulunmanın hakkı neyse onu yerine getirmeniz adına güç ve irade verecektir. İçinden geçtiğimiz şu tuhaf zaman diliminde kader senaryosunun size yüklediği rol budur. Filmin güzel bitmesi, herkesin rolünü iyi oynamasına bağlıdır.

Canlılığın en iyi ve güzel emarelerinden biri örneğin, son olarak 2016’da bol sürprizlerle icra edilen dil festivalleriyle ilgili olabilirdi. O yüzden, 2017’nin baharından itibaren etkinlik ya da olimpiyat, adına ne derseniz deyin, bir haber beklersiniz. Dünyanın herhangi bir noktasında minicik de olsa bir program yapıldığını duysanız bütün sıkıntılarınızı unutmaya hazırsınızdır. Sadece alkışlanan, şarkılı danslı bir program değildir o. Bedenin canlı, ruhun ayakta olması demektir. Uğruna hapishane hücreleri, cezaevi koğuşları doldurulan hakikatlerin nice gönüllere ulaşması demektir.

Gerçekler yazılıyor, yanlışlar gösteriliyor mu, merak edersiniz. Zalimin zulmü, mazlumun ahı anlatılıyor mu, bilmek istersiniz. Uluslararası platformlardan gelecek haberlere odaklanırsınız. Bir toplantı, bir rapor veya başvuruya ilişkin bilgi kırıntıları ararsınız.

Gazetecilerle ilgili girişimler gelir kulağınıza. Gazeteci olmasanız da sevinir, heyecanlanırsınız. Organizma hareketlidir, damarda kan yürümektedir, bunu anlarsınız. Gazeteciyi hatırlayan öğretmeni unutmaz, bilirsiniz. Öğretmeni unutmayan esnafı bırakmaz, dersiniz. Kadınlar, çocuklar baş tacıdır, inanırsınız. Mesleğin ne önemi var, mağdursa bir insan ve muzdarsa bir gönül, vücud-u manevînin kalbi onun için atar, aklı onu düşünür, eli onun hürmetine açılır, bunu yaşarsınız.

Hasılı, bilirsiniz ve inanırsınız ki, yolun açık tutulması adına yolcuların attığı her adım, sizin de yolunuzu açmakta ve gönlünüzü ferahlatmaktadır. Rabb-i Rahîm’imiz (cc) inançlarımızı, beklentilerimizi ve adımlarımızı hakikate tebdil eylesin.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin