AnaSayfa»Yazarlar»Kemal Ay»Destan yazarken dikkat edilecek hususlar [Kemal Ay]

Destan yazarken dikkat edilecek hususlar [Kemal Ay]

4
Paylaşımlar
Pinterest Google+

İsveç’te mukîm akademisyen Umut Özkırımlı, önceki gece bütün TV’lerden canlı yayınlanan, herkesin konuştuğu ve kalabalıkların sahada olduğu törenleri seyrederken Twitter adresinden şu yorumu paylaştı: “15 Temmuz müsameresini izlerken kendimi Marmara depreminden zevk alan Celal Şengör gibi hissetmemek için büyük çaba harcıyorum. Milliyetçilik çalışan biri için muazzam bir ‘görüntü’ ama yaşayanlar ve yaşamaya devam edecekler için korkunç bir kâbus!”

Bir jeoloji profesörü olan Celal Şengör de, Marmara Depremi’ni TV’de yorumlarken, tamamen jeolojik saiklerle, depremi bir hayli övmüştü. Gerçekten de gerek yıkıcı etkisi, gerek büyük kütleleri harekete geçirme kabiliyeti açısından olsun, Marmara Depremi literatüre girecek cinstendi. Gelgelelim binlerce insan hayatını kaybetti, geriye kalan belki milyona yakın insanın hayatı altüst oldu. Tıpkı 15 Temmuz gibi… Umut Özkırımlı da milliyetçilik çalışan ve ‘ulus inşası’ dediğimiz süreçleri iyi bilen bir isim. O da, 20. yüzyılın başından okumaya alışık olduğumuz bu ‘ulusal mit yaratma’ organizasyonunu seyrederken, meslekî anlamda heyecanlanıyor. Ancak yine kendi ifadesiyle bu, birçokları için bir ‘kâbus’.

TARİHİN AKIŞINA TERS DURUMLAR

Önceki gece Turkcell hattından birilerini telefonla arayanların öncesinde Erdoğan’ın 15 Temmuz mesajını dinlemek zorunda bırakılmaları, kâbusun derinliğini anlatmaya yeterli. Ülkenin en büyük cep telefonu şebekesi, her şeyiyle iktidarın çiftliğine dönüşmüş. Eski Sovyet ülkelerinde olduğu gibi devlet her şeyin ‘sahibi’ ve toplumsal birikimin ‘en önemli unsuru’ hâline gelmiş.

Hâlbuki tarih bize bunun böyle olmaması gerektiğini söylüyor. Devletler doğuyor, büyüyor ve ölüyor. Geriye o devleti var etmiş toplumun varsa biriktirdiği kültür kalıyor. Osmanlı’nın yerinde yeller esiyor ama Mimar Sinan irili ufaklı yüzlerce eseriyle ayakta. Sadece eserleri değil o eserler vasıtasıyla aktardığı bilgi ve birikim de bugün işimize yarıyor. Selçuklu’dan bugüne siyaset, idare anlamında bir şey kalmadı pek. Ancak Mevlana Celaleddin-i Rumî, bugün bütün dünyada okunan bir şair ve din âlimi.

SİSTEMLER DEĞİL FİKİRLER BÂKİDİR

Devletlerden iyi örnekler de hâsıl olmaz mı? Elbette olur. Ancak zaten devletler o iyi örnekleri sürdüremedikleri için ayakta kalamamışlardır. Hep o örneği veririz ya, Fatih Sultan Mehmet, Bizans’ın son kalesi İstanbul’u kuşattığında Bizanslı bilginler meleklerin cinsiyetini tartışıyormuş diye. Bu hikâyenin aslı var mı bilemiyorum ama faslının ortaya koyduğu bir hakikat var: Kurup işler hâle getirdiğiniz bir sistemi eğer doğru düzgün şekilde yürütmez ve zamana uygun şekilde güncellemezseniz, yıkım kaçınılmazdır.

O yüzden ‘sistemler’ bâki değildir fakat o sistemlerin inşasında katkısı olmuş, toplumsal hayata dair mühim fikirler sunmuş, insanlara yol göstermiş ‘kişiler’ uzunca bir süre ayakta kalır.

Allah’ın muradını bilemiyorum fakat İslam’ın devletler yoluyla değil fakat âlimler aracılığı ile ‘kurumsallaşması’ da benzer bir hissi uyandırıyor. Neticede fiilî anlamda bir devlet, çıkarları üzerinedir, ‘elinde topuz vardır’ ve ‘reelpolitik’ alan faziletlerin, ilke ve prensiplerin, hak ve hakikatin taşınabileceği bir kefe değildir. “Zira bu terazi bu kadar sikleti çekmez.” Bu yüzden de ‘Peygamber varisleri’ denilen âlimler, İslam’a tek başlarına, belki de koskoca imparatorluklardan daha fazla hizmet etmişler. İslam’ın meselelerini tek tek ele alıp toplumun güncel sorularına cevaplar üretmişler.

BİR ‘MİLLET YARATMAK’, ESKİ BİR FİKİR

20.yüzyılın başlarında ‘ulus devlet’ fikri bir hayli revaçtaydı. Hemen her ülkede milliyetçilik esas kuvvet, vatan adeta namus, sınırlar ise ne pahasına olursa olsun korunması gereken bir varlık olarak algılanıyordu. Oysa çok değil iki yüz sene evvelinde, ülkeler arası sınırlar çok hızlı şekilde değişebiliyor, ‘vatan’ kavramı pek umursanmıyor, topraklar ‘kontrol edilecek mıntıkalar’ olarak görülüyor ve ülkeler arası ticaretin bir nesnesi olarak görülüyordu. Fransız İhtilali’nin dünyayı sarsan enerjisi, milliyetçilik cereyanını da önce bütün Avrupa’ya, ardından Doğu’ya yaydı. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından ulus-devletler bütün dünyanın meselesine dönüştü.

Son dönem Osmanlı entelektüel hayatını da etkileyen bu ‘ulus fikri’, Cumhuriyet’le birlikte devletin yegâne projesi hâline geldi. Onuncu yıl marşındaki “On yılda on beş milyon fert yarattık her yaştan!” mısraları bunu ifade eder. Millet, ‘ulus devletler çağı’ itibariyle inşa edilen, ‘yaratılan’ bir şeydi. Elimizde yeni bir ‘tılsım’ vardı ve fert fert bu tılsım insanların yüreğine işlenmeliydi.

Türklük fikrinin bütün mitleriyle birlikte gündelik hayata taşınması, eğitim sisteminin bir parçası olması, her bireyin Türklükle ilgili tarihî efsaneleri (içinde gerçekler de vardı elbette) hayatı boyunca aklının bir kenarında tutacak şekilde yetişmesi, bu projenin en önemli ayağını teşkil etti hep. Kimse “Coğrafyanın, tarihin ‘millîsi’ mi olur, yaşananlar ortada, coğrafî hakikatler herkese açık” demedi uzunca bir süre. İşin ilginci ‘millî’ denilen tarihî bilgilerin ya da efsanelerin kaynağı da aslında Batılı tarihçilerdi çoğunlukla. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e esaslı bir tarihçilik tevarüs etmemişti maalesef.

SINIRLARA YENİDEN DÖNÜYORUZ AMA…

Dünyada ulus-devletler fikrinin eskimeye başladığı 1980’ler ve 90’larda, özellikle de Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla, tek kutuplu küresel bir dünya hayali kuruluyordu ancak onun da sonu iyi gitmedi. Donald Trump’ın seçim vaadi arasında, “Sınırlarımızı tekrar kazanacağız” vardı mesela. Bir süre ulus-devlet sınırlarının insanlar için yeterli olmadığını tartıştık ama bugün yeniden o sınırların içine hapsedilmek istenen bir dünya var. Mümkün mü? Değil. Zaten Trump’ın bahsettiği sınırlar da, daha ziyade ‘ekonomik’. Fransız İhtilali’nin romantik ‘vatan’ güzellemelerini değil, bugünkü dünyanın ‘çıkarlara dayalı’ ekonomik realitelerini dinliyoruz. Yani, “Yabancılar gelip işimizi elimizden almasın!” ve “Küresel pazarda rekabet etmek istemiyorum, işime gelmiyor!”

15 Temmuz törenleri, Cumhuriyet’in ilk yıllarına öykündüğü ölçüde aslında komikleşiyor. ‘Destan’ denilerek topluma gaz veriliyor ve Erdoğan kültü etrafında ‘birleşme’ öngörülüyor ancak karşımızda ‘ulus devletler fikri’nin bile gerisinde, ne idüğü belirsiz bir ‘toplum ideali’ var. Atatürk de pragmatik bir liderdi ancak arkasında modernite ve milliyetçilik gibi o vakitler insanlara taptaze görünen iki akım vardı. Bugünse üniversitede tarih dersi almış, birazcık dünya tarihi okumuş herkesin gülerek karşılayacağı bir yapaylık var karşımızda.

VALLAHİ BİR NESLİ İSRAF EDİYORSUNUZ

Bu çok pahalı bir prodüksiyon, insanların vakitlerini de, ülkenin kaynaklarını da çöpe atıyor. Ama olsun. Reis kararlı. Yeni bir millet yaratacak ve kendisi de o milletin ‘babası’ olacak. Bu yüzden bütün okullarda ‘15 Temmuz destanı’ okutulacakmış mesela. Selçuk Erdem’in karikatürleri gibi olacak yani illa. İki küçük velet medresede ders görüyor. Hoca soruyor: “İstanbul ne zaman fethedildi?” Veletlerden biri yüzü yerde cevap veriyor: “Geçen Çarşamba hocam.”

Dünya eskisi gibi de değil. O eğitimi gören çocuklar internetten dünyaya erişebiliyor artık. Türkiye’de X denene, dünyada Y dendiğini görünce, hep Türkiye’deki bilgiye mi inanacak sanıyorsunuz? Şu anki hararet söndüğünde, çocuklarınız sizin yalanlarına inanacak mı sanıyorsunuz? Diyelim ki Erdoğan ölene kadar bu propagandayla yaşadı ve sizi de ikna etti. Sizden sonraki nesillerin bu yalanları hiç sorgulamayacağını mı sanıyorsunuz? Kemalistlerin kof Atatürk sevgisine bakıp aldanmayın, Atatürk’ün devri başkaydı. 21. yüzyıldayız yahu… Bu israf nedendir? Karakterinde, fikrinde ya da eyleminde hiçbir harikalık bulunmayan bir faninin ‘ölümsüzlük’ hayali, bunca insanın hayatını çarçur etmeye değer mi?

Ey Erdoğan’a gönül vermiş ‘saf’ kardeşlerim… ‘Ulus devlet inşası ve toplumsal mitler’ mevzularını bilmiyor, duymamış, okumamış olabilirsiniz. Sizin kalabalığınızı, başındaki adamın zorbalığını gören bir takım ‘okumuşlar’ da korkularından ya da pespayelikten ötürü sizinle aynı safta görünüyor olabilir. Ama bana inanın, gelecekte size hiç de iyi bakmayacak çocuklarınız… Benden söylemesi.

önceki yazı

Erdoğan Cumhuriyeti [Vehbi Şahin]

Sonraki yazı

12 gündür emniyette tutulan insan hakları savunucuları adliyeye sevk edildi

Yorum yapın

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir