CHP ‘hayat güzeldir’ oynuyor! [Sefer Can, yazdı]

‘Hayat Güzeldir’ filmini hatırlıyor musunuz? Çocuğuyla birlikte Nazi toplama kampına düşen Yahudi bir babanın hikayesi… Baba kampı, amacı bir tank kazanmak olan bir oyun olarak anlatır çocuğuna. Bilhassa Almanca sahnesi müthiştir. Gestaponun kamp kurallarını tercüme için öne atılır ve söylenenleri oğluna oyunun kuralları şeklinde anlatır. Kimse ‘anne’ diye ağlamayacak, acıktım demeyecek ve lolipop istemeyecek. Bunları yapan puan kaybedecek.

CHP’yi o babaya benzettiğimi söylediğimde, “o güzel bir adamdı” itirazıyla karşılaştım. Elbette CHP’yi o kadar naif ve iyi niyetli bulmuyorum. Ama nihayetinde demokrasi oyununun hâlâ devam ettiğini anlatmıyorlar mı? Haklı taleplerimizde ısrarcı olmayalım diye iknaya çalışmıyorlar mı? Sergiledikleri tavırlarla o baba kadar trajikomik durumlara düşmüyorlar mı? Alın size bir örnek; milletvekili Aytun Çıray.

chp spot hayat güzeldir

Ekonomik boykot başlatacağını ilan etti. Mecburi olanlar dışında harcama yapmayarak ve bu kapsamda sadece Sözcü gazetesi alarak AKP’nin seçim hilelerini boşa çıkaracakmış! Ekonomi yönetimi panik halinde bu büyük tehditle nasıl başa çıkacağını araştırıyor mu? Bilmiyoruz. Fakat sosyal medyada epey eğlence konusu oldu, CHP’li vekilin boykot olmayan boykotu. Bir gün önce ise müdafaa-i hukuk için kolları sıvamıştı sayın vekil. Bütün Yargıtay ve Danıştay üyelerinin 15 Temmuz’dan sonra tamamen yenilendiğini bilmiyor olabilir mi? Anayasa Mahkemesi üyelerinin tutuklanan iki üyenin ardından nefes almaya korktuğunun farkında da değil. Hangi zeminde bu mücadeleyi yapacak merak ettim doğrusu.

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ondan aşağı kalmıyor. Oylama gecesi basın toplantısından soru almadan kaçarcasına çıkması unutulmaz bir kareydi. Yolsuzluk yaptığı öne sürülen iktidar sahipleri bile o kadar paniklemedi. Herhalde sorularla uygulamakta zorlanacağı sözler vereceğinden korktu. Meclis’ten çekilmeye şiddetle karşı, pazarlık unsuru olarak dahi gündeme gelmesinden ürküyor. Nihayet çekilmeyi hangi şartlarda konuşabileceklerini açıkladı. Uyum düzenlemeleri Meclis’te değil kanun hükmünde kararnameyle yapılırsa çekilmeyi tartışabileceklermiş! Sanki çalışan etkin bir parlamento varmış gibi… Adamlar anayasayı açıkça çiğneyerek anayasa yaptı engel olamadınız. Uyum yasaları, AKP’nin paf takımıyla kazanacağı bir maç; Meclis’te ne olmasını umuyor Kemal Bey anlamadım. Tam tersine uyum düzenlemelerini KHK ile yapsalar, sürece yakışan bir final olur. Anayasa oylamaları sırasında müzakerelerde söz hakkını kullanın ama oylamalara katılmayın, meşruiyet krizini oradan başlatın diye yazmıştım. Düşünsenize evet 331, hayır sıfır! Saddam Hüseyin oylamaları gibi… düşünemediler, yapamadılar…

Kılıçdaroğlu, oyuna devam etmemiz gerektiğini söylüyor ısrarla. Şaibeli başkanlık referandumundan sonra yükselen toplumsal muhalefete liderlik yapması gerekirken yine minder dışına kaçıyor. Sanki ülkede hukuk varmış onu uygulayacak kurumlar ayaktaymış gibi ‘hukuk mücadelesi’ nutukları dinliyoruz. Hukukun çıkmaz sokak haline geldiği anlarda siyaset devreye girer. Siyasi enstrümanlar da en az yargısal yollar kadar meşrudur. Parlamentodan çekilmek, anayasanın verdiği gösteri ve yürüyüş hakkını kullanmak benzeri alternatifleri daha başlamadan kadük bırakıyor CHP bürokrasisi.

chp spot 1

AKP’DE İÇ HESAPLAŞMA KAÇINILMAZ

AKP’deki menfaat bölünmesi ve çıkar çatışması muhalefetsiz ortamda tek umut haline geliyor. Cem Küçük’ün Mavi Marmara katılımcılarına ve radikal İslamcılara manyak demesi, miadlarının dolduğunu ima etmesi çarşıyı karıştırdı. Bu beklenen yangın, Küçük sadece bir kıvılcım. Organik İslamcılar ile paralı askerler uzun süredir birbirine diş gösteriyor. İki tarafta karşıdakini Erdoğan’a yeterince sadık olmamak ve daha büyük başarıları engellemekle suçluyor. Henüz Küçük konuşmadan Star yazarı Sibel Eraslan’ın şu ifadeleri yaklaşan kıyametin habercisiydi.

“(…) yeni dönemde olmaması gerekenler:

chp spot 2Mesela son iki günde ortaya atılan eyalet sistemi laflarını çıkartanlar, sağda solda hızını alamayıp eski Türkiye’yi yıkıyoruz, devrim yapıyoruz diye caka satarken özellikle kadın seçmenleri korkutan şovmenler, her lafına idam, kodes, vatan hıyanetiyle başlayan troller ve maalesef kibirden taş keseceğini düşündüğüm vekiller, kapıları rugan pabuçlarının uçlarıyla tekmeleyen bürokratlar, fotoğrafa girebilmek için birbirine dirsek atan örtülü mebuslar, sürekli insan azarlayan devlet destekli STK’lar, kültür ve sanattan bir türlü ellerini çekmeyen ihaleciler, çantacılar, her yanı zebellah gibi gökdelenlerle kuşatan müteahhitler, demokratik bir rejimin demokratik imkanlarıyla kurulmuş bir partiyi asrı saadetin devamı olarak sunabilen anakronik şaşkınlar, televizyon kanallarını parsellemiş ve toplumsal hiçbir inandırıcılığı da karşılığı da olmayan uğursuzlar, birbirini sevmeyen ve birbirine güvenmeyen teşkilatlar, dava arkadaşlığı denen ruhu hayatta tatmamış olanlar…

Bu üzücü liste daha çok uzar… İşin garibi bunlar Alman veya Hollandalı da değil. Bunlar AK Parti’ye yapışmış mantarlar…”

Sibel Hanım kendini garantiye almak için söze Erdoğan güzellemesiyle giriyor. Ama bu saydıklarından hangisi Erdoğan’a rağmen etkin konumda? Müteahhitler kralı Mehmet Cengiz, Abdullah Gül’e mi yakın? Cem Küçük ya da Barlasgiller familyasını her gün bir kanala Bülent Arınç mı çıkartıyor? Ya çantacılar, ihaleciler…

‘Allah’ın lütfu’ 15 Temmuz kontrollü darbesi Erdoğan’a önüne geleni FETÖ’cü deyip tutuklatma imkanı verdiği için herkes korkuyor. Fakat referandumda YSK desteği ile alınan yüzde 51 bazılarına cesaret verecek. Zaten korkunun ecele faydası yok, çarpışırlarsa belki kazanabilirler.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin