Cemaat davalarını ‘rant’a çeviren Erdoğan yargısı

YORUM | RAMAZAN FARUK GÜZEL

Kamuoyunda, özellikle işadamları için “Fetö borsası kurulduğu, şüpheliler hakkında para karşılığı takipsizlik kararı verildiği ve yine para karşılığı itirafçılarla serbest bırakıldıkları” iddiaları gündemden düşmezken, piyasaya yeni çıkan “Metastaz” isimli kitaptan sonra bu konu tekrar tartışılır oldu.

Yakın zamanda eski AKP milletvekili ve ETÖ kitapları yazarı Şamil Tayyar da benzer iddialarda bulunmuştu. Bu iddialar ve tartışmalar üzerine de dönemin Başbakanı Binali Yıldırım, “Kuşku varsa yargıya intikal ettirilmeli. Hassasiyet gösterilen bu konuda daha dikkatli olunmalı. En ufak bir iddiayı es geçmemiz söz konusu değil” açıklaması yapmak zorunda kalmıştı.

Ve şimdilerde Fettah Tamince’nin de aralarında olduğu kritik dosyalara bakan 2 savcı “Fetö borsası” rüşvet iddiasıyla görevden alındı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu’nda görevli Cumhuriyet Savcısı Lütfi Karabacak ve yaklaşık bir ay önce Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu’ndan, Faili Meçhul Suçlar Bürosu’na gönderilen Cumhuriyet Savcısı İsmet Bozkurt açığa alındı. Açığa alınan savcıların tahkikat aşamasını yürüttükleri Cemaat dosyalarında para karşılığında şüpheliler hakkında takipsizlik kararı verdikleri iddiası var…

Savcıların, polisin takibe aldığı Cemaat üyeleri konuşmalarının dinlemeye takıldığı, haklarında bir avukatın şikâyette bulunduğu ve takipsizlik kararı için “para pazarlığı yapıldığı”,  İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın konuyla ilgili soruşturma başlattığı, savcıların HSK 2. Dairesi tarafından açığa alındığı kaydediliyor.

KRİTİK DAVALARA BÖYLE ADAMLAR!

Açığa alınan Cumhuriyet Savcısı İsmet Bozkurt’un yürütmüş olduğu soruşturmalar:

– Barış Akademisyenleri,

– Zaman Gazetesi’ne el konulması ve ardından iddianame hazırlaması,

– Suudi Arabistan Konsolosluğu’nda öldürülen gazeteci Cemal Kaşıkçı soruşturmaları,

– Rixos otellerinin sahibi olan ve Gülen Cemaati ile ilişkilendirilen işadamı Fettah Tamince hakkında soruşturma. (Bunun sonucunda savcı Bozkurt  “kovuşturmaya yer yoktur” kararı vermişti.)

– Bozkurt, GENPA İcra Kurulu Başkanı Fatih Erdem hakkında da, “Fetö’ye olmak” suçundan iddianame hazırlamıştı. Bu iddianamenin basında yer almasından sonra da Bozkurt, Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu’ndaki görevinden alınarak Faili Meçhul Suçlar Bürosu’nda görevlendirilmişti.

Açığa alınan diğer isim olan Lütfi Karabacak hakkında ise şu detaylar var:

– 2005 yılında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından hakkında bir soruşturma yürütülmüş ve HSYK tarafından Karabacak’a yer değiştirme cezası verilmiş.

– İstanbul’da göreve başlayan Karabacak, “MİT TIR’ları Davası”nda -duruşmaya iki gün kala değişen İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin ikinci heyetinde- duruşma savcısı olarak görev yapmış.

– Cumhuriyet Savcısı Lütfi Karabacak, Cemaat davaları kapsamında yargılanan eski savcı Turhan Turunç’un, pişmanlık göstererek samimi beyanlarda bulunduğu ve örgütün yapısının çözülmesine katkı sağladığı gerekçesiyle etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmasını istemişti.

Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu tarafından kaleme alınan “Metastaz” kitabında da buna benzer hadiseler aktarılmakta.. Kitapta; para karşılığı, Cemaat davaları ‘sanıklarını’ bıraktığı ileri sürülen ve hakkında Menzil tarikatına yakın olduğu iddiaları bulunan eski Anadolu Adliyesi 5. Sulh Ceza Hâkimi Hasan Akdemir hakkında da detaylar var.

Akdemir’in, Azim Gayrimenkul A.Ş.’ye atanan kayyım kararını yedi tane daire karşılığı, rüşvetle kaldırdığı iddia ediliyor.

Akdemir’in ayrıca, Cemaat davaları kapsamında tutuklanan ve daha sonra serbest bırakılan AKFA Holding’in yöneticisi Cahit Paksoy’u usulsüz şekilde tahliye ettiği, daha sonra işadamı Fikret İnan’dan rüşvet aldığı ve tekrar almak için zorladığı iddiasıyla suçüstü yakalanması üzerine tutuklandığı haberlere konu olmuştu.

ÇETELERE, DOLANDIRICILARA GÜN DOĞDU

Cemaat davaları ile sadece rüşvetçi bazı yargı mensuplarına değil, her türden dolandırıcıya ve çeteye de fırsat oldu! Suriye’den yenilerde gelmiş bazı dolandırıcıların bile bu rantın farkına vardığı ve insanları “Senin Fetö dosyan varmış, bize şu kadar para verirsen senin dosyanı hallederiz” dedikleri gazete haberlerinden malumunuz. (Bu tipler, kendilerine polis, savcı süsü verenlerdi. Bir de resmi olarak bu görevde olup da aynı işi yapanlar var. Çünkü yeni Türkiye kadrolarında bunlara yer var artık.)

Bu sahada organize çalışan çeteler de var. Nitekim Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca, “Cemaat şüphelilerinin lehine karar vermeleri için hakim ve savcılar üzerinde baskı kurduğu ve bunun karşılığında sanıklardan rüşvet aldığı iddia edilen suç örgütüne” yönelik yürütülen soruşturma kapsamında Temmuz ayında Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından yapılan operasyonlarda 9 kişi gözaltına alınmıştı.

Gözaltına alınanlar görülen duruşmalarda peyderpey serbest bırakılırken, son duruşmada da örgüt lideri olduğu iddia edilen E.E.Ç. tahliye edilmiş, gelen tepkiler sonrası savcılığın itirazı üzerine çete lideri tekrar gözaltına alınmıştı.

Dolandırılan insan sayısı çok fazla! Dolandırılanlar arasında eski ETÖ davası sanıklarından tanınmış bir paşa da var. ‘Fetö operasyonu’ diye Hurşit Tolon’u dolandıranlar yakalanmış ve şüphelileri hakkında 10’ar yıla kadar hapis talep edilmişti.

“FETÖ BORSASI” NEDEN GÜNDEM?

Ara ara böyle haberlerin gündeme getirilmesinde acaba ne gibi maksatlar var? Şunlar mı:

– “Her ne sebeple olursa olsun rüşvet almak, dolandırmak suçtur kardeşim, niye yapıyorsunuz?”

– “Elin garibanları zaten mesnetsiz davalarla mağdur ediliyor, bir de siz niye o adamların kollarını büküyor ve menfaat temin ediyorsunuz? Günahtır, hem de etik değildir.”

Böyle istisnai düşünenler vardır ama asıl tepki başka:

1- Cemaat’i bitirme maksadıyla başlatılmış olan bu soruşturmaların zaafa uğratılmasına, savsaklanmasına tepki, hizaya getirme: Nitekim 2011 yılındaki “Dolmabahçe Mutabakatı”nda Avrasyacılar tarafından siyasi iktidardan “Cemaati her yönden bitirme” sözü alınmıştı ve bu yapı, verilmiş olan vazifede tavizler verilmesini istemiyorlar.

2- Rantın kontrolsüz ve habersiz paylaşımına itiraz: Yıllar yılıdır devlette süregiden rüşvet ve yolsuzluk çarklarını bilirsiniz. Rüşvet, silsileli olarak alınıp en üstten en aşağıya kadar herkesin makamı oranında payını verdikten sonra sıkıntı yoktur, siz de rahat rahat kendinize düşen payı alabilirsiniz. Ama arada uyanıklık yapıp tek başınıza almaya kalktığınızda, işte orada başınızı koparırlar.

Nitekim 17/25 Aralık soruşturmalarında Bakan Erdoğan Bayraktar, herşeyi dönemin başbakanının bilgisi ve onayı dahilinde yaptığını söylemiş, NTV’nin canlı yayınına katılan Erdoğan Bayraktar yayında ‘Soruşturma dosyasında var olan ve onaylanan imar planlarının büyük bir bölümü Sayın Başbakan‘ın talimatıyla yapıldı. Başbakan’ın istifa etmesi gerekir’ demiştir. (Biraz daha konuşunca da çocuğunun başına gelebilecekler hatırlatılmış ve sesi kesilmişti.)

Bu sistem halen de aynen böyle devam etmektedir.

YARGININ BU İŞLER İÇİN BAŞTAN DİZAYNI

Aslında ülkede yeni bir rejim kuruluyordu; Kimilerinin GOP (Genişletilmiş Ortadoğu Projesi), kimilerinin de BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) dedikleri bir plan çerçevesinde… Bu doğrultuda da 2000’li yılların başından itibaren Türkiye merkezli bir operasyon adım adım yürüyor. “Cesaret Madalyalı” bir siyasinin temsilinde yürüyen bu projede Gülen Cemaati gibi müstakil hareket eden gruplara, ya da aydınlara, bölgesel denkleme uygun hareket etmeyen Kürtlere yer yok.

Bu yeni rejimin safhalarına kısa bir göz atacak olursak:

Daha AKP’nin iktidara gelmesinin üzerinden 2 yıl geçmeden 2004 yılındaki MGK Kararı ile Gülen Cemaati’nin tamamen ortadan kaldırılması kararlaştırılmıştı. Düşük dozda giden bu plan, sadece fişlemeler bazında yol alıyordu. Bahsettiğimiz 2011 yılındaki “Dolmabahçe Mutabakatı”ndan sonra ise bu bitirme planı daha sistematik ve görünür hal almıştı. 17 ve 25 Aralık 2013 tarihlerinde patlak veren “Asrın Yolsuzluk Soruşturmaları”ndan sonra ise bitirme planı tam sürüm yürürlüğe kondu. Zira gizli saklı yapacak bir durum kalmamış, kılıçları açıktan çekmişlerdi artık…

İşe önce Emniyet’ten başladılar ve kritik görevlerdeki ne kadar uzman polis varsa hepsini önce sürdüler, sonra ya emekli ettiler ya da ihraç ettiler. Onların yerlerine de kendi işlerine gelecek, özellikle de haklarında dosyalar olan kimseleri getirdiler.

2014 yılındaki HSYK seçimlerinden sonra da yargıyı tamamen kontrollerine aldılar ve hemen akabinde gözlerine kestirdikleri yargı mensuplarını sürmeye ve hatta ihraç etmeye başladılar. En son olarak da “15 Temmuz Darbe Kumpası” ile de önceden fişlenmiş ne kadar hakim-savcı varsa bir çırpıda attılar. Adliye teşkilatının neredeyse 3’de 1’inden fazlasını (5 bine yakın yargı mensubunu) böyle sorgusuzca ihraç etmeleri geride kalanlara da büyük bir gözdağı olmuştu. O günden beridir de yargı bir mafya mantığı ile işletilmeye çalışılmakta…

2014 yılından itibaren özellikle zaafları, dosyaları olan hakim savcılara şu teklifle gelindi:

“Büyük bir operasyonlar sürecine başlıyoruz. Bize sadık adamlar lazım. Eğer bizimle bu operasyonlara varsan seni önemli, merkez yerlere alacağız. Ayrıca hakkındaki dosyalarını da bir şekilde kapatacağız. Şimdi; var mısın, yok musun?”

Buna “varım” diyenleri de ilgili yerlere alıp hazırlıklara başladılar.

Bunun da canlı şahidiyim. Bir soruşturmaya takılan ve Doğu’ya sürülen bir hakime bizzat gelip böyle bir teklifte bulunmuşlardı. Bu teklifi kabul etmiş olan o hakim, samimi bir ortamda: “Ne yapayım işte, çoluk çocuk var. Onların yanına dönmek için kabul ettim. Bakalım neler yapacağız?” demişti. Ve hakikaten de kısa bir zaman içerisinde de dediği o büyük şehre tayini çıkmıştı.

(Yine aynı kapsamda önceden fişledikleri yargı mensuplarını itirafçılık vb yaptırarak devşirmeye de çalıştılar. İşbirliği yapanlarla da yollarına devam ettiler. Bu tür elemanlar önemliydi zira onların yalancı şahitlikleri ile zayıf dosyalarını güçlendirmiş oluyorlardı. Ayrıca “içeriden” birisinin varlığı onları daha operasyonel yapıyordu.)

Düğmeye basılıp da “Cemaate operasyonlar ve davalar” başladığında bu önceden görevlendirilmiş kimselerin nasıl da canhıraş çalıştıklarını görmüşsünüzdür! Üç yargı mensubu üzerinden Türk yargısı başlıklı yazımızda konunun detaylarına yer vermeye çalışmıştık. Bu “Fetö operasyonları”nda çalışanların nasıl da ödüllendirildiğini, Yargıtay’a üye yapıldığını, bu kumpasla işbirliği yapmayanların ise nasıl da süründürüldüğünü üç yargı mensubu örneğinde özetlemiştik, isteyen oraya bakabilir…

RANT KILCALLARA KADAR!

Gördüğünüz gibi şu an “Fetö rantı”ndan herkes bir şekilde payını alıyor; en başta da bu işin maşalığını yapan yargı ayağındakiler!

Şu son 3-4 yılda bu “Rant” ile ilgili öyle büyük bir “Fetö Borsası” ağı kuruldu ki, bu ağ ülkenin en tepesinden başlıyor, AKP’nin il, ilçe yönetimlerinden muhtarlıklarına kadar iniyor! Şimdilerdeki muhtar adayları bile, “kendilerine oy verilmesi halinde af konusunda, dosyalar hususunda yardımcı olabilecekleri” sözünü verebiliyorlar.

Malına göz dikilmiş bir kimseye, bir işadamına “Cemaatçi” diye yaftalanması kafi. Örneklerini duyuyoruz; “Oğlun Hizmet’in okullarına gitmiş, sen onların bir programına katılmışsın vs” deyip o kişinin kapısına dayanabiliyorlar.

Eğer büyük bir işadamı ise o konuda milletvekili, daha büyükse  bakan, çok daha büyük bir işadamı ise devreye bizzat Erdoğan giriyor.

Herkesin çetelesini ve dosyasını çıkarmışlar. Haklarında soruşturma olan kişinin ilk yaptığı iş, nazının geçtiği bir AKP teşkilatına başvurmak. Orada dosyalar açılıyor, hesaplar kesiliyor. Duruma göre yüksek miktarda nakit alınıyor, ya da şirketindeki hisselerin, gayrimenkullerin vs yarısına ortak olunuyor. Eğer o işadamı, yiyebileceğinden daha büyük ise, bu konuda şerh varsa da bir üste havale ediliyor. (Somut isimler veremiyorum zira halen yargılamaları devam ediyor, dolayısıyla da daha fazla mağdur olmalarını istemiyorum.)

Bulunduğum ülkede böyle bir işadamı ile konuşma imkanım oldu. Bir bakanın bu konuda nasıl devreye girdiğini, dönemin Başbakanının talebini ilettiğini, razı olmayınca nasıl bütün varlığına çöktüklerini, en son canını zor kurtarıp mülteci olarak buralara sığındığını ve şimdilerde pizzacılarda bulaşıkçılık yaptığını anlatmıştı! Buna benzer başka örnekler de duydum, gördüm.

Bu konularla ilgili olarak Binali Yıldırım ve oğlunun malvarlıkları, sahip oldukları konusunda da konuşmak gerek… Ahmet Davutoğlu’nun bu mala çökme, rüşvet çarkı konusunda yavaştan aldırmasından dolayı nasıl görevden alındığını ve yerine Binali’nin nasıl kayyum atandığını ve sonrasını iyi irdelemek gerekir. (Belki sonraki yazılarda…)

Belki ayrı bir yazıda “muhalif kimselerin malına el konulabileceği, çökülebileceği, hatta bu kimselerin katledilebileceği” yönünde fetvalar veren Hayrettin Karamanlara, Ahmet Akgündüzlere de değinmek gerek. Zira o alan da ayrı bir rant kapısı.

BU BORSADA HERKES YOLUNU BULUYOR

Evet ortada devasa bir Borsa var, bunun başında da Reis var. O çarka dahil olan herkes payını alıyor; legal yollu, ya da illegal olarak.

Legal olarak: Bu çarkın yürümesine yardımcı olduğu için önemli makam ve mevkilere getiriliyor, resmi para transferleri gerçekleştiriliyor.

İllegal olarak da: Malına el konulan kimsenin mal varlığından ganimet olarak pay veriliyor. Bu paylar da genelde bir yakının üstüne devretmek şeklinde gerçekleştiriliyor.

Bu düzenekten o kadar çok faydalanan kimse var ki! Mesela, gazeteci Adem Yavuz’un da gündeme getirdiği para karşılığı yalancı şahitlik borsası gibi… Havuz’un günlerce, haftalarca manşet yaptığı ‘mahrem imam’ Hüseyin Sarıçiçek yüzlerce insanı tutuklatmış, karşılığını da almıştı. Sonra da bu şahıs dolandırıcılıktan tutuklanmıştı.

Tapudaki memur, herhangi bir kayıt işlemindeki polis memuru dahi bu ranttan bir şekilde yolunu bulabiliyor. Bu, uzun süredir devam etmekte olmasına rağmen mağdurlar ses çıkaramıyordu. Zira canını ya da malının bir kısmını kurtarabilmek için o kadarına razı olmuş, başka kimselerin de bu imkanına mani olmamak için insanlar susmayı tercih etmişti. Bir de kimi kime şekva edeceksin ki?!

Gerçi bu topraklar bu tür gasplara yabancı değil. 1915 tehcirinde Ermenilerin geride bıraktıklarına, 1955’de 6-7 Eylül olaylarında azınlıklara (özellikle de Rum asıllılara) yapılanlar, 1943’lerdeki Varlık Vergisi ile mallarına kanunen çökülenler… Dersim’de yaşananlar, Doğu’da Kürtlere yaşatılanlar… Daha hafızalar taze!

Tarih tekerrür ediyor.

Ve de yaşananlar, tıpkı bu zorbaların örnek aldığı Hitler dönemindeki gibi. O döneme ait filimlere, kitaplara bakınız; birebir aynısı yaşanıyor. Bundan sonra nelerin olacağını anlamak açısından yakın tarih okumaları önemli. Hitler faşizminin bulaştığı Polonya, Macaristan, Hollanda’da bile benzer borsalar kurulmuş, insanların mallarına el konulmuş, insanlar en temel haklarını alabilmek için korkunç miktarda rüşvetler ödemeye mecbur kılınmışlar.

45’li yılların Hitler Nasyonel Sosyalizm Faşizminden 74 yıl sonra İslamofaşistler ile Avrasyacı Faşistlerin ortaklığında benzer alçaklıklar yaşanıyor. Bu ortamda insanı hayata bağlayan en güçlü güdü; Hitler’in SS’lerinin kaçtıkları her yerde bulunup yakalanması, yargılanıp cezalandırılması gibi, bu dönemin faşistlerinin de bir gün cezasını bulacağı umudunu taşımak ve onların cezasını çekmesini izleme beklentisi. Kaderin hükmünü bilemeyiz, belki Kaderi İlahi onların yargılanmasında ihraç edilmiş yargı mensuplarını istihdam etmiştir. Evet, kim bilir!

Ama millet olarak içimizdeki bu yağmacılıkla yüzleştikten, arındıktan sonra ancak yeni bir sayfa açılacaktır. Tabii ki haklarına girdiklerimizden, herkesten özür diledikten, helalleştikten sonra.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin