AnaSayfa»Konuk Yazarlar»Çaya davet var, gitmesek olmaz!

Çaya davet var, gitmesek olmaz!

Pinterest Google+

Yorum | Kadir Coşkun

Alparslan Kuytul Hoca’yı yakinen tanımam. Saray’ın gazabına uğrayıp, nihai durağı hapishane olanlardan. Türkiye’de yaşanan zulme karşı, ayak direyen, şahsiyet ortaya koyan ve kendisine vaad edilen dünyevi tekliflere yüz çevirenlerden olduğu anlaşılıyor. Öyle olmasaydı, şu an için Saray Korosuna girip, yüksek sesle “Padişahım çok yaşa!” tempo tutardı. Hüsn-i zannı çok idareli kullandığımız şu dönemde, insan avının hedefi haline gelen Kuytul Hoca için cömert davranabiliriz.

Kuytul’un sevenleri, geçtiğimiz haftalarda kulağa hoş gelen bir direnme tarzı teklif ettiler; “Haksızlıkları çay ve kahve içerek protesto!”. Çay ve kahve tiryakileri için bundan daha güzel davet ve fırsat olabilir mi? Sonra, böyle samimi ve gıl u gış’tan uzak davetlere icabet, mümin nezaketinden sayılır. Müslüman camianın şimdiye kadar akıl edebildiği, uygulamaya koyduğu, kırmadan, dökmeden, slogan atmadan, İran ve benzeri, müslüman görünümlü ülkelerin tesiri altında kalmadan yapabilecekleri ve gelecek vaad eden bir direniş tarzı bu. Nezaket ve incelik çerçevesinde hem müslümanca hem de modern, demokratik ve serapa sivil bir direniş. “Yerli malı kullanalım!” saçmalığı kadar banal ve demode de değil.

Herkesin merak ve ilgisi doğrultusunda takip ettiği yıllık ürün rekolteleri tablosunda gözünü o yılın çay rekoltelerine diken tiryakilerin Alparslan Kuytul için başlatılan demokratik protestoya yakın alakaları garip bulunmamalı. Ortalığa zarar vermeden, dost, ahbab, mürid, takipçi ve bizim gibi tiryakilik çerçevesi içindeki protestolar gelecek vadediyor, bilesiniz. “Çay Meclisi!” deyip hafife almayın. ABD’de demokratik bir refleks olarak ortaya çıkan bir oluşum bile var; Tea Party. Detaylarını Google’den araştırmanız gerekiyor.

Bandajlı Lejyonerlere Aldanmayın!

Bu satırların yazarı, alınlarına bandaj takıp, üzerine kelime-i şehadet’i yazan ürkütücü, terörist görünümlü ve müslümanları dünyaya rezil eden tiplerden oldu olası rahatsızlık duyar. Geçtiğimiz son on yıllar bu tür ithal-terörist tiplerin geriye bıraktığı kötü hatıralarla dolu. Bu ithal ve her yerinde terörist insiyaklar barındıran hareketler, İslam ve müslümanlara ait kirletmedik müessese, yıpratmadık ıstılah ve kavram bırakmadılar. Gül gibi “Şehadet, şehidlik, Allah yolunda yollara revan olma!” gibi mübarek kavramların düşürüldüğü hale bir bakın.

Muhafazakarlık ve modernizm arasında sıkışan bazı iyi niyetli insanlar bile, geçtiğimiz on yılların yorgunluğunu, farkında olmadan Kur’an-ı Kerim’in hususi manalar yüklediği kavram ve müesselerden rüşvet vererek savuşturmaya çalışıyorlar. Halbuki, asıl mesele, dini mukaddesleri harcamaktansa, müslüman-despot idarelerin ürettiği gözü dönmüş partizanların zihniyet köklerini kurutma ihtiyacında düğümleniyor. Şu an devlet malı ile semiren parti ideoloğu, militan ve ithal teröristlerin, müslüman ülkelerde insan avına çıkmış yabancı lejyoner ve maceraperestlerden hiç farkları yok. Şakaklarına bağladıkları bandajlarda kelime-i şehadet yazılı olması yaptıkları melanetleri meşrulaştırmıyor. Terörist başka, devrim muhafızı olmak başka. Şehid ve şehadet bambaşka. Pireye kızıp yorgan yakmaya gerek yok. Allah yolunda şehadet’in, milliyet, ırk, parti  ve taraftarlık barındıran cahili tutkulardan çok farklı olduğunu bilmem hatırlatmaya gerek var mı?

Bizim siyasilerin, iktidar periyotlarında nükseden garip hastalıkları var. Aldıkları oyların, işledikleri bütün cürmleri örtebilecek güce ulaştığını zannetmeleri nihai yanılgılarından. Yıllar önce insaflı bir siyasetçi “Bu millet, devlet malı ile hovardalık yapılmasına müsade etmez!” demişti. Bilmem kaç dönemdir, milletin gözünün içine bakarak Lale Devri yaşayan Saray Camiası işi biraz fazla abartmıyor mu? Başkan’ın son bir kaç yıldır Dolar için yüz suyu dökmesine partili taraftarlardan bile cevab-ı sevab çıkmadı. Millet de bıkmış olmasın? İçin için herkes, “Yahu biz bu Saray Beslemeleri’ne daha ne kadar bakacağız?” demeye başladı bile. Aynı mümin duyarlılığının, Dolar bozdurmayı, farz-ı ayn kategorisine sokan bir başka Saray Şarlatanına da feraset ve irfan ile karşılık vereceğini ümid ediyoruz.

Despot rejimlerin baskılarına karşı demokratik talep ve ısrarların ne netice vereceğini önceden kestirmek mümkün değil. Önemli olan zamanında bu refleksleri verebilecek zihin yapısını oluşturmak. Dolar’ın piyasayası kasıp kavurduğu bir ortamda, döviz bozduruyor numarası yapan aktör takımının milliyetçilik riyakarlıkları demokratik bir tavır değil. İflas eden devlet işleyişini hamasi çeşnilerle kurtarma şansınız yok. “Dolar bozdurana, ekmek bedava!” gülünçlükleri bu yüzden işe yaramıyor. Hatta Dolar’a kızıp, kahvedeki çay fiyatlarını yarıya indirenler, çay içmek için bahane arayan züğürt tiryakileri dahi ikna etmedi. Elinde dolar bulunduranlar bir hafta sonraki yükselişten sonra bir kaç yıllık ekmek ve çay paralarını çıkarıyorlar. Alemin akıllısı bir siz misiniz, divaneler.

Geçtiğimiz haftalarda meczup Adnan Hoca’nın mal varlıklarına çöken haramilerin ne denli zavallı olduklarına da dikkat çekmiştik. Hazret’in müntesipleri, yetiştikleri muhit itibariyle, köy kahvesi, mahalle kıraathanesi (Aynı hizmeti veriyorlar ama, şehre inince kahve, kıraathaneye terfi ediyor!) çay ocağı, sabahçı kahvehaneleri gibi Türk Milleti ile et-tırnak ahengi oluşturan sosyal gerçekliği sadece ucuz köy romanlarında okumuşlardır. Nedense, o ısmarlama romanlarda, Anadolu İnsanı’nın ne derece geri kaldığı, dini tercihleri ile harmanlanarak verilir. Adnan Hoca’nın etrafını alan muhibban kesimi de köy dindarlığından “Hem dindarız, hem moderniz, hem de hayattan kam alıyoruz, ayol!” bahanesiyle kurtuluyorlar (!). Eğer onlar  da, Türk toplum yapısı ile doku uyumu sağlamış, makul bir direniş sahiline yanaşmış olsalardı, en az Alparslan Kuytul Hoca kadar sempati toplayabilirlerdi. Ala mer’en ve mesmein’n-Nas, herkesin gözü önünde işledikleri gayr-ı ahlaki cürmlerin hesabı bizi ilgilendirmiyor.

Protesto, hem demokratik hem “Teklif-i Yutak” olmalı!

Kuytul Hoca için yapılacak protesto, menfi tarafından yapılıp-İslami camia daha çok öylesini tercih eder. Zira menfiliğin, mazoşist eğilimleri tatmin eden bir tarafı vardır. Daha kahramanca olduğu vehmedilir- “Çay içmeyi protesto edelim!” şeklinde olması da mümkün idi. İşe, tiryakilerin de nefes alabileceği bir atmosfer ile başlamak bu açıdan oldukça isabetli olmuş. Eskilerin ifadesiyle Terkü’l adat, mine’l-mühlikat, alışkanlıkları terketmek, (helakete götüren) neşeleri kaçıran teşebbüslerdendir.

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu, hapishanede, arkadaşlarının bir tavrını, bir kaç yıl-beş yıl- çay içmeyi terk ederek protesto etmiş. Hazret hayatta olsa ve şimdi onun mirası üzerinden siyaset yapan silik ve karakter problemli insanları görseydi, kimbilir ne kadar hicran yaşardı. Merhum’un adına konuşmuş olmayalım ama, yalnızlık ve kederin masum bir itiyadı olan çay’ı terk etmektense Kuytul Hoca sempatizanlarının içten davetlerine icabeti daha makul bulabilirdi.

Türkiye’de yaşanan siyasi kaosun insanlara pompaladığı “Herkesin yaptığını yapıyor!” olma güvencesi dini açıdan da mahzurlu. Maişet ve can derdiyle dinin hassasiyetlerini Dolar karşılığında bozduran, maaşlı din adamları da buna dahil. Ne Saray Eşrafı ne iç ve dış avluyu dolduran Saray Korosu, mukadder akibetten kendilerini kurtaramayacaklar.

Dolar’ın ittiği akibetten mi bahsediyoruz? Yok canım, bizim bahsettiğimiz daha uzun vadeli; Hasan-ı Basri’nin: “Allah(cc) insanlarin, benzer günahı işlemedeki kalabalık ve çokluguna bakıpta aldanmayan kullarına merhamet edecek, onları koruyacak ve onlara özel muamele edecektir. Ey Ademoglu! Sen tek başına öleceksin! Tek başına kabre gireceksin ve tek başına dirileceksin. Sorgu sualin de tek başına olacak.” diye dikkat çektiği o, kaçışı olmayan akibetten…

Alparslan Kuytul Hoca özelinde, suçsuz yere zulme maruz kalan binlerce masum mümin için, çay protestosuna dahil olanlar hem halkayı geniş tutsunlar hem de suyun altını söndürmesinler. Bir de, iktidarın bedava dağıttığı “Kek ve pasta!” ulufelerinden mümkün olduğunca uzak kalmaya baksınlar. Masumane başlayan bu demokratik reflekse yapılacak en büyük kötülük, işin içine haram kek ve pasta sokmak olur. Zaten orta yaşın üzerinde olanlar, kilo yapmasın diye çaylarını şekersiz içiyorlar. Gasp ve hırsızlık karışmış “Kek ve Pasta” mı? Allah saklasın! Şekerden kaçarken, karbonhidrattan zehirlenmeyelim.

önceki yazı

Serinleyeyim derken yüz felci olmayın!

Sonraki yazı

Fenerbahçe’de sendromlar bitmez!

1 Yorum

  1. 16 Ağustos 2018 at 09:11 — Cevapla

    iki basit sorum olacak;
    1-eskiden olsa böyle bir hoca için mesela STV de haber yapıp biz de çay içelim der miydiniz ?

    2-Gelecekte eğer tekrar özgürlükçü bir ortam olursa diyecek misiniz ?

    Ben sadece fikri merak ediyorum, ortam falan onlar sadece kurgu şimdilik oralara takılmayın lütfen ; Herşeyi enine boyuna düşünerek tek kelimelik bir cevap olursa sevinirim.

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir