Bir prototip olarak Ebu Cehîl

Yorum | Naci Karadağ

Kur’an-ı Kerim Bakara sure-i celîlesinde insanlığın yeryüzüne iniş hikâyesini anlatırken iyi ile kötünün çatışmasını resmeder. Bir uçta Hz. Âdem Efendimiz, diğer uçta İblis vardır. Ve şöyle buyurur Cenab-ı Hak: “Biz de: ‘Haydi’, dedik, ‘birbirinize düşman olarak yeryüzüne inin! Siz orada belirli bir süre ikamet edip yararlanacaksınız.’” (KK:2-36)

İnsanlığın var olduğu günden beri değişen ne olursa olsun, madalyonun bu iki yüzü asla değişmez. Bu bağlamda incelendiğinden görülecektir ki, yeryüzü tarihi bir tür Âdem-İblis, yani iyilik-kötülük mücadele tarihidir. Teolog ya da dinler tarihçisi değilim, uzmanları bağışlasın ama genel bir tarih okuması yaptığımızda bu bahsini ettiğim hususun son derece net görüleceği aşikârdır. Nuh’un karşısında Hâm vardır, Davut ise Câlût ve tüm avenesiyle mücadele eder. Süleyman Efendimiz Sahr, İbrahim peygamber Nemrut’la yaman bir mücadele verir hayatı boyunca. Malum; Hz. Musa’nın payına Firavun düşer, İsa Nebi’ye Buhtunnasr ve Efendimiz’e ise Ebu Cehîl.

Burada ıskalanmaması gereken şey iyilikler kadar kötülüklerin de birer ‘prototip’ olduğunu idrak etmektir. Dolayısıyla Ebu Cehîl sadece İslam’ın doğuşunda yaşayan bir kötülük timsali değildir, kendinden önce ve sonrasında çıkmış, çıkacak tüm kötülüklere dair ipuçları ve ortak özellikler barındıran bir simge/sembol karakterdir. Gerçi pek çok tarihçi, bu kötücül karakterin Bedir’de öldürülmese muhtemelen Efendimiz’in o muhteşem merhamet yörüngesinin etki alanına gireceğini ve İslam’la müşerref olacağını yazar ama bu varsayım hakikati değiştirmez, tarih varsayımlar değil olaylar üzerine inşa edilir. Sosyoloji ise buradan damıtılır.

Bağlamından koparmadan tekrar vurgulamak gerekir ki, Ebu Cehîl ilk olmadığı gibi son da değildir. İblis ile başlayıp, Hâm ile devam eden arada, Firavun’a, Nemrut’a uğrayıp dönüşen bir tipolojinin 6. asırdaki karşılığıdır. Yine bağlam kopması yaşamadan aslında bu iyilik/kötülük, çarpışma/dengesini sadece peygamberlik ölçeğinde ele almak da yanılgı olacaktır. Raşit halifelerden büyük imamlara, âlimlerden pek çok pir-i mugan’a bu mücadele sürgit devam etmiştir. Kimi zaman birey, kimi zaman toplum, kimi zaman sistem olmuştur kötülüğün tipolojisi. Ebu Hanife, Şafii Hazretleri, Gazaliler, Buhariler İbn-i Hanbeller bundan muaf ve bu çerçeve dışında değildir.

Peki, bu kötülük prototipini analiz ettiğimizde karşımıza nasıl bir kişilik çıkar?

Bunun için Ebu Cehîl örneğine bakmak kifayet edecektir.

Ebu Cehîl, her kötü gibi gözünü en tepeye dikmiş en bariz özelliği ‘hırs’ olan bir tipolojidir. Etkileyici retoriği ile dönemin kitle iletişim araçlarını muazzam kullanarak kitleleri etki altına kolaylıkla alabilen biridir Ebu Cehîl. Varlıklıdır ama sahip oldukları ona asla yetmeyen, malına mal, makamına makam katmadığı her günü ziyan olarak gören biridir.

Yalan en güçlü aygıtlarından biridir.

Zorbalık bir başka özelliğidir.

Kendine çizdiği rotada önüne çıkan her engel onun için düşman ve haindir. Bu anlamda onun için daimi dostluk ve düşmanlık yoktur. Bir gün önce sarmaş dolaş olduğu kadim arkadaşlarını bir gün sonra ihanet eden birer hain olarak afişe etmekten çekinmez. Dünün düşmanı ise yarının dostu olabilir onun için.

İnsanların zaaflarını bulmak ve bunları kendi amacı istikametinde kullanmaktan asla geri durmaz. Bu meyanda Ebu Süfyan, durumun farkına ancak o öldükten yıllar sonra farkına varır. Öylesine bir etki metaforu oluşturmuştur ki, Ebu Süfyan’ın Ebu Cehîl’in oluşturduğu algı düzeneğini fark etmesi yıllar sürecektir.

Zamanlama onun için çok önemlidir. Şartların olgunlaşmasını bekleyen sabrı, onu muadili kötülerden ayrıştırır. Birçok aceleci kötü, Ebu Cehîl gibi yaşadığı çağın en büyük zalimi olamadan sabırsızlıklarından dolayı tarihten silinmiştir. O ise sabırla konjonktür olgunlaşmasını bekler. Kendi kişisel meselesini bir anda kabile meselesine çevirmekte de mahirdir. Suç ve suçlu üretmede de kimse onun eline su dökemez.

Sıkıştığı anda örf, adet, gelenek, etik, ahlak gibi kavramları bir kenara atıverir. Bir tür kanun tanımaz makamına yükseltir kendini ve bunu meşru gösterir türlü algı oyunlarıyla. Yaşanan her gelişme onun için bir yeni strateji ve fırsat anıdır. Her karakter onun için birer piyondan ibarettir ve istediğini elde edene kadar kullanmaktan çekinmez, işlevi bitince de tüm piyon ve diğer karakterleri aynı kutuya koyup, tarihin çöplüğüne atmaktan çekinmez.

Reşit Haylamaz 2009 yılında yazdığı kitabın (Bizim Firavun/Işık Yay) önsözünde Ebu Cehîl’i anlatırken şöyle yazar: “Başı sıkıştığında ‘rutin’ dışına çıkmak kadar doğal bir şey yoktur, işini ‘temiz’ yapanı sever; onun için arkada bırakılan her ‘iz’ en büyük sıkıntıdır. Ancak bazı durumlarda özellikle iz bırakır ve böylelikle hedef saptırır…”

Prototipimizin bir diğer özelliği ise şahane bir provokatör oluşudur. Kullanacağı kişi ya da kitleler mutlaka vardır ve ustalıkla kullanır. Sürekli hareketten ve bu hareketin oluşturduğu sert ortamdaki efelenmek/hakaretten beslenir. Bir algıyı başka bir algıyla bastıracak kadar işinde ustadır. Bir algının izini silmek için çaba harcamaz, başka bir algıyla üzerini örtüverir ve kalabalıkların kısa metrajlı hafızasını ustalıkla kullanır. Hedefi için meşru ya da legalite çok mühim değildir. Kuralları koymaktan hoşlanır, kurallara uymaktan değil.

Toplumların hafızası ne kadar zayıfsa kötülük prototiplerinin hafızası o kadar güçlüdür. Bu nedenle kinden beslenirler ve adeta bir din gibi kine sahiptirler. İntikam ve nefret iman derecesinde güçlüdür Ebu Cehîl karakterinde. Zayıf hafızasının güçlü hafıza karşısında hiç şansı yoktur elbette, bu nedenle dün söylediğini tam aksini rahatlıkla söylerken bunu utanç değil gurur gösterisi gibi sunabilir.

Hesap insanıdır ama tıpkı baş prototipi –İblis- gibi esas hesabı yapanı hesap dışı bıraktığı için genelde akıbeti hazin olur Ebu Cehîl ve karakterdaşlarının.

Hz. Adem/İblis çatışmasının bir şablon olarak ele aldığımızda bırakınız her çağı, her minimal coğrafyanın benzer bir hikayesi olduğunu görürüz. Mesele ise şudur; biz tipolojik olarak bu ikilemin hangi ucundayız?

Yine yüce kitabımızın buyurduğu gibi, bize nakledilen kıssalar hikâye anlatmak için değil, ders almak içinse, sadece dünün ya da bugünün değil, yarının prototiplerini de bu parametrelere bakarak tanımak mümkündür…

1 YORUM

  1. Allah adına yalan uydurandan daha zalim kimdir?

    Hazır bir dirhem lezzeti ilerideki batmanlarla lezzete tercih etme durumunu bütün şiddeti ile bütün toplum yaşıyor.

    Garib hemde çok garibtir ki, bu yazınız ve benzerleri ebu cehilleri çıldırtıyor. Adavetlerini artırıyor.
    Ortada şöyle bir durum var. Allahı memnun etmek için yada rızasını sözde kazanmak için,
    her yer yakılıyor,
    Herkes katledılıyor,
    Mallar, mülkler, aileler tarumar edılıyor,
    Bebekler,anneler doğum yapar yapmaz hapsediliyor,
    Ben ebu cehilim denilenlerle dostluklar yapılıyor……..
    Tüm bunlar Allah rızası için yapıldığı iddia ediliyor. Beş vakit namaz kılanlar bu duruma alkış tutuyor, yardım edıyorlar….
    Bu tip müslümanlarla Allah beni aynı cennete koymasın.
    Düşünebiliyormusunuz
    Düşünebiliyormusunuz
    Düşünebiliyormusunuz
    bütün bu yapılan rezaletlerden ALLAH haşa Razı oluyor diyorlar.

    Sayın Naci Karadağ
    Ebu Cehil dahi böyle demiyordu.
    Bu başka bir rezalet
    Kesin Başka bir şey.
    Ebu Cehilden çok öte bir şey. Çoooook çok öte…
    Başka kıssalardan araştırmak lazım. Dehşetin dehşeti bir durum yaşıyoruz.
    Kürtlere böyle zülüm yıllarca yapıldı, ama gene içimizdeki imansız kürtler yüzünden bize yapılıyor sandık.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin