Bir ifrat örneği olarak Vaka-i Hayriyye

YORUM | Dr. YÜKSEL NİZAMOĞLU

Osmanlı tarihinin ilginç olaylarından birisi de Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması sürecinde yaşanmıştır.

II.Mahmut 1826’da ocağa son verdiği gibi Yeniçeriliğin bütün izlerini sildi. Ocakla ilişkilendirilen Bektaşilik tarikatını da yasaklayarak tekkelerinin birçoğunu yıktırdı.

Devirlerindeki her şeyi başarılı gören vakanüvis geleneği bu olayı “Vaka-i Hayriyye” (hayırlı olay) olarak adlandırdı. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasının Osmanlı tarihinde İstanbul’un fethinden sonraki en önemli hadise olduğu bile iddia edildi.

YENİÇERİ OCAĞI

Yeniçeri Ocağı’nın kuruluşu için kesin bir tarih vermek mümkün değildir. Ocağın kuruluşu Orhan Bey devrine kadar götürülse de genellikle I. Murat devrinde kurulduğu kabul edilmiştir.

Orhan Bey devrinde Türklerin görev yaptığı “Yaya ve Müsellem” adı verilen bir ordu kurulmuştu. Daha sonra yeni bir ordu kurulması gündeme geldi ve I. Murat’ın ilk yıllarında Kazasker Çandarlı Kara Halil ve Molla Rüstem’in teklifleriyle savaş esirlerinden oluşan “yeni çeri” kuruldu.

Yeniçeri Ocağı’nın insan kaynağı sonraları “devşirme yöntemi” ile karşılanmıştır. Devşirme yönteminin ilk defa Yıldırım Bayezid devrinde başladığı ve II. Murat devrinde kurumsal bir karakter kazandığı anlaşılmaktadır.

“Devşirme” usulü ile Hıristiyan çocuklar ailelerinden alınarak “Türk’e verme” denilen yöntemle Türk ailelerin yanına verilmekte ve “Türkleşip İslamlaştıktan sonra” Acemi Oğlanlar Ocağı’na alınmaktaydı. Sonraki aşamada da kabiliyetlerine göre yönlendirilmekte ve önemli bir bölümü “Yeniçeri” olmaktaydı.

YENİÇERİLERİN BEKTAŞİLİĞİ

Yeniçerilerle ilgili önemli tartışma konularından birisini de Bektaşi olup olmadıkları oluşturmuştur. Yeniçerilerin kuruluşunda Hacı Bektaş Veli’nin duasını aldıkları, adlarının da Hacı Bektaş tarafından verildiği iddia edilse de Hacı Bektaş’ın 1271’de vefat ettiği düşünülürse bunun doğru olma ihtimali yoktur.

Bu tür yaklaşımlarda Osmanlılarda her meslek erbabının kendisine bir “pir” kabul etmesinin etkili olduğu düşünülebilir. Osmanlı Devleti’nde terziler İdris Aleyhisselamı, kahveciler Hasan Şazeli’yi pir kabul etmişlerdi. Benzer şekilde Yeniçerilerin piri de Hacı Bektaş Veli’dir. Yeniçeriler arasında Bektaşiliğin kabul görmesinin ise sonraki dönemlerde gerçekleştiği anlaşılmaktadır.

Ocağın son dönemlerinde “Bektaşilik” o kadar öne çıkmıştır ki, Yeniçeri Ocağı’na “Bektaşi Ocağı”, Yeniçerilere de “tâife-i Bektaşiyye” denilmiştir. Bu dönemlerde ocağın 94. Cemaat Ortasında Bektaşi babalarından birisi “Hacı Bektaş Vekili” sıfatıyla oturmaktaydı.

Hıristiyan devşirmelere dayanan Yeniçeriler arasında Balkanların İslamlaşmasında da önemli bir rol oynayan Bektaşiliğin yayılması, bu tarikatın İslâmiyeti herkesin anlayabileceği şekilde bir Türkçe ile anlatmasıyla açıklanmaktadır.

Vefat eden babanın yerine gelen kişinin Yeniçeri Ocağı’nı ziyaret edip Sadrazam tarafından bir merasimle kabul edildikten sonra postuna oturması, Bektaşiliğin Yeniçeriler arasındaki etkisini göstermesi bakımından önemlidir. Bektaşi tarikatının Yeniçeri Ocağı’na bu ölçüde nüfuz etmesi, ocakla aynı akıbeti yaşamasına neden olmuştur.

İSYANLAR

Yeniçerilerin merkezdeki en büyük silahlı güç olmaları, Osmanlı siyasetinde etkili olmalarına yol açmıştır. Yeniçeriler çoğu zaman devlet adamları, ulema, hatta suhtelerle birlikte hareket ederek ve halkın desteğini de alarak taht değişikliklerinde önemli bir rol oynadılar.

Bazen de maaşlarının düşük akçe ile ödenmesi, ulufelerinin düşüklüğü ya da cülus bahşişlerinin gecikmesi nedeniyle “kazan kaldırarak” isyan ettiler. Fatih’in ilk hükümdarlığında 1444’de Edirne’de “Buçuktepe İsyanı” ile başlayan bu ayaklanmalar, ocak kaldırılana kadar devam etti.

Ocağı kaldırmayı düşündüğü için tahttan indirilen II. Osman (Genç)’ı “bin bir türlü eziyetle” öldürmeleri, ocak için kara bir leke oldu. Yine Lale devrini sona erdiren “Patrona Halil İsyanı” da ocağın itibar kaybetmesinde etkili oldu.

VAKA-İ HAYRİYYE

Birbirlerine “yoldaş” diye hitap eden Yeniçeriler büyük bir “grup dayanışması” ile hareket etmekteydiler. Sonradan başka mesleklerle de uğraşarak önemli bir ekonomik güç oldular. Bu arada “mafyavari” yöntemlerle halkın kendilerine düşman olmasına yol açtılar.

18.yüzyıldan itibaren Avrupaî tarz yenilikler yapmak isteyen Osmanlı padişahlarının karşısındaki en büyük “statükocu” güç Yeniçerilerdi. Özellikle III. Selim’in Avrupa tarzında bir ordu olarak Nizam-ı Cedit’i kurmasıyla bunu kendi varlıklarına karşı bir tehlike olarak gördüler. Bu nedenle Kabakçı Mustafa İsyanı ile III. Selim tahttan indirildi ve IV. Mustafa’nın kısa süren hükümdarlığından sonra II. Mahmut tahta çıktı.

III. Selim’in akıbetini gören II. Mahmut ocağa son verme zamanının geldiğine karar verdi. Osmanlı Devleti bu sırada 1821’de Mora’da çıkan Rum isyanını bastıramayınca Mısır’daki M. Ali Paşa’dan yardım istemiş ve Avrupaî tarzda bir ordu olan Mısır kuvvetleri, isyanı bastırmada başarılı olmuştu. II. Mahmut’un bu başarıdan etkilendiği anlaşılmaktadır.

II.Mahmut ocağı kaldırabilmek için önce ulemanın önde gelenlerine ve müderrislere payeler vererek onların desteğini aldı. Ayrıca şeyhülislamlık makamına kendisine yakın Kadızade Tahir Efendi’yi tayin etti.

Ocağın başına da Seyyid Mehmet Ağa’yı tayin ederek tasfiyeye girişti. Yeniçerilere karşı Boğazın iki yakasına da kuvvetler yerleştirdi.

II.Mahmut’un yeni bir askeri teşkilat olarak “Eşkinci” ocağını kurması ve talimlere başlanmasıyla, Yeniçeriler tuzağa düşerek 13 Haziran 1826’da son defa kazan kaldırdılar. Ancak bu kez İstanbul halkı ve medreseliler, mahalle imamlarının önderliğinde II. Mahmut’un yanında yer alarak Topkapı Sarayı’na yürüdüler.

Saray depolarındaki silahların dağıtılmasından sonra asilerin katline dair fetva verildi ve Sancak-ı şerif çıkarıldı. Asilerin teslim olmayı reddetmeleri üzerine Yeniçeri kışlaları topa tutuldu. Top ateşleriyle kışlalar cesetlerle dolmuş ve direniş kısa sürede kırılmıştı.

NE NAM KALDI NE NİŞAN

Bundan sonra yakalanan Yeniçeriler idam edildi. Yargılamalar topluca yapılıyor, mahkemeye çıkarılanlar doğrudan “suçlu” ilan edilip idam ediliyor ve cesetler denize atılıyordu.

“Vaka-i Hayriyye” denilen bu olayda öldürülen Yeniçeri sayısını tam olarak tespit etmek mümkün değildir. Dönemin resmi tarihçisi vakanüvis Esad Efendi 6.000 civarında Yeniçerinin katledildiğini belirtmektedir. Gerçek rakamın ise 3.000 kadar olduğu tahmin edilmektedir.

II.Mahmut bundan sonra Yeniçeriliğin bütün izlerini silmeye yöneldi. Şehzadebaşı Camii karşısındaki Yeniçeri Kışlası yıktırılarak arsası Sultan Ahmet Camii vakfına devredildi. Olaylar sırasında tahrip olan kışlanın bulunduğu Etmeydanı’nın ismi “Ahmediye” olarak değiştirildi. Ardından Yeniçerilikle ilgili resmi defterlerin yakılması, hatta Yeniçerilere ait mezar taşlarının tahrip edilmesi gibi tuhaf şeyler yaşandı. İstanbul’dan kaçan yeniçeriler de takibattan kurtulamadılar.

II.Mahmut, yeniçerilerle irtibatlı olduğu görülen ırgat, kayıkçı ve hamalların çoğunu İstanbul’dan çıkararak sürgüne gönderdi. Tulumbacı Ocağı da İstanbul’da bir süre yangınlara müdahale edilememesi pahasına kaldırıldı.

Mehterhane’ye de son verilerek yerine Mızıka-i Hümayun kuruldu. Yeniçerilerin ve muhaliflerin buluşma yerleri olarak görülen kahvehaneler kapatıldığı gibi yeniçeri kıyafetlerinin giyilmesi de yasaklandı.

FATURA BEKTAŞİLERE

Ocağın kaldırılmasıyla birlikte suçlu ilan edilen bir kesim de Bektaşiler oldu. Bektaşilik yasaklanarak tekke ve zaviyelerine el konulması kararlaştırıldı.

Bu amaçla Osmanlı coğrafyasındaki bütün tekkeleri kapatmak için memurlar görevlendirildi. Bektaşi babalarının bazıları “Yeniçerileri kışkırtmakla” suçlanarak idam edildiği gibi büyük bir kısmı sürgüne gönderildi.

“Bektaşi” olarak bilinen kişiler de sürgünden kurtulamadılar. Bektaşilerin sürgün edildikleri yerlere bakıldığında Hadim, Birgi, Kayseri gibi Sünniliğin hâkim olduğu yerlerin seçildiği görülmektedir.

II.Mahmut çıkardığı bir fermanla da Anadolu’da bulunan birçok tekkenin yıktırılmasını emretti. Yıktırılan tekkelerden bazılarının isimleri Serkan Erduğan tarafından Osmanlı Arşivleri’nden tespit edilmiştir. Bunlar arasında Gönen’in Kale Köyündeki Ramazan Baba, yine Gönen’deki Hacı Menteş, Kirmastı’daki Kara Baba ve Kötürüm Baba gibi tekkeler bulunmaktadır.

Bazı tekkeler de başta Nakşibendiler olmak üzere Rıfai ve Kadiri gibi tarikatlara verildi. Hacıbektaş’taki tekkeye de Nakşibendi şeyhi tayin edildi. Bütün Bektaşi tekkelerinin mal ve mülklerine el konuldu. Tekkelerdeki kitaplar da yaktırıldı.

Bektaşiler ise faaliyetlerini “takiyye” ile devam ettirmek zorunda kaldılar. Buldukları bir başka çözüm de dağlık bir bölge olan Arnavutluk’a kaçmak oldu.

Bu süreçte tarikatın merkez postnişini Hamdullah Çelebi de idamla yargılanmış ve daha sonra Amasya’ya sürgüne gönderilmiştir. II. Mahmut’un ölümüne kadar “Bektaşi” sözü söylenemez hale gelmiş ve Bektaşiler ancak Abdülmecit devrinde yeniden açıktan faaliyetlere başlayabilmişlerdir.

SÖZ OLA!

Bu dönemde 15 Temmuz sonrasında şahit olduğumuz türden bir “ihbar” kampanyası da başladı. Birçok kişi muhaliflerini Bektaşilikle suçlayarak gözden düşürmeye çalıştı.

Bunların içinde en meşhurları dönemin Beşiktaş Cemiyet-i İlmiyesi üyeleri oldu. Abdülkadir Bey, İsmail Ferruh Efendi ve eski vakanüvis Şanizade Mehmet Ataullah Efendi sürgüne gönderildi. A. Cevdet Paşa’nın dediği gibi “aslında bu kişilerin Bektaşilikle ilgileri yoktu”.

Şanizade Ataullah Efendi Tire’ye sürüldüyse de bir süre sonra Padişah tarafından affedildi. Ancak af tebligatını getiren kişi kendisine “itlakınıza (affınıza)” diyeceği yerde “itlafınıza (ölümünüze) demiş ve Şanizade kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmiştir.

Bu yönleriyle Vaka-i Hayriyye, binlerce kişinin hayatını kaybettiği, “devletin” suçlu ve suçsuzu ayırt etmeden binlerce kişiyi idam ve sürgünle cezalandırdığı, Bektaşilerin mal ve mülklerine el koyduğu bir olay olarak tarihe geçti.

Kaynaklar: K. Beydilli, “Yeniçeri Ocağı”, C. 43, “Vaka-i Hayriyye”, C. 42, TDV İA; H. Sezer, “Yeniçeri Ocağı’nın Kaldırılmasının Taşradaki Yansımaları”, TAD, 1998, S. 30; T. Baykara, “Yeniçeri Ocağının Kaldırılması ve İlk Tatbikat”, EÜ TAD, S. 11; S. Erduğan, Bektaşi Tekkelerinin Kapatılması ve Hamdullah Efendi”, ABAD, 2018, S. 17.

1 YORUM

  1. Hocam merhaba.Ben TOU’de doktora ogrencisiydim.siZ de enstitü müdüruydunuz. Size ciddi anlamda kirginligim var.Bizi hizlica mezun edebilirdiniz.Cok kaliteli doktora öğrencileri vardi ama ne yazik ki sizin yüzünüzden bir kisi haric hic kimse doktora diplomasi alamadi.Vicdaniniz cidden rahat mi onu merak ediyorum

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin