AnaSayfa»Türkiye»Bir hayalin sonu: Kudüs düştü!

Bir hayalin sonu: Kudüs düştü!

Pinterest Google+

Yorum | Dr. Yüksel Nizamoğlu

Osmanlı devlet adamları Birinci Dünya Savaşı’na büyük hayallerle girmişlerdi. Savaşı Almanlar kazanacak, böylece Abdülhamit döneminin başından itibaren 1914’e kadar elden çıkan Kıbrıs, Kars, Ardahan, Batum, Mısır, Trablusgarp, Batı Rumeli ve Ege Adaları geri alınacaktı.

Osmanlı Devleti’nin savaş stratejisi, Almanlarla yapılan ittifak antlaşması doğrultusunda oluşturuldu. Osmanlı Devleti’ne düşen görev Batı cephelerinde savaşan Alman ordularının yükünü hafifletecek cepheleri açmaktı.

İNGİLİZ KUVVETLERİ

İngilizler Kafkas cephesi haricinde birçok cephede Osmanlı kuvvetleriyle savaştılar ve Kutü’l-Ammare ve Çanakkale’de yenildiler. İngilizlerin Çanakkale’deki en büyük başarısı, 1915 Aralık ve 1916 Ocak ayında gerçekleştirdikleri “tahliye harekâtları” oldu. Gelibolu’dan tahliye ettikleri bu kuvvetleri diğer cephelerde Osmanlı ordusuna karşı kullanma imkânı elde ettiler.

İngilizler Hindistan yolu güvenliğine büyük önem verdiklerinden Fransa’daki Batı cephesinden sonra en fazla kuvveti Mısır’da yani Sina-Filistin cephesinde bulundurdular. Britanya ordusu, İngilizlerin resmi harp tarihi yayınlarına göre savaş sonuna kadar Osmanlı ordusuna karşı 1.446.364 asker sevk etmişti.

İngilizlerin Filistin cephesindeki başarılarında komutanların ve askerlerin önemli bir rol oynadığı görülmektedir. “Düzenli ordu, Gönüllü ordu ve dominyonlarından gelen askerler” şeklinde örgütlenen kuvvetlerin Sina-Filistin’de genellikle gönüllü kuvvetlerle mücadele ettiği görülmektedir.

Dört tümen ise Gelibolu’da Osmanlı ordusuna karşı savaşarak tecrübe kazanmış birliklerdi. Ayrıca Avustralyalı ve Yeni Zelandalı kuvvetler yer almakta ve atlı birliklerin esasını oluşturmaktaydı. Bunların yanında Anadolu ve Amerika’dan gelen Ermenilerin oluşturduğu üç Fransız taburu ve yine Musevilerden oluşan üç tabur bulunmaktaydı.

ALLENBY VE FALKENHAYN

Osmanlı Devleti bu cephede “Al bayrak Kahire üzerinde yükselsin“ sloganıyla ilki 1915 Ocak ayında, diğeri 1916 Ağustosunda olmak üzere iki defa “Kanal Harekâtı” düzenledi. Osmanlı kuvvetleri iki seferin de başarısız olması üzerine taarruz gücünü kaybederek savunmaya çekildiler.

İngilizler bundan sonra “Mısır Sefer Kuvveti” denilen birliklerle 1917 Martında Gazze’ye saldırdılar. Fakat hem Birinci, hem de üç hafta sonra gerçekleşen İkinci Gazze muharebelerinde başarılı olamadılar.

Bu yenilgilerin sonucunda üst komuta kademesi değiştirilerek 28 Haziran 1917’de Mısır Kuvveti Başkomutanlığına süvari subayı Orgeneral Edmund Allenby tayin edildi.

Allenby bölgedeki ihtiyaçları “su, ulaşım ve gizlilik” olarak belirlemiş ve kısa sürede bunlar için gerekli tedbirleri almıştır. Allenby’nin yaptığı düzenlemeler, İngilizlerin muharebe gücünü artırmış ve cephedeki dengeleri değiştirmiştir. Bu aşamada Allenby’ye verilen emir, Noel’e kadar Kudüs’ün mutlaka ele geçirilmesiydi.

Bu sırada Osmanlı ve Alman Genelkurmayları yeni bir strateji belirlemekte ve İngilizlerin hazırlıkları doğru değerlendirilemediğinden işgale uğrayan Bağdat’ı geri alma planları yapılmaktaydı. Bunun için “Yıldırım Orduları Grubu” oluşturuldu.

Bu grubun ağırlığını Almanlar oluşturmakta, ordu karargâhında 65 Alman ve 9 Türk subay yer almaktaydı. Alman komutanlardan çoğu Avrupa cephelerinden geldiklerinden ne coğrafyayı ne de Türk askerini tanıyorlardı.

Yıldırım’ın komutanlığına ise savaşın başında Alman Genelkurmay Başkanı olan Falkenhayn getirildi. Falkenhayn’ın komutanlığı, Türk subaylarının tepkisiyle karşılandığı gibi bu süreçte Türk subaylar Alman komutanlarla çok ciddi görüş ayrılıkları yaşadılar.

Yaşanan olumsuzluklar savaşın seyrine de etki etti. M. Kemal Paşa da bölgenin Müslüman Arap nüfusundan dolayı Sina Cephesinin bir Alman komutanın emrine verilmesine karşı çıkan bir rapor gönderdi ve bir süre sonra da yerine Fevzi Paşa tayin edildi.

Allenby’nin emrindeki orduyu çok iyi tanımasına karşılık Falkenhayn’ın emrindeki subaylarla problem yaşaması ve askeri tanımaması büyük bir dezavantajdı. Falkenhayn birliklerinin durumunu dikkate almadan sürekli taarruzu düşünmüş, kurmay başkan Von Kress ve 20. Kolordu komutanı A. Fuat Paşa’nın önerilerini dikkate almamıştı.

KUDÜS’Ü KİM TESLİM ETTİ?

Osmanlı ve Alman genelkurmayları Filistin’de İngiliz tehdidinin arttığını anlayınca Yıldırım Grubu’nu bu bölgeye sevk ettiler. Ancak geç kalındığından birlikler hazırlıklarını tamamlayamadan savaşmak zorunda kaldılar.

Allenby’nin komutasındaki İngiliz birlikleri hazırlık ve yığınağını tamamladıktan sonra 31 Ekim 1917’de harekete geçtiler. Osmanlı ordusu İngilizler karşısında tutunamadı ve Birüssebi’yi kaybederek geri çekildi.

Osmanlı kuvvetleri kuvvet dengesizliğinin de etkisiyle III. Gazze Muharebelerini kaybetti ve geri çekilmek zorunda kaldı. Bu sırada Birinci Dünya Savaşı’nda birçok cephede görülen firarlar da ordunun zafiyetini artırmaktaydı.

İngilizler için bundan sonraki hedef Kudüs’tü. Osmanlı komuta kademesi ise şehrin savunulması ya da teslimini müzakere etmekteydi. Şehrin savunulması durumunda kutsal mabetlerin zarar göreceği endişesi öne çıktığından Harbiye Nezareti’nde ve Yıldırım Ordusu karargâhında uzun tartışmalar yapılmaktaydı.

KUDÜS DÜŞTÜ!

Falkenhayn ve diğer Alman subayların şehri savunma yanlısı görüşlerine karşılık 20. Kolordu komutanı Ali Fuat (Cebesoy) Paşa savaşın kaybedileceğine kesin gözüyle bakmasının sonucu olarak Kudüs’ün teslim edilmesi düşüncesindeydi. A. Fuat Paşa bundan dört yıl önce Balkan Harbinde Yanya savunmasında görev aldığından Yanya’daki durumu bir daha yaşamak istemediğini söylüyordu.

Cephedeki komutanlardan birisi de 7. Ordu komutanı Fevzi Paşa (Çakmak) idi. Fevzi Paşa daha sonra günlüğünde Kudüs’ün teslimini kendisinin emrettiğini yazacaktır.

Sonunda savunma yerine Kudüs’ün teslimi kararlaştırıldı. Şehrin belediye başkanı El-Hüseyni Bey, İngilizlere şehrin teslimini öngören mektubu götürdü. Mektupta Kudüs’ün dini yapılara zarar verilmemesi için teslim edildiği ve İngilizlerin de buna uyacaklarının umulduğu belirtilmişti.

İngilizler 9 Aralık 1917’de Kudüs’e girdiler. Böylece Hz. Ömer devrinden itibaren Haçlıların 1099-1187 arasındaki işgali dışında bin iki yüz yıla yaklaşan Müslüman egemenliği ve 1517’den itibaren dört yüz yıl devam eden Osmanlı egemenliği sona erdi.

Türk komuta kademesi Kudüs’ün kaybından Falkenhayn’ı sorumlu tutsa da, Osmanlı Genelkurmayının yanlış bir stratejiyle Bağdat’ın geri alma planlarının yapması ve Falkenhayn’ın Yıldırım komutanlığının kabul edilmesi de Kudüs’ün kaybına zemin hazırlamıştır.

Kendisinden çok güçlü kuvvetlerle karşı karşıya olan bir ordu için “ricat”, normal olsa da Osmanlı komuta kademesi bu süreci iyi yönetemedi ve Kudüs’ten sonra Şam ve Halep de elden çıktı.

Falkenhayn’ın Kudüs’ün teslimine rağmen 1918 Şubat’ına kadar görevine devam etmesi de ilginçtir. Falkenhayn daha sonra Almanya’ya gönderilerek yerine Liman Von Sanders getirildi.

ALLENBY-II. WİLHELM

Şehrin teslim olmasından sonra İngiliz komutan Allenby Kudüs’e mütevazı bir şekilde girdi. Dönemin İngiliz yazarları bu olayı 1898’de Alman İmparatoru II. Wilhelm’in şehre girişiyle mukayese ederek “İngiliz farklılığını” ortaya koymaya çalıştılar.

Abdülhamit devrinde yoğunlaşan Osmanlı-Alman ilişkilerinin bir sonucu olarak devrin Alman İmparatorum II. Wilhelm iki defa İstanbul’a gelmiş ve 1898’deki ikinci ziyaretinde Kudüs’ü ziyaret etmişti. Kayser Wilhelm şehre büyük bir gösterişle girmiş, hatta otomobilinin geçebilmesi için şehrin surlarından bir parça yıktırılmıştı.

Alman İmparatorunun bu şaşaalı ziyaretine karşılık Allenby, Kudüs’e gösterişsiz bir şekilde yürüyerek girdi. Kendisine; özel olarak giyinmemiş, elbiseleri tozlu ve çamurlu İngiliz askerleri eşlik etti. Bu bilinçli bir tercihti ve özellikle bölgenin İngilizlere göre “özgürlüğüne kavuşturulan” Arap halkına verilen bir mesajdı.

Haziran 1916’da Mekke’nin Şerif Hüseyin’in eline geçmesiyle başlayan dini yönden çok önemli yerlerin kaybı, 11 Mart 1917’de Bağdat’ın ve 9 Aralık 1917’de Kudüs’ün kaybıyla devam etti. Bu felaketler zinciri bundan sonra da sürecek, önce Şam sonra da Halep İngilizlerin işgaline uğrayacaktır.

İttihat ve Terakki liderleri savaşa büyük ümitlerle girmişler ve belki de “Muhteşem Yüzyılı” geri getireceklerini zannetmişlerdi. Ancak realiteyle örtüşmeyen politikalar, stratejik hatalar, lojistik ve askerin yetersizliği gibi faktörler büyük felaketi hazırladı ve mevcut toprakların yarısından fazlası kaybedildiği gibi Anadolu toprakları da Mondros sonrasında işgale uğradı. Bu yönüyle Kudüs’ün düşmesi bir yıl içinde tamamen sona erecek hayallerin bitişinin habercisiydi.

         Kaynaklar: C. Kemal, Birinci Dünya Savaşında Filistin Cephesi, AÜ TİTE Doktora Tezi, Ankara, 2004; N. Karakaş, “Sina-Filistin Cephesi’nde Britanya Ordusu: Teşkilat ve Kadro”, TAD, S. 28, 2013; M. Özgan, “1. Dünya Savaşı’nda Sina-Filistin Cephesi”, İNIJOSS, S. 10; 2016; İ. Üzen, “İngilizlerin Kudüs’ü Ele Geçirmesi ve Allenby’nin Kudüs’e Girişi”, FÜ SBD, C. 19, S. 2, 2008.

Önceki Son 10 Yazı:
Bir ifrat örneği olarak Vaka-i Hayriyye - 12 Ara 2018
önceki yazı

Bu rektör Hollanda'yı neden karıştırıyor?

Sonraki yazı

Bari bir vefa

Yorum yapın

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir