Bir hakikat bükücü: Sibel Eraslan

HABER-YORUM | BÜLENT KORUCU


Düzeltme ve özür:

Sibel Eraslan portresinde kasıtsız olarak büyük bir hata yapmışım. Mehmet Metiner’in yazısı ile Eraslan’ın yazısı birbirine karışmış; Metiner’e ait bölümü Eraslan’ın gibi görerek yazdım. Dün yazıyı yazarken metni bilgisayarda kopyala yapıştır yaptım. İki bölüm sadece üç yıldızla birbirinden ayrılıyordu.

Bugün iki yazının arasında Hüseyin Gülerce’nin yazısı var. Yazarların yazısı kendi portre fotoğraflarıyla ve keskin hatlarla birbirinden ayrılıyor. Sitenin kendisinden kaynaklanan bir hata olduğunu düşünüyorum. Başka türlü karışmaz. Ama bunu ispat edemeyeceğim için her halükarda hata bende. Okurlardan ve Eraslan’dan o kısım için özür dilerim.

Eraslan, beni de engellediği için tepkisini gecikmeli olarak başka birinin uyarısıyla gördüm. ‘Çarpıtma ve hastalıklı ruh hali’ ifadesini ise kendisine iade ediyorum. Bir gün sonra ortaya çıkacak bir hatadan medet ummak geri zekalılık olurdu. Onlara bu imkanı hiç bir zaman sunmayacağım. Ayrıca hakikatin kendini güçlendirmek için yalana ihtiyacı yoktur. Diğer eleştirilerim baki ve onlara söyleyecek bir sözü olduğunu sanmıyorum.


Bir hakikat bükücü: Sibel Eraslan

Sibel Eraslan, çözmekte zorlandığım portrelerden biri; ona dair tanıklıklarımı tasnif etmeye kalktığımda sanki iki ayrı kişiden söz ediyormuşum gibi hissediyorum. Kitaplarını, dikkatini çekip okusun diye kızımın görebileceği yerlere bıraktığım yazar ile bugün önüne gelene ‘hain’ damgası vuran kadın aynı kişi olabilir mi? Gazete yazılarını Fatih Tezcan mı yazıyor diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Bu çoğul kişilik kanısını sadece kitaplarıyla yazıları arasındaki uçurum oluşturmuyor. Hukukçu ama hakkaniyetli değil; insan hakları aktivisti ama sadece kendi ölüsüne ağlıyor; kadın hakları savunucusu ama sadece kendi gibi olanlara… Yeni Türkiye’nin daha açıkçası Erdoğan diktasının inşasına başörtüsüyle harç taşımış bir isim; türdeşlerini temsil eden güçlü bir sembol.

Bugünlerde çok öfkeli Sibel Hanım, İstanbul seçimindeki yenilgi bütün fren-denge sistemlerini alt üst etmiş gibi. En az Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan kadar paniklemiş.

‘Hakikat bükücü’ tavrını Eraslan hemen her olayda değişen dozlarda kullanıyor. Neredeyse feminist diye nitelenecek kadar kadın hakları savunucusu görünüyor. Bilhassa ‘Kabataş’ta başörtülü kadını taciz edip üstüne işediler’ furyasında ön cephedeydi. Hatta kendini de işin içine katarak ‘tacizci Gezi’ algısına katkı sundu. “Omzumdan iteleyerek hepinizi Taksimde sallandıracağız diyen adamın çevre eylemcisi olduğuna inanmıyorum. Yeter artık!” paylaşımı sosyal medyada yankı bulmuştu. Kabataş yalanından dolayı özürünü duymadık. Tersine çifte standartlı tutumunu sürdürdü. Ankara’nın göbeğinde, kameralar önünde başörtülü bir genç kız, hem de bir polis tarafından açıkça taciz edildi. Sibel Eraslan’ın bir tepkisine rastlamadım. Suskunluğunu sorgulayan onlarca insanı bloklamakla yetindi. (Ben de bloklu olduğum için varsa bir tepkisini göremedim. Google ile de aradım bulamadım)

Tacizine tepki verilmesi gerekenler diye kadınları ayırdığı gibi başörtülüler arasında da çifte standartçı. Daha kötüsü ise tacizle suçlananlar arasındaki imtiyazlılar sınıfı. Bir AKP polisi ya da siyasal islamcı suçlanıyorsa muhakkak bir komplo vardır! Hüseyin Üzmez hadisesi onun kötü sınav verdiği yerlerdendi. “Derin donduruculardan çıkarılmış yatak odası manzaraları, İslamcı kesimin ümüğünü sıkmakta birebirdir ve bu en iş bitiriciliği defalarca denenmiş en atadan kalma servisçilik, yine iş başında… 28 Şubat’ta Müslüm Gündüz ve Fadime Şahin üzerinden toplumun inanç değerlerine çalınan kara damga, nasıl iyi bir kotarıcılık ve darbe örtücülüğü işlevi gördüyse diktatörlerin lehine… İşte yeni yeraltı servisleriyle bir kez daha burun burunayız. …78 yaşındaki birinin ayakta zor dururken nasıl tecavüz edeceği ayrı bir konu…14 yaşında olduğu söylenen tecavüz mağduru kızın Emniyette verdiği ifadenin tüm ayrıntılarıyla basının eline geçmesi ise ayrı bir konu.”

Kabataş yalanında gazetelerin çarşaf çarşaf yayınını eleştirmek şöyle dursun, söz konusu kişinin isminin Z.D diye kodlanmasına karşı çıkmış ve açıkça yazmıştı. Üzmez davasında mağdurenin beyanını küçümserken, Kabataş için  ‘Hani taciz ve tecavüzde mağdurun beyanı esastı?’ demekte beis görmemişti.

Milli Görüş partilerinde aktif olmuş ve sonunda AKP limanına demir atmıştı Eraslan. Numan Kurtulmuş tarafından Kültür Bakanlığı müşaviri yapıldığı için onunla ayrı bir hukuku var. Saadet Partisi’nin Erdoğan’a payanda olmak yerine kendi çizgisinde gitmesini de bazı gerçekleri saptırarak eleştiriyor. Fatih Erbakan’ın haciz göndermesini savunurken Kurtulmuş’u partiden ‘her türlü yenilikten rahatsızlık duyan duayenler’in uzaklaştırdığını öne sürüyor ve ekliyor “Numan Bey’i partiden çıkartanlar, Hoca’nın evlatlarına da rahat vermemişler.” Oysa Kurtulmuş’a karşı operasyonu Fatih Erbakan yönetmişti. “Muhterem babama ve Milli Görüş ilkelerine ihanet ettiler gereği yapılacak” diye gazetelere sayfa sayfa beyanat verdiğini unutmuş gibi yapıyor. Bilerek ve işine geldiği gibi gerçeği tahrif ediyor.

Hüda Kaya 28 Şubat’ta üç kızıyla birlikte idamla yargılanmış bir başörtüsü mağduru. HDP’den siyasete girinceye kadar Eraslan’la dostlukları devam etti. Eraslan şimdi onu da çarpıtılmış beyanlarla hedef göstermekten çekinmiyor.

“Hüda, birkaç yıl öncesine kadar bu tip incelikleri bilen bir kimseydi. Bu kadar mı kör ediyor insanı makam, mevki, şöhret. Eski dostum Hüda Kaya, Yasin Börü’nün parçalamış yüzü hiç giriyor mu düşlerine… Evladının yaralanmasına elbette üzüldüm bir anne olarak, ama ne olur bunu gariban insanların bir Kurban Bayramında yakılarak oyularak katledilen evlatlarının acısıyla yarıştırmasınlar… Eyne tezhebun….” Bu sözlerin hedefi milletvekili Kaya ise Meclis kürsüsünden şu şekilde seslenmişti: “Yasin Börü’ye bu vahşeti yapanlar da, diğer masum evlatlarımız, kadınlarımıza bu vahşeti uygulayanlar da beddua etmeyi hiç sevmem, Allah onları bildiği gibi yapsın. Siz iktidar parti milletvekilleri olarak madem Yasin Börü’yü düşünüyordunuz, neden gerçeklerin araştırılmasını reddettiniz?”

KLASİK SİYASAL İSLAMCI

“Sayın bakan, gündüz kuşağı programlarını seyrediyor mu hiç?” Bu klasik bir siyasal islamcı bakış açısı. Eraslan, bakanın televizyonlardaki sabah kuşağına müdahale etmesini istiyor. Evlilik proğramları için KHK çıkarılmıştı, herhalde yeterli görmüyor. Sosyal olaylara devlet topuzu ile çözüm bulacağını zanneden bir zihniyetin fotoğrafı. Ama aynı zamanda yine korumacı ve yine kurnaz. Bahsettiği program Atv’de yayınlanan Esra Erol kuşağı lakin yazıda isim geçmiyor.

Eraslan cezaevindeki binlerce kadın ve 743 bebek için de derin bir sessizlik içinde. 28 Şubat’ta sosyal medyada paylaşılan cezaevi karesi bunun son örneğiydi. Birisi kucağında bebeği ile 15 kadar her yaştan başörtülü kadının fotoğrafı, 28 Şubat’ın kılık değiştirerek devama şeklinde yorumlandı. Kendisine bu yönde yapılan hatırlatmalara kızana Eraslan, “Tankların ezdiği insanlar için niye sesin çıkmıyor sen önce onu söyle!” sözleri ile karşılık verdi. Sosyal medya kalemşörlerinin de hatırlattığı gibi o da biliyordu o kadınların tankla topla alakası olmadığını… Hatta belki oradakilerden biri Eraslan’ın şu satırlarda anlattığı öğretmendi: “Küçük oğlum bir gün sırtında epey büyük bir kazakla dönmüştü eve, dershanede çok terlemiş, öğretmeni kendi kazağını sırtından çıkartarak ona giydirmiş.” Eraslan, öğrencisinin terli sırtını düşünecek kadar hassas olan o öğretmenlerin canavara dönüştüğüne inanmamızı istiyor. Daha geçen hafta onlardan biri Muzaffer Özcengiz, tek kişilik hücresinde ölü bulundu.

Bu arada Eraslan’ın ikinci kimliği belirginleşince, o kitapları kızım görmesin diye arkalara saklamıştım; evimiz polis baskınlarından sonra darmadağın olmadan önce…

1 YORUM

  1. Bu onlarin keyifli bir hayat surmelerinin ve buna devam etmelerinin yontemi olmus. Islamci soylemler yontem sadece galiba, yoksa bunca zulme ses cikarmasi gerekirdi. Sukut ikrardandir tesbitince onaylamis oluyor kalbini bilemeyiz tabi

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin