Anayasa Mahkemesi suçüstü yakalandı

YORUM | AZİZ KAMİL CAN

Hukuk uygulamamız, bağlı hakimler nedeniyle tarihe kara ve utanılacak bir dönem olarak geçecek hale geldi. Siyasetin ve idari gücün karşısında zayıf olan bireylerin temel hak ve özgürlüklerini korumakla görevli ve kuvvetler ayrılığı ilkesinde denge ve kontrol vazifesi üstlenen yargı organı adeta hayati fonksiyonlarını kaybetti. Adaletin yanında olmaktansa devletin, daha doğrusu devlete sahip olduğu düşündüğü birisine tasmalık yarışına girdi.

Hangi yargı başkanı ağzını açsa “en çok ben sana sadığım” mesajı ile zilletlik, onursuzluk ve acınası durumunu açığa vuruyor. Yargının ve baronun tepe noktalarını işgal eden bu insanlar, temel hakların uluslararası endekslerle yerlerde süründüğü ülkenin ve adaletin itibarini artıracaklarına, bir kemik bekledikleri efendilerinin gönlünü hoş tutma çabası içerisindeler.

Hiç utanmadan önlerine yüzde yüz gelecek mağduriyetler açısından önceden basın yoluyla veya kendi resmi sitelerinde açıklamalar yaparak görüşlerini belirtiyorlar.

Bu pervasızlığın en çok ortaya çıktığı yer ise Anayasa Mahkemesi Başkanı olmak için efendisine bağlılık yemini yaptığı konuşulan ve bu suretle en kıdemsiz üye olmasına rağmen AYM teamüllerine aykırı olarak bağlılık yemini nedeniyle Başkan seçilen Zühtü Arslan’ın temsil ettiği AYM olmuştur. Oysa bu insanlar hakları korumak adına anayasal yemin altına girmişlerdi. Gerçi bir değeri/kutsalı olmayan için yeminin de bir etkisi olmaz. Bu tipler güç döndüğü zaman en başta efendisine ihanet ederler.

Emir komuta zinciri içinde çalışan bu yapılar, kendi oluşturdukları suç örgütünün eylemlerini örtmek amacıyla Cumhuriyetin kuruluşundan bu yanı hatta Habil/Kabil olayından (bakınız on bin sayfayı aşan Selam Tevhid iddianamesine) itibaren meydana gelen tüm önemli hadiseleri Fetö diye ürettikleri yapı ve bu yapı içerisinde olduğunu söyledikleri hakimlere atma projesini başarıyla oluşturabilmişlerdir.

Zavallı halk ve muhalefet de buna kandı ve asıl bağlı hakimler ve zulümlerine karşı da kör oldular. Ama sırayla hepsi bu bağlıların huzurunda bulunma şerefine nail oluyorlar. Buna Meral Akşener, Kılıçdaroğlu, Demirtaş ve muhalif ses çıkartan herkes dahil. Peki hepsinin savunmaya başlarken ağızlarında çıkarttıkları ilk kutsal kelime ne oluyor biliyor musunuz “Fetö…”

Bağlı AYM son olarak ne mi yaptı? Yıllardır yaptıklarını sadece bu kez açıkça resmi internet sitesine koydu. AYM, eğer belli bir yapı ile ilgili kişiler temel haklarını aramak üzere başvuruda bulunurlarsa, bunların başvuruları önceden hazırlanmış şablonlar çerçevesinde esasa girmeye bile gerek kalmaksızın “açıkça dayanaktan yoksunluk” gerekçesiyle incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiğini bir talimat olarak sitesine koymuş ve pervasızca ilan etmiştir.

Levent Mazılıgüney’in tespit ettiği (https://twitter.com/Leventism/status/1144581647549042689)  bu suçüstü durum, kısa sürede yayıldı ve sert tepkilere neden oldu.

AYM, özetle eğer başvurucu PDY ile ilgiliyse kendisine yönelik verilecek karar “PDY ile ilgili müdahaleler bağlamında yapılacak başvurularda kullanılacaktır” şeklinde belirlenmiş olan “açıkça dayanaktan yoksunluk” şablonuna uygun karar olacaktır.

Bu suçüstü yakalanmanın hemen akabinde AYM, tarihinde belki ilk kez kendi resmi sitesini erişime kapattı.

Daha sonra AYM, “Söz konusu ifade PDY bağlantısı iddiasıyla hakkında işlem yapılanların bireysel başvurularının incelenmesini kolaylaştırmak üzere tasnif edilmesi ve bu konu ile ilgili verilen kararlara kolay ulaşılması amacıyla bilgi formuna eklenmiştir.” şeklinde özrü kabahatinden büyük bir açıklama yaptı.

Peki tüm bu tespit ve açıklamaların doğurduğu anlam ve sonuçlar nelerdir:

1- Anayasa Mahkemesi, diğer mahkemelerde olduğu gibi bazı konularda şablon oluşturabilir, tasnifler yapabilir. Ama bu asla kişilerin öznel durumuna, aidiyetine yönelik olamaz.

2- Şablon veya tasnif AY, AİHS, kanun veya belli suç gruplarına yönelik olabilir. Örneğin “terör örgütü üyeliği ilgili müdahaleler bağlamında yapılacak başvurularda kullanılacaktır” cümlesinin makul bir izahı olabilir. Çünkü burada bir genelleme var. Kapsama her çeşit terör örgütü alınmıştır. Ancak “PDY ile ilgili müdahaleler bağlamında yapılacak başvurularda kullanılacaktır” denildiği zaman bu bağlı yargının talimatla çalışması anlamına gelmektedir. Neden İŞİD, DHKPC, PKK vb yapılar değil de sadece PDY denilmiştir.

3- AYM, PDY kapsamında olduğu iddia edilen şu ana kadarki neredeyse tüm başvurularda (AİHM korkusuyla 2-3 istisna var), suçüstü yakalandığı uygulamasını ortaya koymuş ve bu başvuruları reddetmiştir.

4- AYM’nin açıklamasının hiçbir haklı gerekçesi yoktur. Böyle bir tasnif, en basit haliyle Raportörlere “böyle bir başvuru geldiği zaman açıklanan işlemi yapın” talimatıdır.

5- AYM bir karar verdiği zaman, Raportör tarafından AYM ilan sistemine karara ulaşmak için anahtar kelimeler girilir. Bu anahtar kelimeler ile kararlara kolay ulaşılması amaçlanır. Örneğin, “işkence, terör, Balyoz, ETÖ, PKK, hücre” gibi kelimeler girilir. Ama asla yukardaki gibi bir cümle girilmez. Dolayısıyla AYM’nin açıklaması yalan ve yanıltıcıdır.

6- AYM’nin, “PDY bağlantısı iddiasıyla hakkında işlem yapılanların bireysel başvurularının incelenmesini kolaylaştırmak üzere tasnif edilme” iddiası da doğru değildir. Bu başvurular bir arazi veya tekdüze bir konu ile ilgili değil ki pilot bir karar ile içtihat oluşturulsun ve gelecek davalara da uygulansın. Bu başvurucuların her birisinin iddiası, özel şartları, gördüğü muameleler, yaşadıkları vs diğerinkinden farklıdır.

Örneğin birisi 1 saat gözaltını diğeri de 15 günlük gözaltını; birisi işkenceyi, diğeri masumiyet karinesini; birisi meslekten ihracı, diğeri mülkiyet hakkını bireysel başvuruya konu ediyor. Ama hepsi PDY üyesi diye soruşturuluyor. Şimdi AYM, hangi zihniyetle hangi vicdanla hangi adalet anlayışı ile tüm bu dosyaları aynı tasnif grubuna tabi tutabiliyor ve bu açıklamayı yapabiliyor. Böyle bir tasnifle nasıl oluyor da başvuru incelemesini kolaylaştırabiliyor.

Doğru, bir kolaylaştırma oluyor ama bu başvurucular için değil de AYM için, çünkü doğrudan dosya incelenmeden “açıkça dayanaktan yoksun” bulunuyor.

7- AYM’nin bu talimatı resmi bir belgedir. AYM’nin etkisizliğini ortaya koyan resmi bir belge ve her mağdur alıp dosyasına eklemelidir.

8- Bazı hukukçuların dile getirdiği gibi AYM’nin bu eyleminin ihsası rey olduğu hususu çok masum bir yaklaşımdır. Bu durum bir ihsası rey değildir. İhsası reyde, normalde hakim bir dosyayı esastan inceler, ancak hüküm vermeden önce, muhtemel hüküm sonucuna yönelik kimi açıklama veya davranış tarzlarında bulunuyor ve bu nedenle taraflar gerekirse hakimi reddedebiliyorlar.

Ama bu olay tamamıyla farklıdır. AYM, önüne gelmiş veya gelecek aynı nitelikteki davaları esastan incelemeden ne karar vereceğini peşinen belirlemiştir.

9- Bu peşin kabul nedeniyle başvurucuların “mahkemeye erişim hakkı” bizzat bu hakkı incelemekle mükellef AYM tarafından engellenmiştir. Bilindiği gibi bir mahkemeye sadece başvurmak, o mahkemeye erişim hakkının sağlandığı anlamına gelmez. İlgili mahkemenin anılan davayı inceleyebilmesi de gereklidir. Şayet mahkemenin böyle bir durumu yoksa o zaman erişim hakkı sağlanmıştır denilemez. AYM bu dosyaları incelemeyerek varlığını inkar etmiştir.

10- AYM, bu başvurucu grubu hakkındaki kabulü ile masumiyet karinesi, ayrımcılık yasağı, eşitlik ilkesi, adil yargılama, mahkemeye erişim, tarafsız ve bağımsız mahkeme gibi temel ilkeleri açıkça çiğnemiştir.

11- AYM, görevini ağır bir biçimde kötüye kullanmıştır.

12- AYM başkan ve üyeleri AİHS, AY, ve kanunlar nezdine açık olan sorumluluklarını yerine getirmediklerinden ve iç talimat ile hukuka aykırı olarak dosyaları kapatma eylemlerinde bulunduklarından suç işlemişlerdir.

13- İlgili tweette ismi geçen başta aynı mahkemenin üyesi mağdur Alparslan Altan olmak üzere PDY iddiası kapsamında mağdur olan herkesin AYM başkan ve üyelerine karşı cezai ve tazmini dava açma hakları doğmuştur.

14- Tüm mağdurların, daha önceden AYM başkanı Zühtü Arslan’ın bu yöndeki başvurulara ve KHK’lara nasıl yaklaşacaklarına dair birçok açıklamasına ek olarak, son bu suçüstü resmi belgeye de dayanarak, ayrıca 10 adet BM İnsan Hakları Komisyonu ve BM İHK’nin kararlarını da ekleyerek, AYM’nin etkili bir iç hukuk yolu olmadığını açıklayıp AİHM ve BM İHK gibi denetim organlarına doğrudan başvuru yapmaları mümkündür. Ayrıca şayet açılan davalar var ise bu belgelerin ilgili dosyalara sunulmaları da sağlanabilir.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin