AnaSayfa»Konuk Yazarlar»Anayasa Mahkemesi, masumiyet kazandı mı?

Anayasa Mahkemesi, masumiyet kazandı mı?

4
Paylaşımlar
Pinterest Google+

YORUM | AZİZ KAMİL CAN

Anayasa Mahkemesi (AYM) Genel Kurulu 11 Ocak 2018 tarihinde toplanarak, gazeteci yazarlar Mehmet Altan ve Şahin Alpay tarafından yapılan bireysel başvuruyu nihayet karara bağladı.

Nihayet diyorum, çünkü geç gelen adalet, adalet değildir. Başvurucular açısından karar sonucuna sevinilse dahi, yüzlerce gazetecinin başvurularına duyarsız kalan AYM, mevcut bu iki başvuruyu da aylar sonra gündemine aldı.

İlerlemiş yaşı ve birçok hastalıkla mücadele eden, özgür fikirleri ile tanınan gazeteci Şahin Alpay 8 Eylül 2016 tarihinde ve demokrat kişiliği ile tanınan Mehmet Altan ise 8 Kasım 2016 tarihinde AYM’ye bireysel başvuruda bulunmuşlardı.

Fakat AYM ne yaptı? Her yönü ile hukuksuz olan ve adeta esir olarak tutulduklarını bildiği bu kişilerin başvurularını ve daha birçok dosyayı aylarca hasıraltı edip incelemedi ve hukuksuzluk karşısında beklemeyi tercih etti.

Oysa herkes biliyor ki, AYM, AİHM uygulamasına paralel olarak bazı dosyaları öncelikle ele almaktadır. Daha önceki AYM Başkanı Haşim Kılıç da bunu konuşmalarında dile getirmişti. Örneğin AYM’nin, sınır dışı edilme, yaşam hakkı ve işkence yasağını ilgilendiren başvuruların yanında tutukluluk ve tedbir talepli kimi dosyaları da öncelikli olarak incelediği ilgili yetkililerince açıklanmıştı.

Peki, nasıl oluyordu da bu başvurular aylarca bekletiliyor. Acaba AYM bağımsız mı değil? Ya da bağımsızdır da tarafsız mı değil? Evet, ortaya konulan uygulamalarıyla AYM’nin hem bağımsız hem de tarafsız olmadığı artık bütün kamuoyunca kabul edilir hale gelmiştir. AYM üyelerinin yürütmeye bağlı olmadıkları ya da ideolojilerinden soyutlanabildikleri söylenebilir mi?

Bugün ülkede hukuksuzluk alıp başını gidiyorsa en az siyasiler kadar AYM de müsebbiptir. Fikir ve inançlarından dolayı esir edilen insanların feryatlarına kayıtsız kalan AYM tarih önünde mahkûm olmuştur. Bugünün tarihini yazacak yarının nesli AYM’yi hiç de hayırla yâd etmeyecek ve hukuki mevta olarak ilan edecektir.

AYM’nin, anılan gazetecilerin kişi hürriyeti ve güvenliği ile ifade ve basın özgürlüğü haklarının ihlal edildiğine ilişkin karar vermesi, kendisine bir masumiyet kazandırır mı? Yüzlerce aynı mahiyetteki gazeteci ve binlerce benzer suç kapsamındaki mağduriyet başvurularını düşündüğümde, aylar sonra ele aldığı dosyalardan seçmeler yaparak anayasaya uygun karar vermesi, AYM’ye masumiyet kazandırmayacaktır.

AYM, DARBECİLİK SUÇLAMASINA NE DEDİ?

Şahin Alpay veya Mehmet Altan hangi eylemi ile darbeye iştirak etmişti ya da ne yapmıştı ki silahlı terör örgüt üyesi olmuş ve aylarca tutuklu kalmışlardı?

AYM, başvurucuların yargılamalarına ve tutuklu kalmalarına neden olan o “vahim” eylemleri şu şekilde tespit etmişti:

“Başvurucu Mehmet Altan’ın tutuklanmasına gerekçe olarak gösterilen somut yazı ve konuşmalarının Star gazetesinde 2010 yılında yayımlanan ‘Balyoz’un Anlamı’ başlıklı köşe yazısı, darbe teşebbüsünden bir gün önce Can Erzincan TV’de yayımlanan programdaki konuşması ve kendi internet sitesinde 20/7/2016 tarihinde yayımlanan “Türbülans” başlıklı yazısı olduğu anlaşılmaktadır.

Başvurucu Şahin Alpay’ın tutuklanmasına gerekçe olarak gösterilen yazıların ‘Din Savaşıymış’, ‘Erdoğan ile Batı Arasında’, ‘Evet Suçta Cezada Şahsidir’, ‘Bu Millet Bidon Kafalı Değildir’, ‘Çıkar Yol Erdoğan’sız Hükûmet’ ve ‘Cumhurbaşkanı Seyirci Kalamaz’ başlıklı yazılar olduğu anlaşılmaktadır.”

AYM ilk olarak, bu gazetecilerin yazılarını yazarken örgütün amaçları doğrultusunda hareket ettiğine ilişkin kanaat oluşmasını sağlayacak nitelikteki olguların varlığının soruşturma makamlarınca gösterilemediğini, bu itibarla suç işlendiklerine dair kuvvetli belirtinin yeterince ortaya konulamadığını, böylece kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini tespit etmiştir.

İkinci olarak da, hukukilik şartını sağlamayan tutuklama nedeniyle, ifade ve basın özgürlüğü hakkının da ihlal edildiğini belirlemiştir.

Basın açıklaması kısmında AYM ayrıca şu tespiti yapmaktadır: “Öte yandan suça konu yazıların yayımlandığı ve konuşmaların yapıldığı dönemde kamuoyunun bir kesiminin dile getirdiğine benzer görüşleri başvurucunun yazılarında ve konuşmalarında ifade etmesi nedeniyle hakkında tutuklama tedbirine başvurularak ifade ve basın özgürlüklerine müdahale edilmesinin hangi ‘zorlayıcı toplumsal ihtiyaç’tan kaynaklandığı ve demokratik toplum düzeninde neden gerekli olduğu somut olayın özelliklerinden ve tutuklama kararının gerekçelerinden anlaşılamamaktadır.”

Peki, diğer gazeteciler veya aynı suç kapsamında yargılanan binlerce sivil ve kamu görevlisinin durumu bu tespitlerden farklı mı? Hayır. Tüm bu kişiler ifade ve inançları nedeniyle tutulmaktadırlar. Oysa inanç ve ifade özgürlüğü anayasanın koruması altında değil midir?

AYNI GÜN, AYM’NİN VERDİĞİ KARAR

Örneğin AYM aynı gün, yine aynı suçtan yargılanan kendi mahkemesinin eski üyesi olan Alparslan Altan ile ilgili başvuruyu da reddetti. Tıpkı diğer benzer binlerce dosya gibi.

Başvurucu 16 Temmuz 2016 tarihinde tutuklanmış ve aylarca da hücrede bırakılmıştı. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 4 Ağustos 2016 tarihinde başvurucunun meslekten çıkarılmasına karar vermişti. Başvurucu, 7 Eylül 2016 tarihinde AYM’ye başvurmuştu.

AYM, Alparslan Altan’ın “tutuklamanın hukuki olmadığı” biçimindeki iddiasını açıkça dayanaktan yoksun bulup reddederek, daha önce vermiş olduğu binlerce hukuksuz kararına bir yenisini daha eklemiş oluyordu.

Peki red gerekçesi neydi? AYM, kararın özetini verdiği basın açıklamasında bazı gerekçelere yer vermiştir. Bu gerekçelere bakıldığında aslında Alparslan Altan’ın durumunun Mehmet Altan ve Şahin Alpay ile aynı olduğu hatta hâkimlik güvencesi nedeniyle daha da korunaklı olduğu anlaşılmaktadır.

AYM’nin iki farklı kararı incelendiğinde red kararının ne kadar keyfi olduğu açıkça görülmektedir.

Örneğin kamuoyunda hukukiliği tartışılan ByLock’un başvurucu tarafından kullanılmadığını AYM kabul ediyor. Ama şunu diyor: tutuklama “…diğer kişiler arasında ‘ByLock’ üzerinden yapılan haberleşmenin içeriğine… dayanılmıştır.”

Yani AYM, başka kişilerin kendi aralarındaki ByLock görüşmelerinde Alparslan Altan’ın ismini kullanmış olmalarını tutuklama nedeni olarak yeterli ve hukuki görmektedir.

Oysa AYM aynı gün, Mehmet Altan ile ilgili kararında da; “Son olarak somut olayın koşulları ve başvurucu hakkında kullanılan ifadelerin içeriği dikkate alındığında Cumhuriyet savcısının esas hakkında mütalaasında suç işlendiğine dair delil olarak kabul edilen ‘Bylock’ üzerinden başvurucu dışındaki kişiler arasında yapılan yazışmaların tek başına suç şüphesini gösterir kuvvetli bir belirti olarak değerlendirilmesi mümkün görülmemiştir.” demektedir.

Bu nasıl bir keyfilik! Başkalarının ByLock görüşmelerinde Mehmet Altan’ın isminden bahsetmeleri, “suç şüphesini gösterir kuvvetli bir belirti olarak değerlendirilmez” iken, Alpaslan Altan’ın isminin geçmesi tutuklama nedeni olarak yeterli görülebiliyor.

Yine bir Altan için “Tanık anlatımında ise başvurucunun somut bir eylemine dair bilgiye yer verilmemiştir.” denilerek, ihlal gerekçesi oluşturulurken, diğer Altan (A) için ise tanıkların somut bir eylem ortaya koymadan “cemaatten olabilir” şeklindeki soyut beyanları başvurunun reddi sebebi olarak kabul edilebilmiştir.

Bir Altan için yukarıda “Öte yandan…” ile başlayan paragrafta ayrıntısı verilen sosyal yaşam ve görüşlerden dolayı kişinin tutuklanamayacağı tespit edilirken, diğer Altan (A) için “başvurucunun sosyal ilişkilerinden örgüt mensubu olduğu kanaatine ulaştığı” yönündeki savcılığın soyut iddiası tutuklamanın hukukiliğine neden gösterilmiştir.

AİHM de aslında hâkimlerin kararlarından dolayı yargılanmalarını ifade özgürlüğü kapsamında incelemektedir (bkz. Adana eski savcısı Sacit Kayasu kararı vb). Bu nedenle gazetecilerle hâkim ve savcıların pozisyonları aynıdır. Yani Alparslan Altan somut olarak bir kararından dolayı suçlanıyorsa bu onun ifade özgürlüğü ile ilgili olup, hak ihlali noktasında Mehmet Altan ve Şahin Alpay’dan farklı bir durumda değildir. Kaldı ki, Alparslan Altan, somut bir kararından değil sosyal ilişkilerinden dolayı yargılanmakta, hücreye atılmakta ve AYM’ce başvurusu da reddedilmektedir. Tepki oluşmasın ve AİHM, Türkiye’de AYM vardır demesi için de, AYM; arada bir de Can Dündar, Mehmet Altan, Şahin Alpay gibi bazı ünlü kişiler lehine ihlal kararı vermektedir. Yani bir taş ve birkaç kuş misali…

AYM, bu şekliyle toplum nezdinde saygınlığını yitirirken, diğer yandan mahkemeler nezdinde de bir değer ifade etmeyecek hale gelmiştir.

TAHLİYE TALEPLERİNİN REDDİ HUKUKİ Mİ?

Nitekim, Şahin Alpay ve Mehmet Altan ile ilgili tutuklamanın ihlali yönünden karar verdiği halde bu kişilerin avukatlarının AYM kararını da ekte sunmak suretiyle yaptıkları başvurulara rağmen İstanbul 13 ve 26. Ağır Ceza Mahkemelerince tahliye istemleri reddedildi.

Mahkemeler, sanıklara ilişkin gerekçeli kararın kendilerine tebliğ edilmemesi ve tahliyeleri yönünden tedbir mahiyetinde bir kararın da verilmemiş olmasını gerekçe gösterdiler.

Adalet sistemi bir kere bozuldu mu herkes kendi hukukunu uygular. Doğaldır ki. Bunun sonucunda devletin çöküşü daha da hızlanır.

Oysa kanunlar çok net. Hatta AYM Balyoz kararı döneminde de, karar açıklanır açıklanmaz, başvuran başvurmayan tüm sanıklar derhal serbest bırakılmışlardı ki doğru olan da buydu. Fakat bu kez böyle olmadı.

Ağır Ceza Mahkemeleri (AğCM) AY’nın 153. maddesi uyarınca kararın Resmi Gazete’de yayınlanması gerektiğini belirtmişlerdir ki, bu madde Meclis tarafından çıkartılan kanunların incelemesi ve iptali ile ilgili olup, bireysel başvuruları ilgilendiren bir düzenleme değildir. AğCM’ler burada yanılgıya düşmüşlerdir.

İkinci olarak AğCM’ler, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesi Kanununun 50/2. maddesindeki “…dosya ilgili mahkemeye gönderilir” gerekçesine dayanmış ve dosyanın kendilerine gelmediğini söylemişlerdir. Oysa bu özür, Ayet’te bulunan “…namaza yaklaşmayın” şeklindeki kısmı bahane ederek namaz kılmayanların özrüne benziyor. İşine gelmeyen kişi bu kısma bakıp namaz kılmazken öncesindeki “içkili iken” kısmına bakmaya gerek görmüyor.

50/2. maddenin ilk cümlesi şöyledir: “Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için  yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir.”

Bu düzenleme, kesinleşmiş ve hak ihlali tespit edilmiş, ancak yeniden yargılama yapılarak ihlalin giderilebileceği dosyalara ilişkin bir düzenlemedir. Ancak, başvurucuların dosyaları halen AğCM’lerdedir. AYM, sadece bir tedbir (tutuklama) ile ilgili ihlal tespiti yapmış ve ihlalin giderilmesini istemektedir.

AğCM’ler, üçüncü olarak 50/3. maddeye da dayanarak kararın ilgililere tebliğ edilmesi gerektiğini söylüyorlar.

AYM, gerekçeli kararını yazıp aynı gün sitede ilan etmiştir. Sanık avukatları kararı temin edip mahkemelere sunmuşlardır. 6216 sayılı Yasada tebliğ şekilleri açıkça belirtilmemiş ise de CMK’da, tebliğ için birçok yol öngörülmüş, buna faks, mesaj, telefon ile bildirim de dahil.

6216 sayılı Kanun’un 49/(7). fıkrasında “Bireysel başvuruların incelenmesinde, bu Kanun ve İçtüzükte hüküm bulunmayan hâllerde ilgili usul kanunlarının bireysel başvurunun niteliğine uygun hükümleri uygulanır.” denilerek, şayet bu kanunda hüküm yoksa diğer usul kanunlardaki hükümlerin uygulanabileceği ifade ediliyor. Buna göre tebliğin yapılmış olduğu kabul edilmelidir.

Bir an için kabul edilmese dahi, mahkemelere düşen red değil, AYM ile irtibata geçerek orijinal kararın fakslanmasını istemek ve buna göre de tahliye kararı vermekti.

Yasalar bağlamında tahliye için AğCM’lerin takdir hakları bulunmamaktadır. Peki bu durumda AğCM’lerin eylemleri nasıl değerlendirilebilir? AİHM, kimi kararlarında 4 saat ya da daha az bir süre keyfi olarak alıkonulan kişilere ilişkin olarak “özgürlüklerinden yoksun bırakıldıklarına ve hak ihlalinin gerçekleştiğine” hükmetmiştir.

Buna göre, yasaların açık hükümlerine rağmen sanıkları tahliye etmeyen AğCM heyetleri “kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma” ve “görevi kötüye kullanma” suçlarını işlemişlerdir. Bu aşamadan sonra tahliye etmeleri bu suçların oluşumunu ortadan kaldırmaz. Sanıkların bu konuda şikâyet hakları doğmuştur.

önceki yazı

Reis’iyle çay toplayan yüksek (!) yargının acınası halleri

Sonraki yazı

Dünyanın en pahalı kalecisi olmanın hakkını verdi

Yorum yapın

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir