AnaSayfa»Ekonomi»Altınların İran’a nasıl gittiğini Babacan da biliyordu

Altınların İran’a nasıl gittiğini Babacan da biliyordu

6
Paylaşımlar
Pinterest Google+

HABER ANALİZ | SEMİH ARDIÇ

Amerika Birleşik Devletleri’nde Reza Zarrab (Rıza Sarraf) gibi ‘kara para aklamak’, ‘İran ambargosunu delmek’ ve ‘bankacılık kanuna muhalefet’ suçlarını işlediği iddiasıyla 75 seneye kadar hapis cezası talebi ile mahkeme önüne çıkarılan Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın kefaletle tahliye müracaatına mukabil savcılık da mahkemeye adeta belge yağdırıyor.

İki hafta evvel genel müdürlük emrine aldıkları Atilla’yı yavaş yavaş kapının önüne koyanlar artçı şokların geleceğini hissetmiş olmalı. Yakında ‘böyle birini tanımıyoruz’ derlerse şaşırmam! New York Güney Bölgesi Savcılığı altın ticaretinin iç yüzünü 17 Aralık 2013 Yolsuz ve Rüşvet Operasyonu’ndan 13-14 ay evvel şerh etmiş Ali Babacan’ın beyanatını Atilla aleyhine delil olarak takdim etti. Malumun ilamı gibi de olsa Ankara’da yüksek mevkileri bile sarsacak, birilerinin uykularını kaçıracak evsafta şifreleri kuvvetli bir adım bu.

2012’DE ALTIN İHRACATI PATLAMIŞTI

Babacan’ın Zarrab davasının delilleri arasına giren konuşması, 23 Kasım 2012’de Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Plan Bütçe Komisyonu zabıtlarına geçmişti. Türkiye’nin dokuz aylık altın ihracatı 10,7 milyar doları bulurken, ithalatı ise 6,7 milyar dolar olarak gerçekleşmişti. O tarihe kadar altın ihracatı 1 milyar dolar civarındaydı. Senelik 20-30 ton altın imalatı da ithalat da bu rakamların izahına kâfi gelmiyordu.

Üstelik altınların tamamına yakının gittiği adres İran ve Dubai (Birleşik Arap Emirlikleri) olarak görünüyordu. 10,7 milyar dolar altın ihracatının 6,4 milyar dolarlık kısmı İran’a, 3,2 milyar dolarlık kısmı ise Dubai’ye yapılmıştı. Haliyle bu rakamlar gazete ve televizyon haberlerinde öne çıkmıştı.

BABACAN ‘İŞİN ÖZÜ BU’ DİYEREK HÜLLEYİ DEŞİFRE ETTİ

Türkiye’nin en çok tartışılan başlıklardan biri İran’a giden altınlar olmuştu.

Ekonominin patronu Babacan, Plan Bütçe Komisyonu’nda CHP ve HDP milletvekillerin esrarengiz altın ticaretine dair suallerine muhatap olunca şunları ifade etmişti:

“Türkiye olarak İran’dan aldığımız gazın parasını biz TL olarak İran’ın Türkiye’deki hesabına yatırıyoruz. Fakat İran’ın o parayı dolar olarak kendi ülkesine götürmesi mümkün değil, uluslararası kısıtlamalar, ABD’nin müeyyideleri sebebiyle. Dolayısıyla İran bunu döviz olarak kendi ülkesine götüremeyince o TL’yi kendi hesabından çekiyor, altın alıyor piyasadan. Altını kendi ülkesine götürüyor. Bunu nasıl götürüyor bilmiyorum, ama işin özü bu. Oraya altın ihracatı aslında bizim doğalgazı almak için ödediğimiz karşılık gibi bir şey oluyor.”

O tarihte bu sözlerin sadece dış ticaret veçhesi müzakere edilebildi. Zira kimsenin aklına ne Zarrab ne de onunla rüşvet mekanizması kurmuş dört bakan geliyordu. Hükûmet ‘doğalgaz ödemesini’ İran’a altın ihracatı olarak göstererek ihracat rakamlarını şişiriyordu, o kadar!

HEM İHRACAT ARTMIŞ GÖRÜNÜYOR HEM DE …

Demokratik bir rejimde bu hülle de kabul edilmemeliydi. Devletin istatistiklerle oynaması resmî verilere duyulan itimadı hâk ile yeksan eder. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), istatistikleri manipüle etmeyi ilk defa İran altınlarında tecrübe etmişti.

O günden beri iktisatçılar, Türkiye İstatistik Kurumu için ‘Polit Büro istatistikçi’ tabirini kullanılıyor. Sovyetler Birliği’nde Komünist Parti’nin talimatları ile hareket eden ‘Polit Büro’nun yerinde yeller esse de o misyonunu 21. asırda Türkiye’de, TÜİK devam ettiriyor! İşin iç yüzünün ihracat rakamlarını şişirmekten ibaret olmadığı 17 Aralık 2013’ten itibaren daha berrak biçimde görüldü.

Babacan’ın komisyona verdiği malumatta en hassas kısım şu cümlede geçiyor: “İran bunu döviz olarak kendi ülkesine götüremeyince o TL’yi kendi hesabından çekiyor, altın alıyor piyasadan. Altını kendi ülkesine götürüyor. Bunu nasıl götürüyor bilmiyorum, ama işin özü bu.”

Babacan altınların nasıl götürüldüğünü bilmediğini söylese de Hazine, Merkez Bankası, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Halkbank, Ziraat Bankası ve Vakıfbank’tan mesul Başbakan Yardımcısı’nın Türkiye’den İran’a altınların nasıl gittiğini bilmemesi mümkün mü? Babacan her şeyin farkındaydı. Hatta Zarrab’ın Halkbank üzerinden yapılan işlemler için daha fazlasını talep etmesinden rahatsız olmuş, ona yüz vermemişti.

ZARRAB, BABACAN VE ŞİMŞEK’İ NİYE ‘SOĞUK’ BULDU

Babacan’dan umduğunu bulamayan Zarrab son bir umut devrin Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e gitmişti. 17 Aralık tapelerinde bu ziyaretlerden eli boş dönen Zarrab’ın elemanlarından biri ile telefon görüşmesi de vardı. O tapede geçen şu sözler Zarrab’ın şaşkınlığını ele veriyor: “O biraz soğuk. Biliyorsun Ali Babacan’la aynı kafa yapısında. İkisi de ihracat rakamlarıyla çok ilgilenmiyor. Tuhaf bir insan, diğerleri gibi değil. Gitmeden önce de bana söylemişlerdi.”

Zarrab’ın konuşmasında tedirgin olduğu da dikkatten kaçmıyor: “Köz acaba alevlendi mi?” Patronunun bu sualine R.B. de, “Belki uyuyan şeyi uyandırdık, bilmiyorum; inşallah öyle yapmamışızdır.” cevabını veriyor. Babacan o konuşması ile başta ABD’liler olmak üzere birilerinin dikkatini esrarengiz ticarete çekmeyi murat etmiş de olabilir.

ATİLLA’NIN VAZİFESİ ZARRAB’IN İZİNİ KAYBETTİRMEKTİ

Zarrab ve Atilla için yolun sonu göründü. Avukatları milyon dolar kefaletle en azından ev hapsine geçebilmesi için dilekçe üstüne dilekçe verse de New York Güney Bölgesi Savcılığı suçun mahiyeti ve kuvvetli delilleri hatırlatarak ‘tahliye’ taleplerine itiraz ediyor. Zarrab’ı yakalayan Savcı Preet Bharara’nın ABD Başkanı Donald Trump tarafından azledilmesi davanın seyrini zannedildiğin aksine sanıklar aleyhine hızlandırdı.

Babacan’ın sözlerinin Atilla aleyhine delil olarak takdim edilmesi sembolik kıymeti haiz. Atilla, Zarrab ile alakası olmadığını iddia ede dursun, savcı son hamlesi ile İran paralarını aklamak üzere tesis edilmiş ihracat görünümlü bu mekanizmayı ilk defa Babacan’ın itiraf ettiğine dikkat çekti.

Atilla’nın Halkbank’ta ihracat diye Excel tablolara işlettiği emtianın altın, soya, kanola veya buğday olduğunu ispat etmesi artık daha zor. Zira Babacan, İran’ın parasını Türkiye’den bu metotlarla çıkarıldığını belirterek Pandora’nın kutusunu açmıştı.

TECÜHÜL-İ ÂRİF YAPIYOR

Babacan, “Bilmiyorum.” derken eskilerin ‘tecahül-i ârif’ sanatını icra ediyor, yani bildiği halde bilmezlikten geliyor. Mevzudan haberdar. Yukarıdakine rağmen en fazla bu kadarını açıklayabilmiş. Dört bakanın düştüğü tuzağa düşmemiş, ayakkabı ve çikolata kutularıyla gelen rüşvetleri elinin tersi ile itmiş, o gün için bu kirli havuza girmemiştir. Bildiklerine ve mekanizmanın haricinde kalmasına rağmen Babacan’ın niye istifa etmediği ise tam bir muamma.

Hülasa edersek Atilla düne kadar Halk Bankası Genel Müdür Yardımcısı’ydı. Babacan’a rağmen bu karanlık işlerde rol aldığı anlaşılıyor. Halkbank’ı ambargonun delinmesi için paravan olarak kullanacak kadar yüksek bir iştiyakı vardı. Sanal işlemlerle Zarrab’ın ABD’nin İran ambargosunu deldiğini ve İran’a altın-para gönderdiğini kamufle edileceğini zannedecek kadar da safderun!

ATİLLA İLE ZARRAB SUÇ ORTAĞI

Savcılık şimdi içeriden bir bilgiyle Atilla’yı köşeye sıkıştırdı ve ilave etti: “Atilla yanlış belgeler hazırlıyor ve bunları işlemlerde kullanıyordu. O zaman Türk Başbakan Yardımcısı Ali Babacan tarafından da kabul edildiği gibi, İran’dan alınan petrol karşılığında Türkiye’den altın nakli yapılıyordu. İran’ın ABD ve uluslararası yaptırımlara tabi petrol satışlarından elde ettiği geliri telafi edebilmesi için kullanılan bir yöntemdi.”

Zarrab ve Atilla’nın ABD’de muhakeme edilmesi Türkiye’de karartılan 17 Aralık dosyasının ne kadar sağlam bir dosya olduğunu ispat ediyor. Düğmesiz cübbelerini AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın huzurunda iliklemek için iki büklüm olan hâkim ve savcıların yarım bıraktığı işi Amerikan adaleti tamamlayacak.

İran, Dubai ve Türkiye üçgeninde kurulan rüşvet çarkına dahil olanları Zarrab ve Atilla’dan farklı bir akıbet beklemiyor. ABD’ye ayak bastıkları an tevkif edilecek hepsi. Babacan giderse ne olur? Hapse atmazlar. Muhtemelen ‘tanık’ sıfatı ile ifadelerine müracaat edebilirler.

Önceki Yazıları:
İsrail ile ticaret aynen devam edecek mi? - 11 Ara 2017
Atış serbest piyasa: 23 bin şirketin dövizle borçlanması yasaklanacak! - 09 Ara 2017
MİT’ten ‘temiz kâğıdı’ yoksa taşerona kadro yok - 08 Ara 2017
Dolar fısıltıyla düşmez - 07 Ara 2017
Hokus pokus ekonomisi - 06 Ara 2017
Sermaye kaçmakta haksız mı? - 04 Ara 2017
Açlık sınırının altında neyin fedakârlığı! - 02 Ara 2017
Ticaret Man’daysa, vergisi nerede? - 30 Kas 2017
Dolar hiç 7 bin 500 lira olmadı - 28 Kas 2017
AKP, TÜSİAD’ı kapının önüne koydu - 27 Kas 2017
önceki yazı

Bir aşk hikâyesi (1)

Sonraki yazı

ÖSYM'de skandal: Seçme yerleştirme sonuçları silbaştan...

1 Yorum

  1. Veysel
    12 Ağustos 2017 at 17:41 — Cevapla

    Babacan gibi temiz yuzlu insanlar, bu cirkefin icerisinde nasil durdular, neden bu zulume ortak oldular? Gercekten muamma!

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir