AnaSayfa»Manşet»27 Mayıs’a giden süreçte vatan cephesi

27 Mayıs’a giden süreçte vatan cephesi

7
Paylaşımlar
Pinterest Google+

Yorum | Dr. Serdar Efeoğlu | @DrEfeoglu

Demokrat Parti (DP), 14 Mayıs 1950’de büyük bir seçim zaferine imza atarak CHP’nin 27 yıllık iktidarına son verdi. “Yeter söz Milletindir” sloganı ile demokrasi vurgusunu öne çıkaran DP, ilk dört yıllık iktidarında ülkenin kalkınmasında önemli adımlar atarak 1954 seçimlerini de kazandı. 1950’de yüzde 55 olan oy oranını 1954’de yüzde 58’e çıkardığı gibi, milletvekili sayısını da 408’den 503’e yükseltti.

DP’nin yakaladığı rüzgâr 1955’den itibaren tersine dönmeye başladı. ABD’nin kredileri kısması, iç ve dış politikadaki sorunlar, Menderes ve DP’yi birçok sıkıntıyla karşı karşıya getirdi. DP, böyle bir ortamda gidilen 1957 seçimlerinde ciddi bir oy kaybına uğradı ve oyların yüzde 48, 6’sını aldı. Milletvekili sayısı da 424’e düştü.

Menderes seçimlerin yapıldığı gün için “Allah bana 27 Ekim gibi bir gece bir daha yaşatmasın” demiş, bir başka sözü de “1950’de kazandık, 1954’de kazandık, 1957’de yaralandık, kazandık” olmuştur.

DP tek başına iktidar olmaya devam etse de seçimlerde yaşanan oy kaybı, Menderes ve DP ileri gelenlerinin bir sonraki seçimin kazanılamayacağı ve iktidarın kaybedileceği endişesine kapılmalarına neden oldu.

VATAN CEPHESİ’NİN KURULMA NEDENLERİ

1957 seçimlerinde ortaya çıkan tablo, yeni bir cepheleşmeyi ortaya çıkardı. 19 Eylül 1959’da CHP, CMP ve HP liderlerinin bir araya gelerek bir “Güç Birliği” oluşumunu görüşmesi, DP’yi rahatsız etti.

Türkiye Köylü Partisi’nin Cumhuriyetçi Millet Partisi ile birleşmesi, HP’nin de CHP’ye katılması ile DP’ye karşı “Güç Birliği Cephesi” veya diğer adıyla “Milli Muhalefet Cephesi” kuruldu. DP, muhalefet cephesine tepki olarak Vatan Cephesi’ni kurdu. Bu teşebbüs, Türkiye’de ciddi bir kamplaşmayı beraberinde getirdi.

DP’yi otoriterleşmeye ve cephe siyasetine iten dış faktörler de olmuştur. Bunların başında Irak’ta yaşanan darbe gelmektedir. Irak Kralı 2. Faysal ve Başbakan Nuri Sait Paşa’nın öldürülmeleri ve bir darbe ile ordunun yönetimi ele geçirmesi, DP yönetimini endişelendirmiş ve kendilerinin de darbeye maruz kalacakları düşüncesini güçlendirmişti.

Menderes’in ayrıca Fransa’da yaşanan gelişmelerden etkilendiği anlaşılmaktadır. Fransa’da siyasi sistemin tıkanmasıyla 2. Dünya Savaşı’nın kahramanı General de Gaulle göreve çağrılmış, o da Dördüncü Cumhuriyetin Hükümete verdiği yetkilerin yetersiz olduğunu ileri sürerek yeni bir anayasa yapılması şartıyla Başbakan olmuştu. Hükümetin yetkilerini artıran ve parlamentoyu büyük ölçüde devre dışı bırakan yeni Anayasa’nın kabulü ile Beşinci Cumhuriyet kurulmuş, de Gaulle seçimleri kazanarak Başbakanlığını devam ettirmişti.

Menderes Fransa’yı örnek veriyor ve yetkilerin kendisinde toplandığı bir rejimi arzuluyordu. Böylece iktidarını devam ettirecek ve muhalefeti sıradanlaştıracaktı. Menderes bu yaklaşımla, Türkiye’nin geleceğiyle kendisinin ve partisinin geleceğini özdeşleştirmişti. O’na göre artık “Türkiye demek, DP ve Menderes” demekti.

VATAN CEPHESİ NASIL ÜYE YAPTI?

İnönü’nün muhalefete güç birliği çağrısı yaptığı 12 Ekim 1958 tarihinde Menderes Manisa’da yaptığı konuşmada, “kin ve husumet cephesine karşı” Vatan Cephesi’nin kurulmasının gerekli olduğunu, halkın katılımlarıyla bu cephenin DP’nin şimdiye kadar meydana getirdiği eserleri koruyacağını söylüyordu. Muhalefetin “Güç Birliği” oluşumunu “yıkıcı, bozguncu, şer cephesi, ehl-i salip (Haçlı)” olarak isimlendirerek halkı Vatan Cephesi’ne davet ediyordu.

DP’nin Vatan Cephesi’ni bir meşruiyet vasıtası olarak da gördüğü açıktır. Bunun için katılıma büyük önem verilmiş, sayı süratle artırılmaya çalışılmıştır. Menderes’in konuşmasından sonra her yerde hızla Vatan Cephesi ocakları açılarak üye kaydedilmiştir. Mart ayında ocakların sayısı 134’e, üyelerin toplamı da 76.040’a ulaşmıştır. Bir yıl sonra o dönemde nüfusu 25 milyon civarında olan Türkiye’de Vatan Cephesi üyelerinin sayısı bir milyona yaklaşacaktır.

Katılımı artırmak için gönderilen telgraflar gazetelerde yayınlanıyor, hatta bunun için gazeteler çıkarılıyordu. Vatan Cephesi için marş bile yazılmıştı. Dönemin en büyük medya aracı olan “Radyo” yoğun bir şekilde kullanılıyor, saatlerce Vatan Cephesi’ne girenlerin isimleri okunarak halkın büyük bir çoğunlukla DP’ye destek verdiği imajı oluşturuluyordu.

Gazetelerde üye olunma nedenlerine dair birbirine çok benzeyen ilanlar yayınlanıyor, genellikle DP’nin ülkenin çehresini değiştirdiği, çok büyük yatırımlar yaptığı, gece gündüz çalıştığı vurgulanıyordu. Telgraflarda muhalefete de mesaj verilerek CHP’nin bu ilerlemeyi hazmedemediği ifade ediliyordu.

Menderes üyelik için hızlı davranılmasını istiyor, bu da beraberinde birçok problem getiriyordu. Katılım sayılarında tutarsızlıklar görülüyor, hayali isimlerin kaydedildiği iddia ediliyor, muhalefet bunu alay konusu yapıyordu. Muhalefete göre radyoda; ölmüş kişiler, kundaktaki bebekler, zaten DP’de kaydı olanlar, hatta kedi ve köpek isimleri bile okunuyordu. Radyo spikerleri şaka olarak arkadaşlarının ismini okumuş, o yıllarda altı yedi yaşında olan Kadir İnanır bir röportajında kendi isminin de okunduğunu duyduğunu belirtmiştir.

Vatan Cephesi konusunda en büyük yanlış, devlet radyosundan liste okunması olmuştur. Saatlerce okunan listeler halkın tepkisine yol açmış, radyoya “Yalan Makinesi” denilmiş, hatta “Ajans Haberlerini ve Partizan Neşriyatını Dinlemeyenler Derneği” adıyla dernek bile kurulmuştur.

Gazetelerde üye kayıtlarına dair tekziplerin yer alması, iddiaların bir kısmının doğru olduğunu göstermektedir. Muhalefet ise Vatan Cephesi’ni “VC” şeklinde yazıp söyleyerek aşağılayıcı bir üslup kullanıyordu. CKMP Başkanı Osman Bölükbaşı ise menfaatin ön planda olmasından dolayı Vatan Cephesi’ne “Yağlı Pilav Cephesi” demekteydi.

DP yanlısı Zafer ve Son Havadis gazeteleri tamamen parti propagandası yaptığından sürekli tiraj kaybediyor, iki gazetenin gerçek tirajı ancak 70.000’i bulabiliyordu. DP muhalefeti devlete ve millete karşı olmakla suçlamakta, iktidar olmanın avantajını çok iyi kullanarak ödül ceza sistemini uygulamaktaydı. Kredi ihtiyacı olanlar, devlet dairelerinde bir sorunla karşılaşanlar, iş bulamayanlar Vatan Cephesi’ne katılarak iktidarın nimetlerinden yararlanmaya çalışıyorlardı.

DP, Vatan Cephesi ocağı açmaları karşılığında köylere yol yapma, cami inşa etme, kredi verme gibi çeşitli vaatlerde bulunuyordu. Bazen çeşitli tehditlerle kayıt yapılıyordu. Örneğin Ankara’da 300 kişi işten çıkarılmakla tehdit edilerek kaydedilmiş, TCDD çalışanları ve doktorlar baskı ile üye yapılmışlardı.

YASSIADA’DA YARGILAMA

Menderes ve 21 arkadaşının Yassıada’da yargılandığı konulardan birisi de Vatan Cephesi oldu. Gerekçe DP iktidarının ülkeyi demokrasiye aykırı bir şekilde yönetmesi, DP’nin dikta rejimini devam ettirmek için Vatan Cephesi’ni kurarak muhalefet partilerinin yok edilmesini amaçlamasıydı.

Soruşturma raporunda birçok vatandaşın kandırılarak üye yapıldığı, üye olmayı reddeden kişilere çeşitli müeyyideler uygulandığı, tehditle veya ihtiyaçlarının karşılanması yoluyla üye kaydı yapıldığı belirtiliyordu. Bir başka iddia, işadamlarının maddi beklentilerle zorla üye yapıldığı, hatta Vehbi Koç’un baskı yoluyla CHP’den istifa ettirildiği şeklindeydi.

Menderes ise Vatan Cephesi’nin hukuk dışı bir oluşum olmadığı, sadece DP’nin mevcut olduğu ve Vatan Cephesi’nin bir tabir olduğu, hiç kimsenin zorla üye yapılmadığı şeklinde savunma yapmıştır. Yüksek Adalet Divanı son kararında davanın Anayasayı İhlal Davası ile birleştirilmesine karar vermiştir.

KUTUPLAŞMANIN SONUCU: DARBE

Vatan Cephesi girişimi, DP iktidarının 27 Mayıs Darbesi’ne gidiş sürecinde en büyük hatalarından birisi olmuştur. Toplumda gereksiz bir kamplaşma yaşanmış, bu girişim ülkeye ve DP’ye herhangi bir fayda getirmemiştir. 27 Mayıs darbecileri de yaşanan kamplaşmayı bahane ederek Cumhuriyet döneminin ilk askeri darbesini yapmışlardır.

27 Mayıs Cuntası, bir milyona yakın üyeye rağmen bir tepki ile karşılaşmadan darbe yapabilmiş, Yassıada’da verilen idam kararlarına Vatan Cephesi üyelerinin bir tepkisi olmamıştır. Bu güvenle darbeciler; Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ı bir direnişle karşılaşmadan idam etmişlerdir.

Günümüz siyasetçilerine düşen de toplumu kutuplaştırıcı söylemlerden vazgeçmek ve farklı görüş ve düşünceye saygıyı esas kabul ederek siyaset yapmak olmalıdır. Toplumu birbirine düşüren bir siyasetin çok tehlikeli sonuçları olabileceği unutulmamalıdır.

 

Kaynaklar: S. Yıldırmaz, “Vatan Cephesi”, Türkiye’de Siyasal Muhalefet, İstanbul 2008; Z. Aslan, “Vatan Cephesi Davası”, History Studies, S. 4, 2012.

Önceki Yazıları:
AKP’nin 15 Temmuz sonrası akademik kıyımı - 15 Kas 2017
12 Eylül’den 15 Temmuz’a akademik kıyım - 08 Kas 2017
27 Mayıs Darbesi’nde akademik kıyım: 147’ler - 01 Kas 2017
Bölünmenin eşiğinde bir ülke: Irak - 25 Eki 2017
Ortadoğu’da ajanlar: Arabistanlı Lawrence - 18 Eki 2017
Ortadoğu’yu anlama yolunda; Şerif Hüseyin İsyanı - 11 Eki 2017
Birinci Dünya Savaşı ve İslam dünyası - 04 Eki 2017
Musul nasıl kaybedildi? - 27 Eyl 2017
Abdülhamit eğitim alanında başarılı oldu mu? - 20 Eyl 2017
27 Mayıs’a giden süreçte vatan cephesi - 13 Eyl 2017
önceki yazı

Avrupa’da ‘taşra siyaseti’

Sonraki yazı

Cennette Türkiye kapısı var mı?

Yorum yapın

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir